Almanya'da Genelkurmay Başkanı, Afganistan'daki bir bombardımanla ilgili bilgilerin hükümetten gizlendiği ortaya çıkınca istifa etti.
Bild'in haberi böyle.
Almanya'nın en çok satan bulvar gazetesinin önceki günkü haberine göre, istifaya yol açan gelişmeler şöyle:
Bir Alman subayının emriyle, Afganistan'ın kuzeyindeki Kunduz şehri yakınlarında iki yakıt tankeri bombalanıyor.
142 kişi ölüyor.
Ancak, bombardıman öncesinde yeterli keşif yapılmadığı, bu nedenle sivillerin de öldüğü saptanıyor.
Daha vahimi, bu konudaki ihmalin Alman ordusunun üst kademelerinde de bilinmesine rağmen sivil otoriteden saklandığı anlaşılıyor.
Bild gazetesinin haberine göre, hem Amerikan savaş uçaklarının bombardıman sırasında çektiği video filmler, hem de bir Alman komando timinin hazırladığı rapor Savunma Bakanlığı'yla Alman Başsavcılığı'ndan gizleniyor.
Oysa daha bombardımanın yapıldığı gün, Afganistan'daki Alman birliklerinden Almanya'ya, askeri otoriteye gönderilen gizli yazılarda olay tüm çıplaklığıyla sergileniyor.
Bu yüzden, Alman Savunma Bakanı yaptığı ilk açıklamalarında hiçbir sivilin Afganistan'daki bu bombardımandan zarar görmediğini belirtiyor.
Ama Bild'in önceki günkü haberiyle her şey değişiyor. 142 kişinin ölümüyle sonuçlanan bombardımana ilişkin bilgilerin sivil otoritelerden gizlenmesi kamuoyuna yansır yansımaz, Genelkurmay Başkanı da istifasını Savunma Bakanı'na sunuyor.
Yani Paşa Paşa istifa ediyor! (*)
Demokrasilerde böyledir.
Asker, seçilmiş 'sivil otorite'ye bağlıdır. (Ayrıca, genelkurmay başkanları bizdeki gibi başbakana değil, savunma bakanlarına bağlıdır demokrasilerde.) Asker, yaptığı hatanın hesabını verir demokrasilerde. Çünkü, hukuk devletinin geçerli olduğu demokratik düzenlerde asker dahil hiç kimse hukukun üstünde değildir, olamaz.
Almanya'da yaşanan işte bu.
Alman Genelkurmay'ı uzaklarda, ta Afganistan'da sivillerin de ölümüne yol açan bir askeri operasyonu, bağlı olduğu Savunma Bakanı'ndan gizleyince ve bu olay basında patlayınca Genelkurmay Başkanı'na paşa paşa istifa etmek düşmüştür..
Şimdi gelin, bu pencereden bakın bizim ülkemize. Türkiye'de Almanya'dakine benzer böyle bir örneğimiz var mı?
Anımsıyor musunuz?
Hele son zamanlarda...
Ben anımsamıyorum.
Bu açıdan verilebilecek birçok örneğe de bir bayram günü bu köşede girmek içimden gelmiyor.
Kurumlar ancak Almanya'daki gibi korunur. Hataların hesabını vermekle... Gerektiğinde şak diye istifa kurumunu çalıştırmakla...
Tersi çıkmaz yoldur.
Gerçeklerin gizlenmesinden geçmez saygınlık...
Ve asker, hukukun üstünde değildir.
Yaptığı darbelerin, verdiği muhtıraların, düzenlediği darbe tertiplerinin, yazdığı 'andıç'larla 'lahika'ların, kısacası yaptığı yanlışların hesabı askerden sorulmadan demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü geçerli kılamayız bu ülkede...
Şunu yazın bir kenara:
Hiç kimsenin, ne sivilin ne askerin suç işleme serbestisi olamaz demokratik hukuk devletinde!
Bu bakımdan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın geçen gün Taraf'a yaptığı Kafes Operasyonu'yla ilgili açıklamayı güzel bir bayram hediyesi olarak kabul ediyorum. 
Arınç şöyle diyor:
"Yönetimler şeffaf olmalı, hesap verebilir olmalı. Buna ulaşamayan hiçbir kurum yıpranmaktan kurtulamayacaktır. Yıpranmamanın tek yolu vardır: Çıkıp hesap verebilmek! Üstünü örtmek veya topu taca atmak değil. Türkiye'de demokrasinin müdahalelerden kurtulması için, Türkiye nasıl şu yedi yıl içinde 55'e yakın mafya tipi örgütlenmeden kurtulduysa, buna benzer örgütlenmelerden de kurtulsun, Batı tipi bir ülke olsun."
İyi bayramlar!

* Cem Sey'in dünkü Taraf'ın manşetinde yer alan "Paşa Paşa istifa etti" başlıklı ve Berlin kaynaklı haberinden.

Kaynak: Milliyet