Siz buna herkesin bildiği sır deyin. Filistin Otoritesi başkanı Mahmud Abbas, atanmış başbakan Selam Feyyad ve benzer zihniyetteki el Fetih yetkilileri İsrail işgaliyle işbirliği içindeler. En az Oslo’dan beri kendi halkları aleyhine İsrail’e hizmet etmekteler. Abbas, meşru bir başkandan ziyade İsrail şerifine benziyor. Barışçıl gösterileri eziyor, ifade özgürlüğünü hedef alıyor, Batı Şeria’daki gözaltı merkezlerini siyasi tutuklularla dolduruyor ve vatan haini bir devlet başkanı gibi yönetiyor. Oslo müzakerecisi olarak, İsrail’in taleplerine kayıtsız şartsız teslim olmuş bir halde. Esnekliği ve boyun eğmesiyle tanınır. Patronları Tel Aviv ve Washington’da ikamet eder. Bir devlet adamından ziyâde bir maşadır. Beyaz Saray’da fotoğraf çektirmekle ve diğer etkileyici şeylerle ödüllendirilir.
Feyyad da öyle. Feyyad’ın geçmişi bunun sebebini de izah eder. Politik bir fırsatçıdır. O ve Abbas, İsrail’in çifte ajanlarıdır. İzledikleri politika, dolandırıcılıktır. Kendi çıkarları için halklarını cezalandırırlar. Feyyad, bir CEO teknokrattır. Texas Üniversitesi’den ekonomi doktorası var; Ürdün Yarmuk Üniversitesi’nde öğretim üyeliği; St.Louis Federal Reserve Bank’ta iktisâdi araştırmacılığı yapmış. 1987-1995 arasında Dünya Bankası ve IMF’de çalışan Feyyad 2001’den beri IMF’nin Filistin’deki adamı olarak çalışıyor. Yaser Arafat’ın Finans bakanıydı.
Feyyad’ın Üçüncü Yol partisi 2006 meclis seçimlerinde oyların yüzde 2,4’ünü aldı. Filistinliler ne onun ne de partisinin rol almasını istemediler. Fetih’in 2006’da FKÖ, Filistin Otoritesi ve Batı Şeria’yla ortaklaşa yaptığı darbeden sonra Abbas, Feyyad’ı başbakan yaptı. Abbas’ın dönemi 2009’da sona erdi. Seçim takvimini belirlemedi ve hala koltuğunda oturmayı sürdürüyor.
Abbas, Feyyad ve el Fetih’teki işbirlikçileri eliyle güç, yürütmenin elinde toplandı. Filistinlilere ihanet edildi ve kötü hizmet gördüler. Demokratik yoldan seçilmiş Hamas yetkilileri kenara itildiler, dışlandılar ve İsrail’in emriyle tutuklandılar. Sadece Eylül ayı ortalarından bu yana Batı Şeria’daki Hamas üyesi ve destekçilerinin 120’si tutuklandı. Filistin İnsan Hakları Merkezi yaygın tutuklamaları kınadı ve el Fetih liderlerini hukuka riayete davet edip siyasi tutuklamalara son verme çağrısı yaptı.
Hedefe koyulan kişiler önce sorguya alınmak üzere toplandı. Bir tuzaktı bu. Peşinden tutuklamalar geldi. Diğerleri ise evde veya iş yerinde tutuklandılar. Mağdurlar arasında Hamas liderleri, arabulucu kişiler, eski mahkûmlar, gazeteciler, genç aktivistler ve üniversite öğrencileri var. Bu isimlerden biri de Ahrar Tutuklu Çalışmaları ve İnsan Hakları merkezi müdürü Fuat Huffaş; Velid Halid; ve Batı Şeria’da tanınmış bir arabulucu olan Şeyh Riyad Raşid de aralarında. İlk kez yaşanmıyor bunlar; son da olmayacak. El Fetih liderleri İsrail’in emriyle selam çakıyor ve itaat ediyorlar.
Filistinlilerin iki tane düşmanı var. Hürriyet mücadeleleri iki cephede sürüyor. İsrail gayri meşru, baskıcı bir işgalcidir. El Fetih liderleri ise ihaneti temsil etmektedirler.
Batı Şeria’dan gazeteci Halid Amayreh 21 Eylül’de “Filistin Otoritesinin İsrail çıkarına hizmet ettiğini Netanyahu bile kabul ediyor” diye başlık çekmişti. İsrail her gün Filistinlileri ezip dururken “Filistin Otoritesini mâli-ekonomik krizden kurtarmak için acele etmesi” gözleri yuvalarından çıkarmalı. Netanyahu “yardımsever, cömert, âlicenap yahut iyi komşu değildir. Durumunu değiştirmiş de değildir. Onun çevresindekiler ve çoğu Knesset üyesi de öyle. Hepsi de Yahudi istisnailiğine inanırlar. Arapları insan-altı varlık olarak görürler.
Fetih liderleri kazanç peşindeler. Böyle yapmaları, işgale karşı kendi halklarını mahkûm etmektedir.
İsrail’in para transferleri, görünenden daha azıdır. Parasal miktarların içerisinde “işgalci gücün 1990 Oslo anlaşması Paris protokolü uyarınca (Filistin ekonomisini İsrail’in merhametine terk etmiştir) Filistin Otoritesi adına topladığı Filistin parası da vardır. İsrail Filistinlilerin yaptığı ithalattan ayda 100 milyon dolar vergi toplamaktadır. “İsrail, elemanları için normalde şişirilmiş komisyonlar ve ücretler alır.” Netanyahu geçen hafta 63 milyon dolar transfer edilmesini emretti. Filistin Otoritesi’nin mâli krizini hafifletmeye yardım ettiklerini iddia ederek şunu söyledi: “Filistin Otoritesi ekonomik krizle başa çıkabilsin diye çeşitli açılardan faaliyet yürütüyoruz. Vergi anlaşmaları için çeşitli anlaşmalar yaptık.” “Para transferleri yapıyoruz. Filistinli işçilere de yardım ettik ve işlerini kolaylaştırmak için başka adımlar da atıyoruz…elbette ki küresel bir gerçeklik var ve her ekonominin kendi iç düzenlemesiyle ilişkisi var bunun fakat biz kendi adımıza Filistin Otoritesinin bu krizden sağ çıkmasına yardım için gayret gösteriyoruz. Umarım bunu başaracaklardır; müşterek çıkarımızdır bu.”
El Fetih’i desteklemek, İsrail için kilit önemdedir. Aynı zamanda, Hamas yeriliyor, üyeleri, destekçileri hedef alınıyor, tutuklanıyor ve Gazze boğucu bir kuşatma altında olmayı sürdürüyor.
Geçen hafta üst düzey bir Filistin Otoritesi yetkilisi “İsrail’in Filistin Otoritesinin zayıf kalmasını ama yok olmamasını istiyor” dedi. İsrail’in iradesine mûti olmasını istiyor. İsrail’in yürütme gücü olarak hizmet etmesini istiyor.
İsrail kirli işlerinin bazılarını Filistinliler yapsın istiyor. Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü serbestçe harap etme kabiliyetini köreltecek hiçbir şey istemiyor. Abbas, Feyyad ve diğer işbirlikçileri bu doğrultuda hareket ediyorlar. İnsanlığa karşı işlenen suçlara kör gözle bakıyorlar. Ayrıca kendi suçlarını da işliyorlar.
Geçen hafta el Halil polis karakoluna saldırı düzenlendi. İsrail istihbaratına bağlı sabotajcıların ve provakatörlerin olduğu anlaşıldı. Bu suçlardan dolayı Filistinliler töhmet altında tutuldular.
Filistin Otoritesi’nin Batı Şeria’yı kontrolü “egemen bir Filistin’in tesis edilmesi ve onun BM tam üyesi olması önündeki en büyük engeli temsil etmektedir.” Aslında bir nesil önce gerçekleşmeliydi bu. Bugüne değin olmadı çünkü Filistin Otoritesi yetkilileri bu doğrultuda adımlar atmadı.
Abbas Eylül ayı başlarında Ramallah’ı ziyaret eden İsraillilere “Yahudi devletinin sonsuza dek yaşamak üzere kurulduğunu” söyledi. Filistin’in ana sorunu Abbas’tır. Kendi halkına karşı işbirlikçidir.
Ha’aretz yazarlarından Amira Hass 24 Eylül’de bu meseleye değinmiş, “Filistin Otoritesi-Otorite Yoksunu” başlıklı yazısında şöyle demişti: “Oslo, Filistin’in kendi yönetimini garantiye alacaktı. Bunun yerine işgali güçlendirdi.”
Filistin Otoritesi’nin radyosu da İsrail lehine yayın yapmaktadır. Radyo programlarından biri “İsrail’de tutuklu bulunan kişilerin ailelerine yönelik” yayın yapıyor. Vahşice muamele gören siyasi tutuklular bunlar. Tek hataları yanlış tanrıya tapmaları ve kendi topraklarında özgürce yaşamayı istemeleri. Radyo programı bu gerçeği ya önemsiz gösteriyor ya da terzyüz ediyor. Aile üyelerinin ziyaret hakları ellerinden alınıyor ve sevdikleri hakkında programda yorum yapmaları engelleniyor. Bazı aile üyeleri “Nasılsın canım? Hepimiz iyiyiz. Bizim için üzülme. Kendine, sağlığına iyi bak; kısa bir süre sonra serbest kalmanı ümit ediyoruz; sen ve tüm diğer mahkûmların” demekle yetiniyorlar. Bazıları ise daha uzun yorumlar yapıyor. Böyle yapmak, işgali ve acımasızlığını örtbas etmeye yarıyor. Radyo programı sırasında haberler veriliyor ve kamu hizmeti duyuruları yapılıyor. Halkı elektrik faturalarını ödemeye teşvik ediyorlar. Faturaların ödenmemesinin işgali güçlendirdiğini iddia ediyorlar.
Bu yayınların ortak paydası, Yael Barda’nın “The Bureaucracy of the Occupation: The Regime of Movement Permits 2000 – 2006” başlıklı kitabında ele aldıklarını yansıtıyor. Barda, Neve Gordon’un “İsrail İşgali” başlıklı kitabında vardığı sonucu tartışarak şunu söylüyor: “Oslo’dan beri, Filistinlilere karşı güç kullanımı değişti ve artık egemen bir güç kanun ve emniyet güçleri üzerinden kanuni denetim sağlıyor; sivil kararlara bulaşmıyor; işgale karşı çıkanlar ile onu kabul edenler arasında ayrım gütmüyor…Oslo sözleşmeleri sonucunda çıkarılan yasalarla birlikte idâri ve bölgesel ayrıma gidilmesinden sonra Filistinlilerin hayatları üzerindeki denetim ve sivil meselelere müdahale azalmadı; tam aksine arttı.” Barda’nın görüşü engin kişisel gözlemlerine dayanıyor. Kendisi, işgalin acımasızlığına birinci elden şahit olmuştur. İşgal, Filistinlilerin hayatı üzerinde zalimce hâkimiyet kurmuştur. İnsan hakları, sivil haklar reddedilmektedir.
Askeri diktalar fiilen her şeyi yönetmektedir. İfade özgürlüğü, dolaşım serbestiyeti ve diğer özgürlükler inkâr edilmektedir. İşgal altındaki hayatlar ezilip itaate zorlanmaktadır. Oslo, vahşi devlet terörünü kurumsallaştırmıştır. Filistin Otoritesi’nin işbirlikçileri ise buna izin vermekte ve aynı zamanda kendi suçlarını işlemektedirler.
İsrail ve Filistin Otoritesi kuvvetleri Filistinlileri istedikleri zaman, istedikleri yerde, her hangi bir sebepten dolayı veya sebepsiz tutuklayabilir. Çocuklar da yetişkinler gibi yabani muameleye tutuluyorlar. Tedhiş ediliyor, tutuklanıyor, işkenceye uğruyor ve zaman zaman hapse atılıyorlar.
İsrail işgali “melez bir askeri kolonyal, olağanüstü hal devleti ve sivil özerklik yarattı. İkilikler ve tezatları, onu geri çevirmeyi zorlaştıran yapışkanlar.” Filistin Otoritesinin işbirliği ise bunu daha da zorlaştırmaktadır. Hass buna “Oslo cini” diyor. İsrail istediği her şeyi aldı. Filistinliler “özerk bölge cepleriyle baş başa kaldı ki İsrail’in hâkimiyetini pekiştirmekten başka bir şeye yaramamaktadır.”
Filistinliler durumu değiştirmek için tek başlarınalar. Üçüncü İntifada’nın vadesi çoktan geldi de geçiyor.
Dünya Bülteni için çeviren: M.Alpaslan Balcı