Yakın tarihin en önemli siyasi krizlerinden biri daha gittikçe çamura batıyor. Tüm bu gidiş içinde, doğrudan taraf olanların birbirine söylediklerini bir yana bıraksak bile, güya daha serinkanlı tartışmalar da hâlâ okul münazarası havasında sürüyor. Başımıza gelenlere rağmen her defasında bir arpa boyu yol almadan yolumuza devam ediyor oluşumuz biraz da bu yüzden değil mi?
Hükümeti destekleyen çevre, ülkedeki politik krizi uzunca bir süre, 'bir medya kuruluşu'nun ekonomik kavgasına' indirgeyerek görmezden geldi. Ardından, 'Ergenekon çetesi' tartışması yine sığ sularda gündemi kapladı, hâlâ o istikâmette devam ediyor. Parti kapatma davasının ardından 'demokrasi mücadelesi'ne tezgâh açıldı. Gık deseniz, özde değil, sözde demokrat olmakla suçlanacağınız bir sıkıştırma harekâtı başladı. Hele de, Doğan Medya grubunda yazıyorsanız, hükümet çevrelerinin hoşuna gitmeyecek en ufak bir şey söylediğinizde demokrasi özürlü diye yaftalanmak riski ile karşı karşıyasınız.
Önce, bazı gerçekleri hatırlatmakta fayda var. Bizim mensup olduğumuz medya grubunda, grubun genel yaklaşımı dışında tavır almanın hiçbir riski yok. O nedenle, bir kere ucuz kahramanlığın âlemi yok. Ben Refah Partisi ve Fazilet Partisi'nin kapatılma davalarının her ikisine karşı da çok keskin tavır takınmış biriyim. Her ikisinin de siyasi mahiyetli davalar olduğunu düşündüm, hâlâ da öyle düşünüyorum. Dahası, Refah Partisi'nin kapatılması davasını onaylayan AİHM kararının da siyasi bir karar olduğunu düşünüyorum.
Fazilet Partisi'nin kapatılması sürecinde Radikal'de yazıyordum, düşündüklerim ve yazdıklarım konusunda hiçbir baskı görmedim, başıma çok şükür hiçbir şey gelmedi. Dahası, bu gazetenin genel yayın yönetmeni ve birçok yazarı sıklıkla farklı düşünceleri dillendiren insanlar. Hükümet yanlısı medya çevrelerinde benzer hiçbir örnek olmadığını hatırlatmak isterim.
Hal böyle iken, hükümet yanlısı medyada yazan arkadaşların, hoşlarına gitmeyen her düşünce karşısında, demokratlık engizisyon heyeti dili kullanmalarını her şeyden önce çok ciddi bir haksızlık ve nezaketsizlik olarak görüyorum. Farklı görüşlere tahammülünün ne olduğu apaçık ortada olan medya kuruluşlarında yazıp, karşılarındakileri ikide bir zor zamanda direksiyon kırmakla ithamı altında bırakmanın anlaşılır tarafı yok.
Belden aşağı güreşmek kolay, onlar bunları söyler, biz iktidar çevrelerinden maaş aldıklarını ileri süreriz olur biter. Ama bu durumda, kurunun yanında yaş yanar, düşüncelerimiz ucuza kodlanır, konuşamaz, tartışamaz hale geliriz. Oysa, hükümet yanlısı medyada yazan çizen arkadaşlar, düşüncelerinde samimi olduklarını ispat etmek için, doğru olduğunu düşündükleri konularda hükümet yanlısı gibi gözükmekten çekindikleri için durduk yerde fazladan eleştirel davranmak zorunda olmamalı, bu yönde haksız saldırılara maruz kalmamalı.
Ama diğer taraftan, aynı şey, diğerleri yani başka medya kuruluşlarında yazanlar için de geçerli, özde demokrat olduklarını ispat etmek için kimse onların fikirlerine yüzde yüz katılmak zorunda değil. Ya, bu çerçeve içinde kalacağız, centilmence tartışacağız, ya da karşılıklı bir karalama, sataşma, ima, itham ortamı içinde iş çığrından çıkacak.

Ben, kendi adıma, bu son siyasi krizde diğerlerinden farklı olarak, neden ilk kez 'keskin' bir tavır almadığımı anlatmaya çalışıyorum, bu toz duman içinde fırsat bulabilirsem, daha uzun uzun anlatacağım. 'Demokrasi dersinden sınıfta kaldınız' gibi telefon mesajı tacizleri, satır arası münazara çocuğu sataşmaları falan umurumda değil. Yeter ki, bu hava tartışma ortamına tamamen hâkim olmasın, son krizde ilk kurban edilen, efendice ve samimi bir demokratik tartışma ortamı olmasın.

Kaynak: Radikal