New York
Washington’un kafası Libya konusunda son derece karışık ve bu da benim kanıma dokunuyor.

Hüsnü Mübarek, Muammer Kaddafi’nin yaptığının daha yüzde birini bile yapmamışken, gizli telefon hatlarında Batı’dan “Acaba bir süre çekilseniz...”, dünya kamuoyundan ise “Pis diktatör defol git” sesleri yükselmeye başlamıştı. Çünkü Mısır tanıdık yerdi, Mübarek’in alternatifleri üç aşağı beş yukarı belliydi ve Tahrir Meydanı’nda bizim facebook’çu, Google’cı çocuklar vardı...

Şimdiyse “domino etkisi” bir anda herkesi korkutmaya başlamış gibi. Hadi Tunus önemsiz, Mısır eyvallah ama ya Bahreyn bir anda İran kontrolüne girer, Libya’daki anarşi petrol piyasalarını altüst eder, maazallah Suudilere bir zarar gelirse, diyor dünya egemenleri.

Aslında birkaç günlüğüne geldiğim New York’ta siyaset ve Ortadoğu’yla hiç ilgilenmeden 48 saat geçirme hayali kurmuştum. Ama olmadı. Dün telefona sarılıp, Washington’da Libya konusundaki havayı koklamaya çalıştığımda, tam da korktuğum gibi bir çekingenlik olduğunu gördüm. Muhalifleri tanımıyoruz, “soykırım” sayılmaz, ne olup bittiği belli değil gibisinden laflar.

Kaddafi, Saddam devrildikten sonra kademeli olarak İsrail, ABD ve İngiltere ile barışmış, nükleer programının bütün detaylarını açıklayarak tövbe etmiş, bir de üstüne kaymaklı dondurma olarak geçmişte yaptığı Lockerbie gibi terör saldırılarına tazminat ödemeyi kabul ederek, bir anda “eli kanlı terörist”ten “Bizim deli Kaddafi işte!“ statüsüne yükselmişti.

Şimdi tam da Amerikan ekonomisi biraz toparlanma yoluna girmişken bu “zararsız meczup”un bilinmeyen, yüzlerini tanımadığımız “küçük insancıklar güruhu“ tarafından devriliyor olması, Batılıları içten içe tedirgin ediyor.

Washington’un derin ağabeylerinden emekli büyükelçi Leslie Gelb, Daily Beast’te “Doğruyu söylemek gerekirse, Cezayir’den Suudi sınırına kadar bu devrimlerin getireceği yeni liderlerin demokrat mı yoksa yeni diktatörler mi olacağı belli değil (...) Çok isterdim ama ışıltılı demokratik bir gelecek görmüyorum” demiş. Yazıdaki tahmin, yeni rejimlerin daha paylaşımcı, daha az baskıcı ama daha “Amerikan karşıtı” olacağı yönünde.

Gerçek şu ki, Arap coğrafyasında bir anda yükselen insan çığlığı, “insan gücü”, bir anda kontrol edilemez gözüktüğü için herkesi korkutmaya başladı.

Libya’da insanlar katledilirken bu çifte standart da benim kanıma dokunuyor. Irak’ta demokrasi istiyoruz da, Mısır’da istiyoruz da, Libya’da neden bir anda tedirginlik? Kimse kendini kandırmasın; Kaddafi “zararsız bir meczup” değil, gözümüzün önünde insanlık suçu işleyen bir diktatör. Halkı da Mısır halkı kadar yardıma muhtaç şu anda...

Libya’da olaylar karşısında BM Güvenlik Konseyi bu hafta “standart” bir kınama kararı aldı. Şaşırmadım. Ruanda’dan Bosna’ya, insanlığın yaşadığı trajediler karşısında BM’den “sağlamcı” tavır dışında bir şey görmedik şu zamana kadar. Hillary Clinton ise Libya hükümetinin kan dökmesini “kabul edilemez” diye nitelendirdi, ancak herhangi bir yaptırım ya da tehditte bulunmadı. Ona da şaşırmadım.

Oysa ne duymayı isterdim? Basit. BM Güvenlik Konseyi’nin Kaddafi ordusu için “uçuş yasağı” koymasını isterdim. Bu adam ayaklanmaları bastırmak için kendi hava kuvvetlerini kullanıyor mu? Evet. Jetlere bombardıman talimatı verdi mi? Öyle gözüküyor. Helikopterlerden makineli tüfekle insanlara ateş açıldı mı? Evet.

O zaman Saddam’dan farkı ne? Körfez Savaşı sonrası, Amerikalılar büyük bir hata yapıp Saddam’a helikopter kullanma izni verdiğinde, Şii isyanını birkaç hafta içinde havadan katliam yaparak bastırdı. (Onun üzerine ülkenin kuzey ve güneyine uçuş yasağı konulmuştu). Şimdi aynı şeyin Bingazi’de olmasını mı bekleyelim?
Dedim ya, kanıma dokunuyor. Çünkü her gün insanlar ölüyor.

 Kaynak: Milliyet