Seçim mitingleri, çok partili hayatla yaygınlaşan eski bir âdet. "Toplantı" kelimesi yerine bunun İngilizcesi olan "meeting" kelimesinin kullanılması bile, kültürümüze yabancılığını gösteriyor. Televizyonun yaygın olmadığı dönemlerde seçmenin parti liderini ayniyle karşısında görmesi ve dinlemesi önemliydi.

Ekranlarda liderlerin sabah akşam boy göstermeye başlamasından sonra, seçim mitinglerinin Batı'daki gibi öneminin azalması gerekiyordu. Mitinglerin kampanyalardaki merkezî konumunun devam etmesi, aslında bize özgü siyasî kutuplaşmanın bir ürünü. Miting yapan parti topladığı kalabalıkla etrafına meydan okuyor; dostlara güven, rakiplere korku salıyor. Miting alanında toplanan kalabalığın dinamizmi ve tezahüratı önemli bir gösterge kabul ediliyor. Hatip kürsüsüne çıkan liderlere düşen görev de hitabet sanatının inceliklerini kullanarak kitleyi ayağa kaldırmak, galeyana getirmek oluyor. Tezahürat istiyorsanız muhataplarınızın duymak istediklerini söyleyeceksiniz. Mitingler, popülizme zemin hazırlıyor. Hatip, kitlenin nabzına göre şerbet verirken kitlenin kuyruğuna takılmış oluyor. Eskilerin "şehvet-i kelâm" dediği dilin ucuna gelen sözün çekiciliği ile muhakemesini kaybediyor ve bazen çizmeyi aşıyor.

Baykal'ın AK Parti lideri için kullandığı "ulan" ibaresi, tam da böyle bir arka plana sahip. Hitabetine güvenen Baykal, karşısında toplanan kalabalığı avucunun içine alıyor. Sonra tam da o kalabalığın, ama sadece oradaki kalabalığın ve sadece o an duymak isteyeceğini düşündüğü ibareyi ağzından kaçırıyor. Kitlelerin bize yansıttığı şeylerin çoğu aldatıcıdır. Miting alanında toplanan kalabalık bir kitledir. Kitle, bireylerin hep birlikte bireyselliklerini iptal ettikleri geçici bir durumdur. Kitle insanı oradaki elektriğe göre biçimlenir ve tepki verir. Kitle, bireyin aksine duygularıyla iletişim kurar, duygularıyla tepki verir. Herkes gündelik hayatına geri döndüğü zaman, gerçeklik duygusu ve akla dayalı muhakeme avdet eder. Mitingde hoşa giden sözler, bir de gerçekler dünyasının süzgecinden geçirilir.

İşte gaza gelip, kitlenin duymak istediği malayani sözleri sarf ettiğiniz zaman, miting alanları dışında akla ve gerçeklere uygun politika üretecek bir alan bırakmıyorsunuz demektir... Politika üretmek için ortak bir zemine ihtiyacınız var. Ortak zemin ise asgari düzeyde bile olsa saygı esasına dayalı bir iletişimi gerektiriyor. Bülent Ecevit'in siyaset diline yerleştirdiği "sayın" hitabını, basit bir nezaketin ötesinde, siyasetin çözüm üretme yeteneğini artıran olumlu bir unsur olarak değerlendirmeliyiz. "Sayın" hitabı ile kestirmeden kavgaya başlamak, tartıştığınız sorunu hemen çözümsüzlüğe mahkûm etmek mümkün değil. Ama karşınızdakine "ulan" diye hitap ediyorsanız, konuşacağınız, çözeceğiniz hiçbir şey yok demektir. Bu hitap biçimiyle ancak mahalle kavgasına çıkarsınız. Kavganın yani şiddetin egemenliği aklın iptalini, kin ve öfkenin hegemonyasını getirir.

Bir de tersinden bakalım. Terör, siyasette kaba kuvvetin ve şiddetin egemenliği demek. Şayet siz, siyasetteki şiddeti doğrudan siyasî rekabet konusu haline getirirseniz yangına körükle gitmiş olursunuz. Terör sorunu etrafındaki tartışmaları, suçlamaları hatırlayalım. Çok partili demokratik hayat içinde birbiriyle rekabet eden siyasî partiler şayet, bu yakıcı sorunun üzerinden birbirlerine akla hayale gelmedik suçlamalarda bulunuyorlarsa doğrudan siyaset kurumu adına önümüzde duran kördüğüme bir düğüm daha ekliyorlar demektir. Terör üzerinden girişilen rekabet Türkiye'nin bu hayatî sorununu içinden çıkılmaz hale getiriyor. Deniz Baykal'ın "düğün, nişan, nikah ve çiçek" benzetmeleri ile DTP ile AK Parti arasında kurduğu benzerlik bir yerde dururken, CHP terör sorununa ve onun içinde yer aldığı etnik soruna ülkenin bütününü kapsayan bir çözümü nasıl getirebilir?

Duygular geçicidir; miting alanlarında dağılan kalabalıklarla birlikte kaybolur giderler. Akıl, miting alanlarında kalanları süzgecinden geçirerek sonuçlar çıkartır. Seçim atmosferi kızışırken, akla ve sağduyuya biraz daha fazla ihtiyacımız var. Aklı ve sağduyuyu muhafaza etmek ise saygı sınırları içinde kalmakla mümkün.
 
Kaynak: Zaman