İsrail'in 31 Mayıs'ın erken saatlerinde Gazze sahillerine doğru yol alan yardım filosunun altı gemisinden biri olan Mavi Marmara'ya yaptığı saldırı uluslararası ilişkilerde ve Ortadoğu siyasetinde bir dönüm noktası oldu.
İsrail, çoğu Türkiye vatandaşı olan onlarca insanı yaralayıp dokuz insanı da öldürünce 72 milyon Türk'ü, bir milyardan fazla Müslüman'ı ve dünyanın diğer bölgelerinden milyonlarca insanı, belki de telafisi olanaksız bir şekilde, kendisine düşman etti.
İsrail'in yardım filosuna yönelik zalimce güç kullanması uluslararası hukukun açık bir ihlalidir. Mavi Marmara'ya yapılan saldırı Gazze sahilinden 77 mil ileride, İsrail'in hiçbir hukuki yetkisinin olmadığı uluslararası sularda gerçekleşmiştir. Silahsız insanlara vahşice saldırarak ve onları öldürerek, Netanyahu-Lieberman hükümeti uluslararası mahkemede soruşturulması gereken ve soruşturulacak olan bir suç işlemişlerdir.
Yardım filosundaki insanlar 32 farklı ülkedendi ve aralarında yardım görevlileri, barış gönüllüleri, yazarlar, gazeteciler, muhabirler, hukukçular, meclis üyeleri ve sıradan vatandaşlar vardı. İsrail'in propaganda çarkının iddialarının aksine, bu insanlar terörist değillerdi; onlar İsrail'in Gazze kuşatmasını Ortadoğu'da barış görüşmelerinin yeniden başlaması için bir an önce sonlandırması gerektiğine inanan, dünyanın dört bir yanından gelen barış gönüllüleri ve yardım görevlileriydi. Bu, İsrail'e barışı samimiyetle isteyip istemediğini göstermek için verilen bir şanstı. Saldırıyı savunarak ve sivilleri öldürerek Netanyahu-Lieberman hükümeti bölgede barışın sağlanması ile ilgilenmediklerini ortaya koydu.
Yardım filosu 2008'deki Gazze Savaşı'ndan beri öldürücü bir kuşatma altında yaşayan Gazze halkına insani yardım götürüyordu. Dönemin İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye-İsrail görüşmelerini karara bağlamak için bir araya geldikten sadece dört gün sonra Gazze'nin harap edilmesine yönelik emirler verdiğini hatırlayalım. Görüşmelere taraf olan Türklere, Suriyelilere, Avrupalı ve Amerikalılara yalan söylerken, Olmert hükümeti 1.400'den fazla sivilin öldürüldüğü, binlercesinin yaralandığı bir savaşı başlattı. Üç hafta süren savaşta, Gazze tamamen harap edildi ve saldırıda sivil binalar, okullar, hastaneler, ibadethaneler hatta Birleşmiş Milletler binaları dahi ayırt edilmedi. O günden beri, Gazze ve 1,5 milyonluk halkı İsrail'in kuşatması altında yaşıyorlar.
İsrail, Obama yönetiminin ve Avrupa Birliği'nin Gazze'deki kuşatmayı kaldırması, Filistin topraklarına yaptığı yerleşimleri durdurması ve barış görüşmelerine yeniden başlaması için çağrılara kulaklarını kapadı. Uluslararası topluma meydan okuyarak ve uluslararası hukuku ihlal ederek, İsrail kendini hem ahlâki hem de siyasi açıdan köşeye sıkıştırdı. Yardım filosundaki silahsız sivillerin öldürülmesi karşısında gösterilen uluslararası tepki, dünyanın, birbiri ardına gelen İsrail hükümetlerinin haddini bilmez ve sorumsuz politikalarından ne kadar usandığını ortaya koyuyor. Mavi Marmara'da yaşananların öfkesi henüz dinmemişken, Rachel Corrie -İsrail Silahlı Kuvvetleri'nin 2003 yılında Gazze'de bir Filistin evini yıkmasını engellemek isterken hayatını kaybeden genç Amerikalı öğrenci Rachel Corrie'nin adı verilen gemi- gibi diğer gemiler halihazırda kuşatmaya meydan okuyan hamleler yaptılar.
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve BM İnsan Hakları Komisyonu İsrail'i saldırıdan dolayı kınadı. Nelson Mandela, Jimmy Carter ve Desmond Tutu'yu da kapsayan dünyanın ihtiyar heyeti ve NATO dahil birçok ülke ve uluslararası örgüt de İsrail'i kınadı. İngiltere, Rusya ve Arap dünyasının devlet başkanları olayların soruşturulmasını ve Gazze'deki kuşatmanın bir an önce kaldırılmasını talep ettiler.
İsrail bu noktada bir ikilem yaşıyor: Gazze kuşatması işgal gerçeğini sınırlamak yerine uluslararası yaptı. Hukuka meydan okuyarak ve silahsız sivillere yönelik hukuk dışı güç kullanımından paçayı sıyırmayı umarak Netanyahu-Lieberman hükümeti tüm dünyayı aleyhlerine döndürüyor.
Ben şahsen, Mavi Marmara'da yaşananlardan sonra Türkiye-İsrail ilişkileri bir daha normale döner mi bilmiyorum. Ancak, İsrail'in Türk yardım görevlilerini vahşice öldürdüğü için Türk halkından resmi düzeyde özür dilemesi gerektiği açık ve net bir şekilde ortada. BM'nin de talep ettiği gibi, olayları soruşturacak ve baskından sorumlu olanları adalet karşısına çıkaracak bir uluslararası delil tespit heyeti acilen kurulmalıdır. Son olarak, 1,5 milyon Filistinlinin hayatlarını normale döndürmek için Gazze'deki kuşatma kaldırılmalıdır. Bununla birlikte, Mısır, Gazze'ye uluslararası yardımın yapılabilmesi için Refah Kapısı'nı açık tutmalıdır.
Tüm bu önlemler bizlere 31 Mayıs'ın erken saatlerinde neler yaşandığını unutturmayacaktır. Ancak, söz konusu önlemler bölgeye az da olsa akıl ihsan edebilir. 6 Haziran 2010, Guardian
Kaynak: Zaman