Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Türkiye ziyareti ve değişen askeri stratejiler, şimdilik çatışmanın her iki tarafın da hedeflediği gibi bir çözüme ulaşmaktan çok uzak olduğunu gösteriyor.
Ukrayna'daki savaş yeni bir çalkantılı döneme girerken, uluslararası diplomasinin dinamikleri, askeri gelişmeler ve ekonomik sonuçlar sürekli değişim göstermeye devam ediyor. ABD ve Rusya arasındaki üst düzey görüşmeler, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin Türkiye ziyareti ve değişen askeri stratejiler, şimdilik çatışmanın her iki tarafın da hedeflediği gibi bir çözüme ulaşmaktan çok uzak olduğunu gösteriyor.
24 Şubat 2022'de savaş başladığında, Biden yönetimi Ukrayna’ya askeri yardım, ekonomik destek ve diplomatik koruma sağlayacağını ve bu desteğin savaşın sonuna kadar süreceğini açıklamıştı. Nitekim bu konuda ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler ciddi anlamda Ukrayna’ya destek sağladı. Ancak savaşın uzaması, Batı ülkelerinde ve özellikle ABD siyasi çevrelerinde Ukrayna’ya yönelik süresiz desteğin sürdürülebilirliği konusunda endişeleri artırmaya başladı. Amerikan kamuoyunda ve Kongre’de, devam eden savaşın mali yükünün ne kadar daha taşınabileceği önemli bir tartışma konusu hâline geldi. Son dönemde yardım paketlerinin onaylanma sürecinde yaşanan gecikmeler, ABD siyasetindeki derin bölünmeleri ve savaşın uzun vadeli etkilerine ilişkin farklı görüşleri yansıtan bir gelişme oldu.
Bu gelişmeler ışığında, ABD yönetimi savaşın süresiz devam etmesine giderek daha az tahammül göstermeye başladı ve Kiev’i, Ukrayna açısından pek de elverişli olmayan şartlar altında müzakereleri değerlendirmeye zorlamaya yöneldi. Cumhuriyetçi kanadın bazı üyeleri, ABD’nin kendi iç meselelerine daha fazla odaklanması gerektiğini savunurken, bazı Avrupa ülkeleri de Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülebilirliği konusunda daha temkinli bir tavır sergilemeye başladı. Özellikle Almanya ve Fransa gibi ülkeler, Rusya ile doğrudan diplomatik temasların artırılması gerektiğini savunan açıklamalar yaparak dikkat çekti.
ABD’de 2024 başkanlık seçimlerinde zafer kazanan Donald Trump, göreve gelir gelmez Ukrayna’ya yönelik politikalarda köklü değişiklikler yapacağını açıkça belirtti. Seçim kampanyası sürecinde Ukrayna’ya sağlanan askeri ve mali yardımları gözden geçireceğini ve Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulayan Trump, göreve başladıktan sonra Ukrayna’ya yönelik yeni bir strateji belirleyerek ABD’nin doğrudan askeri yardımlarını sınırlayabileceğinin sinyallerini verdi. Bu bağlamda, Ukrayna krizini daha hızlı bir şekilde sona erdirmek amacıyla diplomatik müzakerelere ağırlık vermeyi planladığı gözlemleniyor. Ancak bu müzakerelerin Kiev açısından ne kadar kabul edilebilir olacağı ve Rusya’nın ne ölçüde taviz vermeye istekli olduğu, çatışmanın geleceği açısından kritik faktörler arasında yer alıyor.
Bu kapsamda, Trump yönetimi ile Rusya arasında geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da önemli bir diplomatik görüşme gerçekleştirildi. Bu toplantı, 2022’deki işgalden bu yana iki ülke arasında yapılan en kapsamlı müzakerelerden biri olarak dikkat çekti. Görüşmelerin ana gündem maddeleri şunlardı:
· Ukrayna’daki çatışmanın sona erdirilmesi için diplomatik yolların araştırılması,
· ABD ve Rusya arasındaki diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesi,
· Savaş sonrası ekonomik iş birliği fırsatlarının değerlendirilmesi.
Ancak bu gelişmeye tepki gösteren Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, görüşmelerin kendileri için "sürpriz" olduğunu ve müzakereler hakkında ancak medyadan bilgi edinebildiklerini belirtti. Zelenskiy, "Ukrayna hakkında, Ukrayna olmadan karar alınamaz" diyerek Kiev’in bu süreçten dışlanmasını sert bir dille eleştirdi ve Riyad’a neden davet edilmediklerini sorgulayan açıklamalarda bulundu.
Donald Trump ve Savunma Bakanı Pete Hegseth’in açıklamaları dikkate alındığında, ABD’nin Ukrayna konusundaki tutumunun büyük ölçüde netleştiği ve bu konudaki tartışmaların sınırlı bir alan içinde sürdüğü görülmektedir. Özellikle Savunma Bakanı Pete Hegseth, Ukrayna’nın 2014 öncesi sınırlarına dönmesinin ve NATO üyeliğinin gerçekçi hedefler olmadığını vurgulayarak şu açıklamayı yaptı: "Ukrayna’nın 2014 öncesi sınırlarına geri dönmesi gerçekçi olmayan bir hedef. Bunun yanı sıra, Ukrayna’nın NATO üyeliği müzakere edilmiş bir çözümün parçası olmayacaktır." Brüksel’de düzenlenen NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda dile getirilen bu görüşler, ABD’nin Ukrayna politikasında belirgin bir değişim sinyali olarak yorumlandı.
ABD Başkanı Donald Trump ise Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy hakkında sert eleştirilerde bulunarak, onu "seçim yapmayan bir diktatör" olarak nitelendirdi. Trump, Ukrayna’da seçimlerin gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgularken, Zelenskiy’nin Rusya ile barış müzakerelerine katılmayı reddetmesini "hayal kırıklığı" olarak değerlendirdi. Ayrıca, hızlı hareket etmemesi hâlinde "ülkesini kaybedebileceği" uyarısında bulundu.
Son gelişmeler ışığında, ABD’nin üçüncü yılın sonunda Ukrayna’ya verdiği desteği ciddi şekilde azaltma ihtimali güçlenmiş durumda. Bu durum, Ukrayna için son derece zorlayıcı sonuçlar doğurabilir. Özellikle Avrupa ülkelerinin desteğinin yeterli olup olmayacağı ve Kiev’in askeri ve diplomatik hamleleri büyük önem taşımaktadır. Eğer Ukrayna, Rusya ile müzakere masasına oturmaya zorlanırsa, savaşın başındaki hedeflerinden büyük ölçüde taviz vermek durumunda kalabilir. Tüm bu gelişmeler, uluslararası diplomaside yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumlanabilir. Önümüzdeki süreçte, Ukrayna krizine yönelik kararların yalnızca askeri değil, diplomatik ve ekonomik dengelerle de şekilleneceği açıkça görülmektedir.
Peki Ukrayna’yı Neler Bekliyor? Hangi Senaryolar Mümkün?
1. Uzun Süreli Çıkmaz
En muhtemel senaryolardan biri, mevcut çıkmazın devam etmesidir. Bu durumda, cephe hattında belirgin bir ilerleme sağlanamazken taraflar zaman zaman yerel ve taktiksel başarılar elde edebilir. Ancak, savaşın genel seyri açısından ne Ukrayna ne de Rusya kesin bir zafer kazanabilecektir. Uzun süren yıpratma savaşı, her iki tarafın da askeri ve ekonomik kaynaklarını tüketirken, Batı ülkelerinin Ukrayna’ya verdiği desteğin sürdürülebilirliği de tartışma konusu haline gelebilir. Batı ülkeleri, bu süreçte Kore Yarımadası’nın 1950’lerde yaşadığı bölünmeye benzer bir “dondurulmuş çatışma” modelini gündeme getirebilir. Bu modelde, taraflar resmi olarak bir barış anlaşmasına varmadan, fiili bir ateşkes süreci başlatabilir. Böyle bir senaryo, Ukrayna’nın doğusundaki fiili sınırların uzun yıllar boyunca değişmeden kalmasına neden olabilir. Bu durum, Ukrayna için toprak kaybı anlamına gelse de, Kiev yönetiminin zaman kazanarak yeniden güçlenmesine olanak tanıyabilir.
Öte yandan, Rusya açısından bakıldığında, savaşın dondurulması, Kremlin'in hem iç siyasette hem de uluslararası arenada kazanım elde etmesini sağlayabilir. Putin yönetimi, bu senaryoyu Rusya’nın Batı karşısında direniş gösterdiği ve belirli kazanımlar elde ettiği bir zafer anlatısına dönüştürebilir. Aynı zamanda, Rusya’nın ekonomik ve askeri olarak yıpranmış olması, Kremlin’in de kontrollü bir ateşkese sıcak bakmasını sağlayabilir.
Ancak, dondurulmuş çatışma modeli kısa vadede çatışmayı durdurabilse de, uzun vadede taraflar arasındaki düşmanlığı ve bölgedeki jeopolitik istikrarsızlığı devam ettirebilir. Bu nedenle, bu senaryonun hayata geçirilmesi durumunda, ilerleyen yıllarda yeniden bir sıcak savaş ihtimali her zaman gündemde olacaktır.
2. Savaşın Tırmanması
Eğer Ukrayna, Batı’nın sağladığı gelişmiş askeri yardımlarla cephede yeniden ivme kazanırsa, Rusya savaşın seyrini değiştirmek için daha radikal adımlar atma yoluna gidebilir. Ukrayna’nın başarılı karşı taarruzları, özellikle doğu ve güney cephelerinde Rus hatlarını zorlamaya başlarsa, Kremlin üzerindeki askeri ve siyasi baskı artacaktır. Böyle bir durumda Rusya’nın elindeki stratejik seçenekler daralabilir ve çatışmanın daha tehlikeli bir boyuta ulaşma riski doğabilir.
Rusya’nın bu senaryoda başvurabileceği ilk yöntemlerden biri, sivil altyapıya yönelik saldırıları yoğunlaştırmak olacaktır. Zaten savaşın başından itibaren Ukrayna’nın enerji santralleri, ulaşım ağları ve sanayi tesisleri gibi kritik altyapıları Rus füzeleri ve İHA’ları tarafından hedef alınmıştı. Ancak Ukrayna’nın ilerleme kaydetmesi halinde, bu saldırılar daha sistematik ve yıkıcı hale gelebilir. Rusya, özellikle kış aylarında Ukrayna’nın enerji altyapısını yok etmeye çalışarak halkın moralini bozmayı ve Kiev yönetimi üzerindeki iç baskıyı artırmayı hedefleyebilir. Elektrik, su ve ısınma gibi temel hizmetlerin sekteye uğraması, Ukrayna toplumunda ciddi insani krizlere yol açabilir.
Daha radikal bir tırmanma senaryosu ise Rusya’nın taktiksel nükleer silah tehdidini gündeme getirmesidir. Rus doktrininde, konvansiyonel savaşta büyük bir kayıp yaşanması halinde “nükleer caydırıcılığın” bir seçenek olarak kullanılabileceği belirtilmiştir. Eğer Ukrayna, Rus işgali altındaki Kırım’a ya da Donbas bölgesine yönelik ciddi bir ilerleme kaydederse, Kremlin bu bölgeleri "Rusya’nın ayrılmaz bir parçası" olarak gördüğü için, savaşı daha üst bir seviyeye taşımak için nükleer silah kartını masaya koyabilir. Bu durum, hem Ukrayna’yı hem de Batı'yı psikolojik olarak baskı altına almayı amaçlayan bir strateji olarak değerlendirilebilir.
Ancak, Rusya’nın nükleer silah kullanımı veya bu silahlarla tehdit etmesi, NATO ve Batı için büyük bir kırmızı çizgiyi aşmak anlamına gelir. Böyle bir tehdit karşısında NATO’nun nasıl bir yanıt vereceği kritik bir soru olacaktır. ABD ve Avrupa ülkeleri, doğrudan askeri müdahaleye yönelmeseler bile, Ukrayna’ya verdikleri desteği daha da artırabilir ve Rusya’ya yönelik yaptırımları en üst seviyeye çıkarabilirler. Aynı zamanda, NATO’nun Doğu Avrupa’daki askeri varlığını güçlendirmesi ve Baltık bölgesi gibi potansiyel gerilim noktalarında daha sert güvenlik önlemleri alması gündeme gelebilir.
Bu tür bir tırmanma, sadece Ukrayna ile Rusya arasında bir savaş olmaktan çıkarak küresel ölçekte daha büyük bir krize dönüşebilir. Enerji piyasalarından gıda güvenliğine kadar birçok alan bu gerilimden etkilenebilir ve özellikle Avrupa’da ekonomik istikrarsızlığı derinleştirebilir. NATO’nun kararlılığının test edilmesiyle birlikte, küresel güvenlik dengeleri üzerinde uzun vadeli etkiler yaratabilecek bir belirsizlik dönemi başlayabilir. Bu nedenle, Ukrayna’nın savaş alanındaki başarısının, aynı zamanda Rusya’nın nasıl tepki vereceğini belirleyen bir faktör olacağı açıktır.
3. Müzakere Edilmiş Anlaşma
Üçüncü bir olasılık, tarafların savaşın yıpratıcı etkileri nedeniyle diplomatik müzakerelere yönelmesi ve kısmi bir anlaşmaya varılmasıdır. Uzun süreli bir çatışmanın ekonomik, askeri ve siyasi maliyetleri her iki taraf için de sürdürülemez hale gelirse, Moskova ve Kiev, belirli tavizler temelinde bir anlaşma yapmayı düşünebilir. Ancak bu senaryo, oldukça karmaşık dengeleri içinde barındırmakta ve büyük siyasi riskler taşımaktadır.
Öncelikle, böyle bir müzakerenin gerçekleşebilmesi için her iki tarafın da askeri olarak belirli bir dengeye ulaşmış olması gerekir. Eğer Rusya veya Ukrayna, savaş alanında bariz bir üstünlük elde ederse, müzakere ihtimali zayıflayacaktır. Ancak savaşın uzun vadeli bir çıkmaza dönüşmesi durumunda, Batı’nın baskısıyla veya iç dinamiklerin zorlamasıyla taraflar masaya oturmak zorunda kalabilir. Bu noktada, müzakerelerin ana gündem maddesi savaşın sona ermesi, işgal edilen bölgelerin statüsü ve güvenlik garantileri olacaktır.
Bu tür bir kısmi anlaşmanın en büyük zorluğu, toprak tavizleri meselesidir. Rusya, işgal ettiği Ukrayna topraklarının en azından bir kısmını elinde tutmak isteyecektir. Özellikle Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson bölgelerini resmen ilhak ettiğini ilan eden Moskova, bu bölgelerden çekilmeye sıcak bakmayacaktır. Buna karşılık, Ukrayna için herhangi bir toprak kaybı, ulusal egemenlik açısından büyük bir yenilgi anlamına gelir. Kiev yönetimi, Rusya'nın işgal ettiği toprakları geri almadan bir anlaşmaya varırsa, halktan ve siyasi muhalefetten büyük tepki görebilir. Ukrayna kamuoyunun büyük bir kısmı, savaşın ülkenin bütünlüğü için verildiğini düşündüğünden, böyle bir taviz iç politikada ciddi bir krize neden olabilir.
Benzer şekilde, Rusya’da da bir anlaşmanın siyasi riskleri vardır. Kremlin, savaşı Rusya’nın güvenliği ve Batı karşıtı bir direniş mücadelesi olarak sunduğundan, savaşın Ukrayna’nın NATO veya AB üyeliğini önleyemeden sona ermesi, Moskova için büyük bir prestij kaybı olacaktır. Üstelik, Rusya'nın milliyetçi çevreleri ve savaş yanlısı kesimleri, Putin’in olası tavizlerini bir “yenilgi” olarak değerlendirebilir ve bu durum Kremlin’de siyasi istikrarsızlığa yol açabilir.
Bu nedenle, olası bir kısmi anlaşma, tarafların doğrudan müzakerelerinin ötesinde, uluslararası aktörlerin yoğun diplomatik baskı ve garantileriyle desteklenmek zorunda kalacaktır. Türkiye, Çin veya Birleşmiş Milletler gibi tarafsız görünen aktörler, müzakerelerde arabulucu rolü üstlenebilir. Ayrıca, Batı ülkeleri Ukrayna'ya savaş sonrası ekonomik destek ve güvenlik garantileri sağlayarak, Kiev’in anlaşmaya yanaşmasını teşvik edebilir. Rusya açısından ise, yaptırımların kısmi olarak kaldırılması veya güvenlik endişelerinin giderilmesi gibi unsurlar müzakere masasındaki ödüller arasında olabilir.
Ancak, böyle bir diplomatik çözüm sağlansa bile, savaşın köklü sebeplerini ortadan kaldırmayacağı unutulmamalıdır. 2014 yılında Minsk Anlaşmaları'nda olduğu gibi, taraflardan biri anlaşmaya yalnızca zaman kazanmak için yaklaşabilir. Rusya’nın ilerleyen yıllarda güç topladıktan sonra yeniden bir saldırı gerçekleştirme ihtimali Ukrayna için ciddi bir endişe kaynağı olacaktır. Benzer şekilde, Ukrayna'nın Batı desteğiyle askeri gücünü artırması, Moskova açısından yeni güvenlik tehditleri doğurabilir.
Genel olarak, kısmi bir anlaşma ihtimali teknik olarak mümkün olsa da, bunun uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği, tarafların sahadaki durumu ve iç politik dengeleri tarafından belirlenecektir. Eğer savaşın maliyetleri her iki taraf için de katlanılamaz hale gelirse, geçici bir barış formülü geliştirilebilir. Ancak bu formül, savaşın tamamen sona erdiği anlamına gelmeyebilir ve ilerleyen yıllarda yeni çatışmaların önünü açabilir.
4. Rusya’da Rejim Değişikliği
Daha az olası ancak küresel çapta büyük sonuçlar doğurabilecek bir senaryo, Rusya’da iç siyasi çalkantılar nedeniyle bir rejim değişikliğinin yaşanmasıdır. Rusya’nın uzun süredir merkezi bir liderlik yapısına sahip olması ve Putin’in güvenlik bürokrasisi (silovikiler) üzerindeki güçlü kontrolü, rejimin istikrarını büyük ölçüde korumasına yardımcı olmuştur. Ancak savaşın uzaması ve ekonomik, askeri ve toplumsal maliyetlerin artması, Kremlin içinde ve Rus elitleri arasında hoşnutsuzluk yaratabilir.
Bu tür bir iç siyasi kriz, birkaç farklı şekilde gelişebilir. Birincisi, Ukrayna’daki savaşın Rusya için büyük bir başarısızlığa dönüşmesi ve cephede büyük kayıpların yaşanması, ordu ve güvenlik güçleri içinde bölünmelere yol açabilir. Rus ordusunun moralinin bozulması, komuta kademesindeki iç çekişmeleri ve Putin’e yönelik güvensizliği artırabilir. Geçmişte Wagner Grubu lideri Yevgeny Prigojin’in isyan girişimi, Kremlin’in iç dinamiklerinde olası çatlakları göstermesi açısından önemli bir örnekti. Eğer benzer bir durum tekrar yaşanır ve güvenlik elitleri içinde bir bölünme ortaya çıkarsa, Putin’in otoritesi ciddi şekilde sarsılabilir.
İkinci olasılık, Rus elitleri arasındaki ekonomik ve siyasi hoşnutsuzluğun Putin’e karşı bir hareketi tetiklemesidir. Oligarklar ve iş dünyasının önde gelen isimleri, savaşın getirdiği yaptırımlardan ve Batı ile ilişkilerin kopmasından büyük zarar gördüler. Ekonomik darboğazın derinleşmesi ve Rus ekonomisinin giderek daha fazla Çin’e bağımlı hale gelmesi, Kremlin içindeki farklı çıkar grupları arasındaki gerilimleri artırabilir. Eğer Putin’in yönetimi altındaki sistem, artık elitlerin çıkarlarını koruyamaz hale gelirse, kapalı kapılar ardında yeni bir lider arayışı başlayabilir.
Üçüncü ve daha radikal bir senaryo ise, halk tabanlı bir kitlesel protesto dalgasının Kremlin’i zorlamasıdır. Rusya’da baskıcı rejim nedeniyle büyük çaplı protestoların bastırılması kolay olsa da, savaşın yarattığı ekonomik zorluklar, genç nüfusun zorunlu askerliğe karşı direnci ve şehirlerde artan hoşnutsuzluk, Putin’in halk desteğini zayıflatabilir. Eğer iç güvenlik güçleri, protestoları bastırmada yeterince etkili olamazsa veya ordu içinde bazı gruplar Putin karşıtı bir tutum alırsa, rejim krizi derinleşebilir.
Ancak bu tür bir rejim değişikliği senaryosunda kritik soru, Putin’in yerini kimin alacağıdır. Eğer Kremlin’deki değişim, sistem içinden bir figür tarafından yönlendirilirse, yeni yönetim Batı ile müzakere masasına daha açık olabilir ancak savaş politikalarında köklü bir değişim yaratmayabilir. Daha radikal bir değişim senaryosunda ise, Rusya’daki belirsizlik ortamı artarak ülke içinde iç çatışmalara veya bölgesel ayrışmalara yol açabilir.
Bunun uluslararası sonuçları da oldukça büyük olacaktır. Putin’in iktidardan uzaklaştırılması, Rusya’nın Ukrayna’daki askeri stratejisinde önemli değişimlere yol açabilir ve Batı’nın Moskova ile olan ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcını işaret edebilir. Ancak aynı zamanda, Rusya’nın nükleer cephaneliği göz önüne alındığında, Kremlin’deki istikrarsızlık dünya çapında bir güvenlik krizi doğurabilir.
Putin’in şimdilik iktidarını sağlam bir şekilde koruduğu görülse de, savaşın devam eden maliyetleri ve iç siyasi baskılar, Kremlin içindeki dengeleri değiştirebilir. Rusya’nın yönetiminde bir değişim ihtimali düşük olsa da, böyle bir gelişmenin etkileri sadece Rusya ile sınırlı kalmayacak, küresel ölçekte yankı uyandıracaktır.
Ukrayna'nın karşı karşıya olduğu tehditler ve belirsizlikler, ülkenin geleceğini ciddi şekilde şekillendirecek önemli gelişmeler olarak öne çıkmaktadır. Savaşın gidişatı ve uluslararası desteğin azalma ihtimali, Ukrayna’yı diplomatik, askeri ve ekonomik açılardan büyük sınavlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu süreçte, Ukrayna’nın çıkış yolları aradığı ülkelerden biri de Türkiye’dir. Zelenskiy’nin Riyad müzakereleri sırasında Türkiye’yi ziyaret etmesi, Ankara’nın bu kriz sürecinde önemli bir aktör olarak devreye girdiğini göstermektedir. Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile de diplomatik temaslarını sürdüren nadir ülkelerden biridir ve bu pozisyonu, Kiev için stratejik bir avantaj yaratabilir. Bununla birlikte, Türkiye'nin diplomatik ve ekonomik dengeleri gözeterek attığı adımlar, Ukrayna’nın uluslararası desteği kaybetmemesi açısından kritik bir unsur olabilir.
Önümüzdeki dönemde, savaşın sona ermesi ve Ukrayna’nın bağımsızlığını koruması büyük ölçüde hem uluslararası müzakerelere hem de askeri desteklerin devamlılığına bağlı olacaktır. Mevcut durum, diplomasi ile savaşın iç içe geçtiği karmaşık bir süreç olarak gelişmeye devam etmektedir ve Ukrayna’nın bu süreçten nasıl çıkacağı küresel dengeler açısından da büyük önem taşımaktadır. Ukrayna için bir çıkış yolu arayışı devam ederken, Türkiye’nin arabuluculuk girişimlerinin sonuçları, sürecin geleceğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam edecektir.