Ortadoğu’da adil bir barış isteyen hiçkimse, Başkan Barack Obama’nın bölgeden sorumlu başdanışmanı olan Dennis Ross’un istifasına üzülmeyecek. Neticede, ABD’nin İsrail hükümetinden, İsrail’in yapmak istemediği hiçbir şeyi talep etmemesini, Washington’un barış sürecindeki temel politikası haline getiren Ross, Obama yönetiminde yer almadan önce, İsrail lobisinin sancak gemisi olan AIPAC tarafından kurulmuş ve şimdi yeniden çalışmaya başlamayı planladığı Yakın Doğu Politikası İçin Washington Enstitisü (YADOPWE) adlı bir stratejik düşünce kuruluşunda çalışıyordu. Ancak hiçkimse Ross’un istifasının Obama’nın Ortadoğu politikasında bir iyileşmeye yol açacağını düşünmemeli. Ross yönetime İsrail-Filistin anlaşmazlığıyla uğraşmak için girmedi ve bunun onun istifasıyla bir ilgisi yok. Obama’nın onu danışmanlığa getirmesinin sebebi, 2008’deki başkanlık kampanyası sırasında, tercihleri büyük miktardaki nakit akışını belirleyebilecek olan İsrail yanlısı kurumlardaki şüphecileri rahatlatmaktı. Ross, Obama’nın İsrail yanlısı bağışçılara cazip gelmesini sağlamış olsa da, tecrübeli Ortadoğu uzmanının kendi öncelikleri vardı: İran’ın nükleer programını durdurmak. Onu genç senatörün başkanlık kampanyasını desteklemeye iten, Obama’nın İran’a Bush’tan daha fazla baskı yapabileceğine olan inancıydı. Seçimlerden bir ay önce Ross, Jewish Journal’da şöyle yazmıştı: “Bana Obama’yı desteklemek için ilham veren, Ortadoğulu şapkam* ve İsrail’e olan bağlılığımdır.” Ne İsrail’in ne de Amerika’nın, Ortadoğu’da İran’ın ve radikal İslamcıların stratejik zemin kazandığı bir dört yıla tahammülü yok. Ross’un da bunu anladığının biliyorum. Sloganlar buna engel olamaz... Ancak Amerikan gücünün bütün unsurlarını nasıl kullanacağını bilen bir lider bu güç ve etkiyi yeniden canlandırarak, diğerlerinin kalplerini ve zihinlerini kazanmamızı ve bizi izlemelerini sağlayabilir. Ross yönetime girmeden önce yazdığı bir kitapta, ABD’nin İran ile görüşmesini tavsiye etmişti; fakat bu görüşmenin süresinin kısa tutulacak ve giderek artan yaptırımlar ve inandırıcı bir güç tehdidiyle de desteklenecekti. Bunu sağlamak ve Tahran Batı’nın taleplerine boyun eğmediği takdirde neler olacağını göstermek için de İran çevresinde askeri güçlerin konuşlandırılacaktı. “Güç kullanma tehdidi, diplomasiyi daha da etkili kılmanın bir yoludur” diye yazmıştı. “‘Güç kullanma seçeneğini açık tutuyoruz,’ dediğimiz zaman, bu bir slogandan fazlası olmalı. İran’ı, nükleer silah üretmeye çalıştığı sürece ateşle oynamış olacağına ikna etmek önemli.” Ross, yeni yönetim için İran politikası konusunda önemli bir figür haline gelirken, Obama’da ikili bir politika izleyerek hem Tahran ile görüşmeleri sınırlı tuttu, hem de yaptırımları sertleştirerek baskısını arttırdı. Ross’un aksine, İran hakkında doğru dürüst bilgi sahibi olan analizciler ise bu ikili politikanın başarısızlığa mahkum olduğunu biliyorlar; Tahran, kendisine baskı yapıldığı takdirde taviz vermesi muhtemel bir ülke değil. ABD ordusu İran’a saldırmanın stratejik bir hata olacağına dair görüş bildirirken, İran’ı güç kullanmakla tehdit etmek de inandırıcılıktan uzak. Ross, İran politikasının çıkmaza girdiği bir dönemde yönetimden ayrıldı. Ross’un istifası, Bay Obama için en öncelikli siyasi sorundur. “Ross, Obama Yönetimi’nde yer alan ve Amerikalı Yahudi liderlerin önemli bir kısmının güvendiği tek yetkiliydi,” diye yazıyor, eski Başkan George W. Bush’un eski Ortadoğu danışmanı, savaş yanlısı Elliot Abrams. “Ross’un güvenilir, deneyimli ve İsrail yanlısı kişiliğini bir güvence olarak görüyorlardı. Başkan seçimlere hazırlanırken, geçen seçimlerde yüzde 78’inin desteğini kazandığı Yahudi cemaatinin desteğini yeniden kazanmak zorunda. Ancak yönetimde Ross’un yerini doldurabilecek hiç kimse yok.” Hiçkimse Ross’un neden istifa ettiğini bilmiyor. “Özel hayatına vakit ayırmak niyetinde olduğu için” istifa ettiğini açıkladı. Ancak bünyesine geri döndüğü Yakın Doğu Politikası İçin Washington Enstitisü’ne göre, gerçekte ABD’nin Ortadoğu politikasına yönelik önemli toplumsal tartışmanın yön ve içeriğini şekillendirmek için çalışacak. Ross, Başkan Obama’nın politik olarak hassas olduğu bir dönemde, İsrail lobisiyle bağlantılı bir platformu sarsmayı seçti. Ross’un seçmenleri ABD’nin, ciddi bir güç tehdidiyle birlikte İran’a baskısını artırmasını istiyorlar ve 2012 seçimlerini adaylar için bir turnusol testi haline getirecekler. Ross ise Obama’nın İsrail yanlısı tutumunun bir göstergesi olarak onun yanında olmayacak. Elbette ki Enstitü’deki pozisyonunu kullanarak da bunu yapmaya devam edebilir. Tabii yapmayabilir de. Ama onun sözleri üzerine Obama’yı desteklemiş olan pek çok kişi, önümüzdeki aylarda onun İran politikası hakkında söyleyeceklerini dikkatle takip edecek. *Daniel Ross’un annesi Yahudi’dir. Kaynak: Star Gazetesi