Geçen hafta Afganistan'da 'seçim' vardı. Daha doğrusu, adı seçim olan siyasi bir sirk vardı, ama NATO Genel Sekreteri Rasmusssen, seçimi, demokrasi yolunda bir başarı olarak takdim etti.
Büyük kısmını Taliban güçlerinin kontrol ettiği ve geri kalan kısmında tam bir siyasi kaos yaşanan ülkede Batı destekli Karzai iktidarı seçimle güya meşruiyet kazanmaya çalıştı. Batı medyası, seçim demeye bin şahit isteyen bu siyasi rezaletin faturasını Taliban'ın seçimleri sabote etme gayretine çıkarmaya çalışıyor. Taliban'ın, seçime katılanların parmaklarını keseceğini duyurması gibi tehditler savurduğu ve her türlü engellemeye giriştiği doğru. Ama diğer taraftan, bu seçime ilişkin tek sorun Taliban'ın tavrı ve baskısı değil.
Sadece Batı desteğiyle iktidarda kalmanın imkânsızlığını gören Karzai, bu seçimler için her türlü kirli ittifaka girdi. Karzai'in, Muhammed Kasım Fahim gibi bir 'savaş lordu'nu baş müttefiki seçmesi, aylar öncesinde, Batılı insan hakları kuruluşları ve birçok diplomat tarafından kınandı ve seçimlere ilk gölge oldu. Ancak, Karzai benzer ittifaklar kurmaya devam etmekte tereddüt göstermedi. En son, 'Kunduz Kasabı' olarak bilinen Özbek General Raşid Dostum, Karzai'nin isteğiyle, yaşamakta olduğu Türkiye'den Afganistan'a uçarak seçimlere girdi.
2005 yılında Afgan Parlementosu'na giren kadın milletvekillerinden biri Malalai Joya, seçimden bir ay önce, kendisi düşüncelerinden dolayı Meclis'ten atılırken, savaş suçlularının, son seçimle birlikte güçlü biçimde siyaset sahnesine girmesinin nasıl bir demokrasi paradoksu olduğunu yazmıştı (The Guardian, 25 Temmuz 2009). Joya, ayrıca, Taliban ile savaşanların en az onlar kadar köktendinci, kadın ve özgürlük karşıtı olduğunu, Afganistan'da çatışamanın, köktendinciler ve demokrasiden yana olanlar arasında değil, ABD yanlıları ile karşısındakiler olduğuna işaret ediyor.
Belli ki, tam da bu nedenle, İran'daki seçimlere hile karıştı diye ortalığı birbirine katan Batı dünyası, Afganistan rezaletini görmezden geliyor. Modern tarih, 'demokrasi' ve 'özgürlükler' adına ikiyüzlülük ve çifte standartların binbir türlüsüne tanıktır, ancak artık, dağ başında yaşayan insanların bile bu hilelerden haberdar olduğu bir çağda yaşıyoruz. O nedenle, demokrasi adına bunca ikiyüzlülük, insanlığın demokrasi, özgürlük gibi ideallere giderek daha kuşkucu bakması ve bunlardan soğuması gibi bir büyük risk taşıyor. İslam dünyasında radikalizmin yükselmesinin gerçek nedeni din veya dinin yanlış anlaşılması değil, bu ikiyüzlülük politikalarının ayyuka çıkması.
İnsanlık adına barış, demokrasi, özgürlük gibi bir ufku ve umudu olanların, dünyada olan bitenler açısından çok sağlam bir yerde durması şart. Yoksa inandırıcılıklarını kaybetmekle kalmayacak, savundukları değerlerin aşınmasına hizmet etmiş olacaklar.
Gelelim bizdeki duruma; demokratikleşme adına Ergenekon davasına dört elle sarılan Türkiyeli demokratların, 'küresel Ergenekon' düzenekleri konusunda bunca sessiz kalmaları, dünyada pişen aşa bizimkilerin kattığı tuz. 'Raşid Dostum kimdir, burada ne işi vardı? Afganistan'daki seçim pazarlığına nasıl dahil oldu?' diye sormayanların, Türkiye'deki kirli oyunları gün yüzüne çıkarma iddialarını kusura bakmasınlar ama ciddiye alamıyacağım. Kendi meselelerimize öncelik tanımamız, son derece anlaşılır bir şey. Olduğumuz yerden tüm dünyaya nizam verecek halimiz yok elbette. 'Dünya düzelmiyorsa bizim ülkemiz de dağınık kalsın' da diyemeyiz. Ama burada olanların dünyada olan bitenden tümüyle bağımsız olmadığını, olamayacağını bildiğimize, bilmemiz gerektiğine göre, yerli Ergenekon'a savaş açanların küresel Ergenekon oyunlarını bunca görmezden gelmesini makul ve masum bulmak mümkün olabilir mi? Ben bulmuyorum, sizi bilemem.
Kaynak: Radikal