Bu hafta New York’ta BM Genel Kuruluna hitap eden David Cameron Suriye hakkında şöyle söyledi: Bu genç çocukların kanı, BM’in şânında berbat bir lekedir.” Bu çok üstünkörü bir ifade. Lekelenen şân, BM’in değil BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinindir: Çin, Fransa, ABD, İngiltere ve Rusya. BM’in Soğuk Savaş sırasında bile Cemiyet’i Akvam’ın yolundan gitmeyişini sağlayan realpolitik’in çekirdeğidir bunlar. Gerçekçi tavizleri vermek ve farklılaşan çıkarları hesaba katması gerekenler bu uluslardır.
Güney Rodezya, Bosna Hersek gibi iç savaşlarda birbirleriyle çarpışan kuvvetlerle yıllarca müzakere etmek benim şansımaydı. Her iki çatışma da köken itibariyle orjinaldi ve müdahaleyle (Güney Afrika ve Sırbistan) çileden çıkarılmışlardı. Suriye’deki çatışma, ağır çeken bir sonuçla baş başa bıraktı beni: İç savaşları kendini tüketene dek yanmaya bırakmanın tehlikeli neticeleri olabilir. Robert Mugabe’nin Matabele’ye karşı soykırımvâri şiddetin zincirlerini çözmek üzere Beşinci Tugayı eğitmek için Kuzey Kore’yi Zimbabwe’ye getirmesini düşünün. Veya bugünün Bosna’sını: Hillary Clinton ve William Hague 2011 Haziran’ında uyarıda bulunarak beş yıl içerisinde kayda değer bir kötüleşmenin yaşandığını belirttiler.
Suriye, içerideki küçük gruplar marjinalleştirildikçe ve ülkeyi terk ettikçe Şii-Sünni çatışmasına daha bir bulanıyor. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon genel kurula yaptığı konuşmada Suriyelilerin liderliğinde vakit geçirmeden bir geçiş sürecinin başlatılması için bastırmış; Selefi Kofi Annan’ı müzakerecilik görevini üstlenmeye ikna etmişti. Annan görevden çekildiğinde, daimi beş üyenin yardım etmeyişi karşısında duyduğu hayal kırıklığını gizleyemedi. 1 Eylül’de bu görevi üstlenen yeni BM müzakerecisi Lakdar Brahim, eski Cezayir dışişleri bakanıdır, bu göz korkutucu görev için muhteşem bir liyâkat sahibidir. Vaziyetin kötü olduğunun, daha da kötüleştiğinin ve erkenden kayda değer bir ilerleme ihtimali görmediğinin işaretlerini verdi.
En üzücü etken ise kaçınılmaz olarak Irak’a da taşacak olmasıdır. Şii başbakan Nuri Maliki, 2011 sonunda Amerikan askerlerinin çekilmesinden sonra İran’daki köktenci Şii rejime daha bir yakınlaştı. Maliki, Suriye’deki Sünni köktencilerin Esad’ın yerini almasından ve sonra da Irak’taki Sünni isyancıları desteklemelerinden korkuyor. İran’dan kalkan uçaklar Irak hava sahasını serbestçe geçiyor, Suriye’deki diktatörlüğe silah ve asker taşıyor. Bu arada Türkiye, Irak havasına giriyor, asırlık ihtilafta ısıyı artıran asileri bombalıyor. Acı bir resim bu ve Bölgesel Kürt Yönetimi ve Bağdat’taki merkezi hükümet arasındaki petrol ihtilafı hakkında hayra alâmet değildir.
ABD, İngiltere ve Fransa’nın Güvenlik Konseyi’nde işbirliği yapmıyorlar diye Çin ve Rusya’yı kıyasıya eleştirmeye son vermelerinin zamanı çoktan geldi. Rus liderlerin, Libya’da uçuşa yasak bölge uygulaması getiren (veto etmedikleri) BM kararıyla ilgili olarak kandırıldıkları hissine kapılmalarını anlamak önemlidir. NATO’nun Kaddafi’yi deviren rejim değişikliğinde - BM kararının lafzı hilafına - araç olduğuna inanıyorlar. Sonuç olarak da Suriye için benzer bir kararı veto edeceklerdir.
Libya’da uçuşa yasak bölge uygulamasını savunanların ilkiydim. NATO, Bingazi’deki kıyımı durdurmak için tam zamanında hareket geçmişti ve NATO komutanlarının, yetkilerini genişletmek için güçlü argümanları vardı. Söz konusu olan Suriye olduğunda, argümanların bilhassa Rusya’yla birlikte rasyonel biçimde tartışılması lazımdır. Askerler, uzatmalı bir harekâtın kaçınılmaz olmadığına dair güvenceler vermelidir. Suriye’nin hem Brahimi liderliğinde ateşkes dâhil müzakereci geçiş düzenlemelerine hem de bu düzenlemelerin ihlaliyle baş etme yollarına ihtiyacı vardır. Gerçekçi bakıldığında, Güvenlik Konseyi’nin uçuşa yasak bölge kararını uygulama sorumluluğunu verebileceği tek örgüt NATO’dur.
Benim teklifim, BM Genel Sekreteri’nin, Suriye’de bir ateşkesin nasıl sürdürülebileceği sorusunu NATO-Rusya Konseyine iletmesini NATO Genel Sekreteri’nden istemesidir. Potansiyeli daha önce hiç test edilmemiş olan bu forumda (NATO-Rusya Konseyi) komutanların ve Brüksel’deki diplomatların karaya ayak basmadan (hava) muharebe kurallarını tartışarak çözüme varmaları mümkündür.
Suriye’nin karadan havaya tüm füzelerinin –Libya’da olduğu gibi - cruise füzeleri ve uçaklarla yok edilmesi bu işin içinde olmayacaktır muhtemelen her ne kadar bu en güvenli yol olsa da. Suriye radarları NATO uçaklarına kilitlendiğinde ise ateş izni verilmelidir. NATO-Rusya Konsey’inde gerilimi azaltmaya yardımcı olmak üzere tartışmalara Türk komutanlar da katılmalıdır. Rusya’nın aksine Türkiye, Esad’ı yüksek sesle eleştiriyor olsa da iki ülke [Türkiye-Rusya] iyi ilişkilere sahiptir.
Yeni bir forum olmadığı takdirde Güvenlik Konseyi’ndeki açmaz devam edecek, Suriye’de barış uzak bir rüya olmayı sürdürecek gibidir.
Yazar hakkında: 1977-1979 arasında İngiltere Dışişleri Bakanlığı yapmıştır.
Kaynak: Telegraph
Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı