Ergenlik, biyolojik ve psikolojik pek çok değişimin aynı anda gerçekleştiği karmaşık olduğu kadar zengin ve üretken bir dönemdir. Kişiliğin önemli bir kısmı bu dönemde tamamlanır. Anne babadan koparak, sosyal ortamda bir yer edinme çabasının yanında, toplumsal kuralları sorgulama ve karşı duruş geliştirme ergenliğin belirgin özelliklerindendir. Ergenliğe giriş yaşı toplumdan topluma değişiklik göstermekle birlikte, 11 - 15 yaş aralığı erken ergenliğin başlangıcı olarak kabul edilmektedir.
Çocuklarda olduğu gibi ergenlerde de cinsel eğitim, bireyin kendi cinsel kimliğinden memnun ve bu cinsel kimliğe uygun algı ve davranışlar geliştirebilmesini amaçlar.
Ergenlik dönemi cinsel gelişim evrelerinin başında 'kendi bedeni üzerine aşırı yoğunlaşma' görülür. Giyim kuşamda farklılıklar deneme, bedenine fazlaca odaklanma, kendini beğenmeme, başkalarıyla kıyaslama gibi abartılı yaklaşımlar çocuğu etkilerken ebeveynlerde de zorlanmaya yol açar. Ancak dönemin geçici olacağı unutulmamalı ve yeni gence anlayışla yaklaşılmalıdır. Anne babalar ergen birey tarafından umursanmadıklarını düşünseler de bu dönemdeki eleştiri ve çatışmalar bireyin kendilik algısında ve kişilik gelişiminde önemli izler bırakır.
Dış dünyalarında anne baba, öğretmenler hatta tüm toplumsal yapıyla sorun yaşayan genç, aslında en büyük kırılmayı kendi içinde yaşamaktadır. Bir yandan bedeninde olup biten değişimler, bir yandan kontrolden çıkan hormonlar; kendisinin de anlam veremediği zamansız öfke patlamaları ve gerginlikler yaşayarak kendi içine dönmesini beraberinde getirir. Çocukluktan gençliğe geçişin nasıl bir deneyim olduğunu henüz anlamayan ergenin yalnız olma gereksinimine saygı duyulmalı, olumlu ilişki geliştirmenin, sağlıklı rol modeller edineceği sosyal ortamları sağlamanın gelişiminde çok önemli olduğu unutulmamalıdır.
Çocukluk ve gençlik arası evre, cinselliğe ilgi ve merakın gelişen hormonlarında etkisiyle arttığı bir dönemdir. Özellikle günümüzde internet ve medya araçları çocuklarda erken cinsel merakı daha da tetiklemektedir. Zamanından önce gelişen merak ise erken deneyimleri beraberinde getirmektedir. Kız ya da erkek fark etmez tüm çocuklar ergenlik döneminde risk grubu sayılmaktadır.
Bu dönemde pek çok anne baba nasıl bir yaklaşım sergileyeceğini bilemez ve çoğu kez kendi cinsellik algısına göre tepkiler verir. Bu tepkiler, gencin merakını aşağılayıcı, reddedici bir tutum içerdiğinde, bireyin yetişkinliğinde sağlıklı bir cinsel süreç yaşamasını engeller. Aile terapisi ve cinsel terapi çalışmalarımızda cinsel fonksiyon sorunlarıyla karşımıza gelen danışanlarımızın tamamına yakını, çocukluk ve ergenlik döneminde yaşadıkları olumsuz ve aşağılayıcı deneyimler ile abartılı (koruyucu) cinsel bilgilendirmelerden muzdariplerdir. Bu sebeple altını çizmek gerekir ki çocuk veya gencin maruz kalacağı yanlış cinsel öğrenmeler kadar ebeveynlerin yanlış tepki ve tutumları da bireyin ilerideki cinsel sağlığını etkilemektedir.
Doğumdan yaşlılığa kadar kişinin yaşadığı tüm gelişim süreçlerine ait sorunlarda, en yakındakilerle sağlıklı iletişim kurabilme problemin çözümüne en büyük katkıyı sağlamaktadır. Ergenlik ve beraberinde getirdiği kafa karışıklığı; gencin rahat iletişim kurabileceği yetişkinlere sahip olması, doğru rol model kaynaklarına erişebilmesi, ilgi ve yeteneklerine göre hobi ve etkinlik alanları içinde yer alabilmesi durumunda daha kolay aşılabilmektedir. Bu bağlamda son yıllarda sosyal kurumların gençlerin potansiyellerini üretkenliğe ve zenginliğe dönüştürecek çalışmalar yapmaları, sivil toplum kuruluşlarının gençlerle ilgili projelere daha fazla yer veriyor olmaları toplumumuz açısından ailelerin işlerini kolaylaştırıcı bir nitelik taşımaktadır. Gittikçe yaşlanan dünyamızda genç bir toplum olarak kalmak, gençliğin enerjisinden yararlanarak dinamizmi kaybetmemekle mümkün olabilir.
Tuba Karacan, Psikolog