İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar çok sınav ve sınanma olmamıştı. 90 lı yıllara kadar, hayat başarısının okul başarısından geçtiğine dair keskin kanaatler de bu kadar yaygın değildi. Bir başka ifadeyle, insanların iyiye ve doğruya ulaşma çabaları, yerini pragmatist ideallere bırakalı yaklaşık 25 yıl oluyor. Aynı yılların modern psikoloji akımları da, ailelerin çocuk yetiştirme biçimleri, çocuklarıyla kurdukları ilişkileri, çocuklarından beklentileri üzerinde önemli etkilere sahipti. Aileler çocuklarını bağımsız ve özgüvenli yetiştirmek isterken; sınır tanımayan, kurallara tepkili, doyumsuz ve mutsuz çocuklar buldular ellerinde. Bugün sınavların yüksek kaygılı çocukları bu ailelerin, yani sizin, bizim, komşunuzun evinde yetişti. Filmi oldukça geriden aldığımın farkındayım. Ancak literatüre baktığımızda 90’lı yılların öncesinde “sınav kaygısı” kavramının bu kadar yaygın kullanılmayışını, yalnızca eğitim sistemindeki bolca sınama yaklaşımına indirgemek olaya tek taraflı bakmak olurdu.

Son yıllarda artık hayatımızda daha fazla psikoloji var. Daha fazla kaygı, korku, baş edememe, engellenme duygusu, yetersizlik ve alabildiğine kafa karışıklığı. Çocuklarımız söz konusu olduğunda bu durum daha da karmaşıklaşıyor. İyi eğitim alan çocukların yetişkinlerinde “iyi işler” yaptığını/yapacağını düşünüyoruz. Gerilerde kalanlar o iyi işler yapanların hep hizmetinde çalışıyor oluyorlar. Nesilden nesile aktarılan bu olumsuz senaryo size de tanıdık gelmiş olmalı. “ Çok çalış sen müdür ol, çay getiren olma” ifadeleri, motivasyon bilgisinin değişmesiyle “derslerini çalışırsan iyi yerlere gelirsin, daha fazla kazanır, daha rahat yaşar, istediklerini alırsın” a evrildi. Söylem değişti değişmesine de etkisi değişmedi. İlgili ve bilinçli ailelerin çocuklarında “kaygı” daha da arttı. Öğrencilerle yaptığımız görüşmelerde şunları duyar olduk: “Ailemin emeklerini boşa çıkarmamalıyım”, “okul hayatım hep başarılı geçti ama bu sınavda yapamayacağımı düşünüyorum”, “anne – babamı hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyorum”, “eğer bu sınavdan istediğim sonucu alamazsam bir daha oturup ders çalışmam”. Çocuklarınız size bu ifadeleri kullanmazlar, çoğu kez biz terapistlere de kendilerini bu kadar kolay açamazlar. Çünkü suçluluk duygusu, utanç ve kaygıyı bir arada yaşayan öğrenci tam olarak neden sınav kaygısı yaşadığını da bilemez. Bir başka grup öğrenci ise “annem – babam benden daha fazla stresliler”, “sınava çalışmaktansa bilgisayarda oyun oynamak daha eğlenceli”, “ne zaman ders çalışmaya otursam uykum geliyor”, “zaten özel okula gidecekken neden bu sınava girmek zorunda olduğumu anlamıyorum” derler. Öğrencilik hayatı boyunca okula ve derslerine ilişkin hiç sorumluluk hissetmemiş çocuklar, sınav zamanı üzerlerinde kurulmaya çalışılan alışılmadık disipline “umursamaz” tavırlarla tepki verirler. Belki tam da burada TEOG annelerini biraz kızdırabilecek şeyler söylemek zorunda kalabilirim. Çocuklarının tüm ödev ve sorumluluklarını yüksek bir bilinçle üstlenmiş bu annelerin niyetlerinin ve amaçlarının iyiliğinden yana hiç tereddüdümüz yok. Ancak çocuklarının sorumlulukları kadar kaygılarını da üstlenen, medyada yer almış hiçbir yazı ya da yayını kaçırmayan, sınav zamanları çocuklarından daha fazla stres yaşayan, dolayısıyla yaşadıkları kaygı ve stresi çocuklarına da bolca yansıtan bu anneler/babalar farkında olmadan çocuktaki duyarsızlığın ya da sınav kaygısının müsebbibi oluyorlar. Çocuklarını sınav kapılarında gözyaşlarıyla bekleyen anneleri görünce, bir sınava bağlanan ümitlerin yıkılma ihtimalinin nelere yol açabileceğini düşünmek sahiden ürkütücü oluyor. Bu kadar ağır bir yükü küçücük omuzların kaldırabilmesi hiç kolay olmadığı gibi, her 10 çocuktan 3’ünde görülen sınav kaygısının bu kadar yaygın olması da şaşırtıcı değil!

Sınav Kaygısı Nedir?

Kişinin bilgi ve becerilerinin belli ölçütlerle incelenip değerlendirdiği durumlarda yaşadığı işlev bozucu anksiyete durumudur. Sınav kaygısında, yüksek endişeye bağlı dikkat dağınıklığı, anlama güçlüğü, bilgiyi hatırlama ve organize etmede güçlük yaşanır. Performansı düşüren, başarıyı olumsuz etkileyen bu durumların yanında, ruhsal çökkünlük, dalgınlık, isteksizlik, uyku ve yeme düzeninde bozulma gibi duygusal ve bedensel belirtiler de görülebilir.

Öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili biçimde kullanılmasını engelleyen ve başarının düşmesine yol açan sınav kaygısı; aile, çevre, okul gibi etkenlerden beslenebildiği gibi, öğrencinin kendi zihinsel algı ve yorumlamalarından da etkilenir. 

•Sınavın sonucunu felaketleştirme

•Olumsuz değerlendirilme korkusu

•Sınavın sürecinden çok sınavın sonucuna odaklanma

•Sınava ilişkin bilgi ve becerisine veya bunu yansıtabileceğine güvensizlik

•Bilgisinin değil, kişiliğinin değerlendirildiği düşüncesi kişinin normalden fazla kaygı duymasına yol açabilir.

Normalden fazla demekteki kasıt, aslında kaygının normal, gerekli ve duruma uygun olduğunu da vurgulamak içindir. Çünkü, yeterince kaygı ve stres sınava hazırlanmayı motive eder, sınav sırasında başarıya ulaşmak için istekli olmayı sağlar, uyanık ve anda tutar. Ebeveynler ve öğretmenler, çocuklardaki kaygı halini farkında olmadan abartmamalı, kaygının performansa dayalı her durumda olması gereken, normal bir duygu olduğunu sıklıkla vurgulamalıdırlar. Sınavlara az bir sürenin kaldığı şu günlerde, yeni şeyler öğrenmekten çok, sınavda zamanı etkili kullanmaya, sağlıklı ve iyi beslenmeye, düzenli ve yeterli uyku düzenine odaklanmak beklenen başarıya olumlu katkı sağlayacaktır.

Sınava giren tüm öğrencilere başarı dileklerimle.

Tuba Karacan - Psikolog