Bugünlerde ana konumuz, Türk dış politikasında eksen kayması. Alt alta koyalım: Soykırımla suçlanan Ömer El-Beşir'in ziyareti, İran'la yakınlaşma, İsrail'le yükselen gerilim... Bunlara tepki olarak Avrupa Birliği'nden El-Beşir notası, bu hafta ABD Müsteşar Yardımcısı Phil Gordon'dan "İran'la iş yapmayın" mesajı ve ardından cuma günü Wall Street Journal'da kocaman bir yazı "Türkiye'siz NATO?"
Başlıklara bakarsanız, Türkiye Batı'dan uzaklaşıyor, daha da önemlisi Batı Türkiye'ye karşı tavır koyuyor... Gazetelerdeki standart yorum, "Washington ve Avrupa AKP'den vazgeçiyor" şeklinde.
Oysa durum tam tersi. Yıllarca Amerika'da gazetecilik yapmış biri olarak gördüğümü söyleyeyim: Batı, özellikle de Washington, her şeye rağmen AK Parti hükümetine sıcak bakmaya devam ediyor. Daha da önemlisi, ortak çalışmaya...
Birkaç gündür telefondayım. Avrupalı ve Amerikalı diplomatların nabzını tutmaya, Washington'un barometresini ölçmeye çalışıyorum.
Çıkardığım sonuç şu: Washington, her şeye rağmen Türkiye'yi ve Ak Parti hükümetini 'sağlam bir müttefik' ve İran gibi bölgesel konuda "faydalı bir partner" olarak görüyor. Evet, konuştuğum herkes Türk dış politikasının Doğu'ya yöneldiğini, İslami referansların hükümetin Müslüman dünyasıyla ilişkilerini şekillendirdiğini kabul ediyor. Belki artık Türkiye 'daha az Avrupalı, daha çok Orta Doğu' olarak algılanıyor.
Ancak Amerikalılar pragmatik. AKP'nin güçlü ve alternatifsiz olduğunu, Ankara'nın bölgesinde güçlendiğini görüyorlar. Asıl dertleri, Orta Doğu'daki yangın; Irak, İran ve Afganistan. Türkiye ve Ak Parti'ye bakışı 'Temel konularda çıkarlarımız örtüşüyor ve temel meselelerde Ankara bize çok yardımcı oluyor' diye özetliyorlar.
HARİTAYA BAK: Obama yönetiminden bir isim 'Haritayı aç önüne koy. Nerede sıkıntı yaşadığımıza bak. Hepsi Türkiye'nin doğrudan içinde olduğu meseleler' sözleriyle hükümetin eğilimi, ismi, cismi ne olursa olsun Washington'un Ankara'ya muhtaç olduğunu hatırlatıyor. Obama hükümetinin öncelikleri arasında Irak'ta istikrar ve Amerikan askerlerin çekilmesi, Afganistan ve Pakistan'da terörle mücadele, Orta Doğu barışı ve İran'ın nükleer programı var. Hepsi de Türkiye'nin doğrudan taraf olduğu ve genel hatlarıyla ABD ile benzer baktığı konular.
İRAN'A MESAJ GİDİYOR: Kulislerde gördüğüm, İsrail dışında Ankara'nın Batı kamuoyunda en tepki çeken dış politika yönelişlerinde, Obama hükümetiyle belli koordinasyon içinde olduğu. Özellikli İran ve Suriye politikalarında. Amerikalılar kendileri doğrudan görüşemediği bu ülkelere Türkiye üzerinden mesaj veriyor olmaktan şikâyetçi değil. Örneğin Başbakan Erdoğan son İran gezisinde Ahmedinecad ve Ayetullah Hamaney'e Washington'un mesajlarını doğrudan iletmiş. Aynı şekilde Suriye, Pakistan ve Hamas'la görüşmeler, ABD'den gizli değil; dolaylı olarak koordineli.
DONMUŞ SORUNLARA EL ATILDI: Bu arada Ak Parti hükümetinin Türkiye'nin komşularıyla olan 'donmuş itilafları'nı sona erdirmek için attığı adımlar Washington'da büyük destek buluyor. 'Bu yıllardır çözülmemiş itilaflar ne?' derseniz sırasıyla Kıbrıs, Ermenistan ve Kürt meselesi... Hükümetin bu üç temel konuda çözüm için adım atması, Washington'da önemseniyor. Telefonla görüştüğüm bir yetkili söyle diyor: "Evet Türkiye'de ifade özgürlüğü, basının durumu ve hukuk konusunda kaygı uyandıran şeyler yok değil. Yanlış anlama, bunları yok saymıyorum. Ancak Ermenistan'la sınırın açılması ve Kürt sorununun çözümü bizi doğrudan etkiliyor. Doğrudan ulusal güvenliğimizle ilgili."
KAŞLAR KALKMIYOR DEĞİL: Bu demek değil ki, Ankara'nın söylemi Washington'da hiç kaygı yaratmıyor. İsrail'le restleşme ve Başbakan'ın İran'ın nükleer programını savunması, ABD başkentinde belli oranda rahatsızlık yaratıyor. Bu rahatsızlık, Musevi lobisi ve Obama'yı beğenmeyen şahin (neo-con) çevrelerde daha da fazla. Ancak konuştuğum isimler karşılarındaki bu "Yeni Türkiye"nin eskisinden daha güçlü ancak zor bir müttefik olduğunu söylüyor. Desteği 'çantada keklik' değil. Ancak Amerikan hükümetinde 'Söylem başka, eylem başka' görüşü hâkim. Washington'da günün sonunda Ankara'nın Batı'nın yanında yer alacağı, kriz anında güvenilebileceği görüşü yaygın.
DAVUTOĞLU'NA ÖVGÜ: Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Washington'da önemli bir faktör olarak algılanıyor. Görüşlerine katılmayanlar bile Davutoğlu'nun Türkiye'nin profilini yükselttiğini, etki alanını genişlettiğini söylüyor. Davutoğlu ve diplomatik ekibini tanımlarken 'son derece ehil' ifadesi kullanılıyor. Bence Dışişleri Bakanı'nın en önemli başarısı, ABD yönetimini bu yeni Türk dış politikasının uzun vadede Amerikan çıkarlarıyla ters düşmediği, Orta Doğu'da aktif bir Türkiye'nin ABD için de iyi olduğu yönünde ikna etmiş olması.
EL BEŞİR NEDEN GELEMEDİ?
Sudan Cumhurbaşkanı Ömer El-Beşir'in İstanbul gezisini iptal ettiği dün akşam saatlerinde netleşince, Ankara gizliden gizliye bir 'oh' çekti.
72 saattir devam eden hassas diplomasi sonuç vermiş, Sudan liderinin dün akşam saatlerinde Mısır'da Şarm El-Şeyh'den gelecek olan uçağı rotasını çevirerek Hartum'a geri dönmüştü.
Aslında El Beşir'e davet zaten doğrudan Cumhurbaşkanlığı veya Dışişleri'nden gelmemişti. Türkiye'nin tek yaptığı, ISEDAK zirvesine ev sahipliği yapmaktı. Ancak her fırsatta hakkında tutuklama kararı çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne meydan okumak isteyen Sudan lideri, bu fırsatı değerlendirmekten geri kalmamış, ille de zirveye katılmak istemişti.
Ankara her ne kadar Sudan'la ilişkilere ve ticarete önem verse de, bu Türkiye'nin kaldıramayacağı bir fotoğraftı. Zirveden çıkan hatıra resmini düşünün. 'Eksen tartışmaları' ve İsrail'le gerilimin yaşandığı, bir yanda Başbakan Erdoğan'ın sağında El-Beşir, solunda Ahmedinecad! BM Güvenlik Konseyi ve NATO üyesi, AB'ye aday bir ülkeden söz ediyoruz....
Ayrıca Avrupa Birliği ve ABD'den uyarılar vardı. İnsan hakları örgütleri gezinin iptali için açıklamalar yapıyordu.
Kollar sıvandı. Özel kanallardan ziyaretin Türkiye'yi AB nezdinde ne kadar zora sokacağı Sudan'a aktarıldı. Ancak El-Beşir de gelmekte ısrarcıydı.
Aracılar ve işadamları devreye girdi. Hükümet Sudan'a önem veriyor, Sudan ve Türkiye arasında diplomatik bir kriz istemiyordu. O yüzden doğrudan 'gelme' mesajı verilmedi. Bu diplomatik nezaketsizlik olurdu. Ancak Sudan liderine bazı zorluklar hissettirildi.
Yine de Sudan kararlıydı. Uçağının akşam üzeri 18.30'da inmesi için hazırlıklar yapıldı. Beşir'in geleceği, resmi protokol ve VIP programına girmişti. Vali, protokol müdürleri, alanda karşılamaya gidecek Sudanlı yetkililer ve işadamları 17.00'de havaalanında hazırdı. Koruma ekibi beklemeye alındı.
Ancak 17.30 itibariyle gelmeyeceği kesinleşti. Beşir'in fikir değiştirip uçağın rotasını Hartum'a kırmasında, bazı işadamlarının 'Gelirseniz Türkiye'de bir savcının çıkıp tutuklanmanız yolunda bir karar çıkarmamasını garanti edemeyiz' mesajı etkili oldu. Aslında Türkiye UCM kuruluş anlaşmasını imzalamadığı için, mahkeme kararını uygulamakla yükümlü değildi. Ancak 'soykırım' iddiaları ve 'insanlık suçu' tespiti nedeniyle BM kararlarına istinaden bir savcının harekete geçmesine imkân verebilecek 'gri alan' vardı.
Hartum'dan çelişkili mesajlar alan Türk yetkililer, dün akşamüstüne kadar El Beşir'in kararından emin olamadılar. AncakSudanlı lider, son anda gelmemeye karar verdi. Ve Ankara bir 'oh' çekti.
Kaynak: Milliyet