Tunus gerginlik ve belirsizliklerle dolu bir süreçte yavaş yavaş demokrasiye doğru yol alıyor gibi görünse de Mısır, Suriye, Lübnan ve Libya kriz içinde. Farklı yoğunluklardaki şiddet yayılıyor.

Şiddet içermemeleri ile dikkat çeken halk isyanlarından sonra, düzinelerce hatta yüzlerce kişinin öldüğü silahlı çatışmalar ortaya çıktı. Bir zamanlar parlak gibi görünen gelecek aniden karardı.Ortadoğu, sayısız ve birbiriyle bağlantılı sorunlarıyla karmaşık bir yer: Geçtiğimiz haftalarda tehlikeler artıp gerilim yükseldi ve İran ile savaş çıkabileceği konuşuluyor. Bütün bölge ülkeleri ve dünyanın dört bir yanındaki müttefikleri en üst düzey alarm durumunda. İsrail İran’ın kendi varlığına tehdit oluşturduğunu ilan ederken, ABD ve Avrupa İran petrolüne ambargo uygulayacaklarını açıkladılar. Bir yandan da Libya petrolü artık kontrolleri altında olduğu için, kısa dönemli ihtiyacı ikame edebileceğini belirttiler. Mısır’daki karmaşanın ortasında ABD, hala ülkenin kontrolünü elinde tutan orduyla olan güçlü bağlarına güveniyor ve çıkarlarını korumak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Rusya ve Çin ise Suriye’deki Beşar Esad rejiminin uyguladığı şiddeti eleştiren bir BM tasarısını henüz veto ettiler. Saflar sıklaşıyor: Ortadoğu’daki eski ve yeni oyuncular çatışan çıkarları adına karşı karşıya geliyor.

***

Satranç tahtasında yeni bir oyuncu daha var: Türkiye. Hala Amerika’nın bir müttefiki olmakla birlikte doğuya ve Asya’ya uzanan Türkiye üçüncü bir yolu tercih ederdi. Müslüman çoğunluğa sahip bir ülke olarak hükümeti, günümüzdeki Müslüman bilincini tehdit eden Sünni ve Şii ayrışmasının farkında.

Bir çok kişi “Arap Baharı”nın, yeni bir tutku ve yeni ulusal ve uluslararası ittifaklarla bölgeyi aydınlık bir geleceğe taşıyacağını umut ediyordu. Halklar özgürlük, onur ve demokrasiye aynı ortak özlemi duyuyorlardı. Ancak bunun yerine her ülke kendi iç çelişkilerine, kardeş kavgalarına ve şiddete battı. Masum insanlar öldü. Son Mısır seçimlerinin gölgesinde, ordu şüphe ve korku yaymak için elinden gelen her şeyi yaptı ve gelecekte egemenliklerini sürdürmenin bugünün istikrarsızlığına bağlı olduğunu gayet iyi biliyorlar.

Suriye acımasız baskısını haklı çıkarmak için bombalar yağdırıp ateş açarken, kendisine direnenlerin “terörizmine” dikkat çekiyor. Yüzlerce kez izlenmiş olan senaryo tekrar ediliyor. Tahmin edilebilir bir şey: Ortadoğu’da ne değişti ki? Batı kelimelere oynayıp insani kaygılardan bahsederken hükümetler insanların umutlarıyla alay ediyorlar.

Durum ciddi; insanların cesaret ve kararlılığı ise sağlam. Edinilen kazanımların, bugün bölgede ortaya çıkmakta olan rejimlerin ellerinde herhangi bir  kayba uğramaması veya herşeyin yeniden eskisi gibi olmaması için alarm zillerini çalmanın tam sırası. Diktatörlüğe karşı korku o kadar büyük ki, insanları “kontrol edilen demokrasilerin” sinizmi ile karşı karşıya bırakabilir. Yeni yönetim modellerinin üç temel özelliği şimdiden odakta: Bölgesel politikalar karşısında milliyetçi saplantılar, başat ekonomik modele kıyasla siyasi yapıların gücünü abartma ve son olarak da güvenlik ve istikrar konularında silahlı kuvvetlerin rolü. Bunların üçü de petromonarşiler tarafından tatbik ediliyor (sık sık lafı edilmekle birlikte hayata geçirilmeyen demokratik model hariç) ve bölgenin ortaya çıkmakta olan jeostratejik haritası, demokratik inancı açıklayan manifestoların altında süren aynı mekanizmayı gizliyor.

Halkların geleceği ve kurtuluşu için önemli olan bu anda, Ortadoğu’da şiddet yayılıyor. Ayaklanmaların baş gösterdiği ilk günlerden beri söylediğim gibi hiç “bahar” gelmedi; hiçbir devrim gerçekleşmedi. Ancak gerek askeri gerekse siyasi güçlerin ayrılıkları körüklemek için gösterdiği her türlü çabaya rağmen, şiddet ve gerilimin hakim olduğu bu tarihsel anda her türlü manipülasyona karşı direnişin sürmesini sağlayacak olan kitlelerin farkındalığıdır.

Suriye’de olduğu gibi diktatörlere, Mısır’da olduğu gibi eski rejim artıklarına veya Libya’da olduğu gibi kendilerine pazarlar arayan devletlere ve şirketlere boyun eğmemeli. Artık vizyonu olmayan ulusal bilinç ve protestolar yeterli değil. İsyanların devrimler haline gelebilmesi için açık bölgesel ve uluslararası hedeflere ihtiyacı var. Şimdi, ABD, Avrupa, İsrail, Rusya, Çin ve Hindistan gibi hem gizli hem de perde arkasından kendi çıkarlarını koruyorlar.

Arap dünyası başarısız ayaklanmaların ardından umudunu yitirirse büyük güçler hiçbir şey kaybetmiş olmazlar. Başarılı olmak için bugünün devrimleri Araplık bilincinden daha azını talep etmemeli ki bunu sadece bölge halkları ifade edebilir. O da ancak mücadeleyi bırakmadıkları takdirde gerçekleşebilir.

Bölge halkları bugünün şiddetini kurtuluşa dönüştürmek durumundalar. Şayet yapmazlarsa, bir futbol maçı veya köy katliamı sonrası harabeler içinde cesetler sayılmaya devam edecek. Özgürlüğün bedeli bu; onurun bedeli bu.

Kaynak: Star Gazetesi