ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, son iki yıl içerisinde Güney Kafkasya (Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan) ve Türkiye'yi ikinci kez ziyaret etti. Bu ziyaretleri ülkeler arasındaki ikili ilişkileri kontrol altında tutma ve ABD'nin bu bölgeler üzerindeki etkisini artırma çabası olarak okumalıyız. Rusya'da Putin'in devlet başkanlığına tekrar gelmesi de bu ziyaretlerin hedefini önemli ölçüde etkiliyor. 4-7 Haziran tarihleri arasında yapılan ziyaret öncesinde bölgesel istikrar, güvenlik, demokratik değerler, çeşitli projelerin geliştirilmesi gibi konuların gündeme taşınacağına dair açıklamalar yapıldı. Ancak ziyaret edilen ülkeler Hillary Clinton'a problemlerin aslında çok daha karmaşık olduğunu anlatmaya çalıştı.

3 Haziran tarihinde Azerbaycan-Ermenistan sınırında silahlı çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalarda her iki taraf da askeri kayıp verdi. Kısa bir süre sonra ise Azerbaycan yetkilileri Clinton aleyhinde hazırlanan bir suikast girişiminin önlendiğini duyurdu. Bütün bu gelişmeler tesadüf olamaz. Taraflar ABD yönetimine Karabağ sorununun çözülmemesinin ağır sonuçlar doğurabileceğini ve yeni askeri çatışmaların yaşanma riskinin yüksek olduğunu göstermeye çalıştı. Bunun için de Clinton geleneksel ABD politikası olarak gündeme taşıdığı demokrasi ve insan hakları konularına değil Karabağ sorununa öncelik tanıdı.

Bu arada çok sayıda uzman da konuyla ilgili çeşitli değerlendirmelerde bulundu. Bunların içinde en fazla, New York Times gazetesinde yer alan, ABD'nin Kazakistan ve Gürcistan eski büyükelçisi imzası ile yayımlanan makale dikkat çekti. Makalede Kafkasya'da savaş riskinin azaltılması için Hillary Clinton'a tavsiyelerde bulunuldu: "ABD ve Avrupa ülkelerinin kararlı bir şekilde Gürcistan'ın bağımsızlığını savunması ve topraklarının yasa dışı yollarla yüzde 20'sinin işgal edilmesine karşı çıkılması istendi. Hazar enerji kaynaklarının Avrupa'ya Gürcistan üzerinden taşınmasının Moskova'nın kontrolüne geçmesinin engellenmesi gerektiği belirtildi. Avrupa ve ABD'nin Gürcistan'ı Rusya'nın Kuzey Kafkasya bölgesinde düşman politikası takip etmemesi hususunda uyarması teklif edildi. Gürcistan Olimpiyatlar sırasında terör saldırılarını önleme konusunda Rusya'nın yanında yer almalı." şeklinde tespitlerde bulunuldu. Diplomatlar ABD ve Avrupa'nın Dağlık Karabağ sorunu konusundaki görüşmeleri ikinci planda görmelerinin yanlış sonuçlar doğurabileceğini ve Nabucco doğalgaz boru hattının geleceğini tehlikeye atabileceğini belirtti.

Bu teklifler ABD'nin bölgedeki çıkarlarını ve stratejisini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Hazar enerji kaynakları ve başka ülkelere transferi sırasında kontrolün elde tutulması stratejik hedefler arasında gösteriliyor. Gerçekten de Batı ülkelerinin Güney Kafkasya'daki en önemli başarısı Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının inşa edilmesi ve kontrol altında tutulmasıdır. Şu anda boru hattı Rusya'nın kontrolü dışında tutuluyor. Ancak durum değişmekte... Gazprom yetkilileri BP ile petrol boru hattındaki ve Şahdeniz'den (Azerbaycan) çıkarılan doğalgazın hisselerini satın alma konusunda görüşmeler yapıyor.

Clinton Gazprom'un Azerbaycan'dan yüksek fiyatla doğalgaz satın aldığını da biliyor. Jeopolitik açıdan ABD bu durumda enerji bağımsızlığını kaybediyor. Bu durumu önlemek için de konuyla ilgilenmesi için Azerbaycan büyükelçisi Richard Mornigstar tayin edildi. Mornigstar "enerji şahini" diye isimlendiriliyor ve Avrupa'nın Rusya'ya doğalgaz bağımlılığının azaltılması gerektiğini savunuyor.

Büyükelçiler İran'a saldırı konusunda müttefik arayışında olduklarına dair tek kelime dahi etmediler. Bu sorun sadece Türkiye'de gündeme taşınmış gibi görünüyor. Çünkü Azerbaycan müttefik konumunda yer alan bir ülke... Afganistan'a götürülen askeri teçhizatın yüzde 30'u Azerbaycan üzerinden taşınıyor. Ancak en önemlisi, ABD'nin, Afganistan'dan çekilmedikçe yeni bir savaşa başlamayacağı gerçeği. Çekilme süreci ise bir yıl daha devam edecek ve birçok konuda yeni gelişmeler yaşanabilir. Dışişleri Bakanı Clinton da ilk ziyaretini Ermenistan'a yaparak, en riskli ziyareti geride bırakmak istedi. Çünkü Ermeniler ABD'ye ve komşu ülkelere karşı taleplerde bulunuyor.

Ermenistan ''hoşgörü ziyareti''

Ermenistan Clinton'dan ABD'nin Ermeni soykırımını kabul edeceğine, Gürcistan'ın Cavaheti bölgesindeki Ermeniler üzerinde baskıların azaltılacağına dair açıklama yapmasını bekliyordu. Bunun yanı sıra Gürcistan'da gözaltında tutulan siyasi mahpus Vaagn Çahalyan'ın serbest bırakılması da talep edildi. Savaş başlatmama konusunda Clinton'un Aliyev'e baskı yapacağı da umut edilmekteydi. Ayrıca serbest ticaret anlaşması imzalanması konusunda da talepler vardı.

Ermenistan'ın tarafından belirtilen sorunlardan hiçbiri çözülmedi. Dağlık Karabağ konusunda geleneksel açıklamalar tekrarlandı. Ancak ABD'nin barış planının temelleri Ermeniler tarafından kabul edilmiyor. Çünkü bu plan, işgal altındaki toprakların Azerbaycan'a geri verilmesi, göçmenlerin vatanlarına dönmesi ve bundan sonra oylamaların yapılmasını içeriyor. Clinton Ermenistan meclis seçimleri konusunda olumlu açıklamalar yaparak ve Ermeni Türk görüşmelerinin dondurulma sürecinde sorumluluğun Türkiye'de olduğunu belirterek diğer konuları geçiştirmeye çalıştı.

Gürcistan: Hanımefendi müttefiklerinin barış içerisinde olmasını arzuladı

Gürcistan yönetimi Clinton hakkında doğal olarak olumsuz açıklamalar yapamaz. ABD ile Gürcistan arasında imzalanan stratejik iş birliği anlaşması sırasında Clinton Gürcistan'ın batı ile doğu arasında bir köprü olduğunu ifade etti. Gürcistan'ın işgal altındaki topraklarının geri verilmesi ve NATO üyeliğine destek verilmesi konusunda da açıklamalar yapıldı. Bununla da Gürcü halkından ziyade Kremlin'e mesaj gönderiliyordu. Amerikan yönetimi Gürcistan'a iki askeri aracı hibe etti ve Gürcistan'ın savunma gücünün artırılması konusunda destek sözü verdi.

Ziyaret öncesinde Amerikan basınında Gürcistan'da devlet başkanı Mihail Saakaşvili'ye alternatif arandığına dair haberler yer aldı. Obama önümüzdeki dönem içerisinde yönetim değişikliğinin olabileceği hakkında uyarıda bulunmuştu.

ABD Ekim ayında yapılacak meclis seçimlerinin iktidar partisi tarafından kazanılamayacağının farkında ve seçim sonuçlarına müdahale edilmesi durumunda Amerika'nın imajının zarar göreceğini de biliyor. Ancak Saakaşvili teslim olmayı düşünmüyor. Saakaşvili'nin sözlerine göre muhalif lider Bidzin İvanişvili'nin koalisyon güçlerinin seçimi kazanması durumunda Amerikan yanlısı politika Rusya yanlısı politika ile değişmiş olacak. Clinton'un Batum'da muhalifler ile yapmış olduğu görüşme kapalı kapılar arkasında gerçekleşti.

Yeni Sağ Partisi'nin lideri David Gamkrelidze, Clinton'un kendilerine iktidarı uyarmaları konusunda tavsiyelerde bulunduğunu belirtti. Gerçekte ise ''hanımefendi'' "vassallarını" barıştırıyor.

Gürcistan'daki vaatler ve umutlar nereye gitti? Azerbaycan ziyareti konusunda basına çok az haber yansıdı. Clinton Azerbaycan'ın insan hakları sicili hakkında sınırlı eleştiriler yapmakla yetindi: "Washington, İlham Aliyev iktidarından, Azerbaycan halkını görüşlerini serbest bir şekilde ifade etme özgürlüğü konusunda serbest bırakmasını ve siyasi tutukluların bırakılmasını rica ediyor."

Burada her zaman olduğu gibi "talep" değilde "rica" kelimesinin kullanılması dikkat çekici... Clinton, Esad rejimine dönük olarak, Türkiye'den gelen paralı askerleri öldürdüğü için Suriye aleyhinde ağır suçlamalarda bulunuyor. Ancak konu Azeri iktidarınınsaldırganlığına gelince dikkatli hareket etmeye başlıyor. Böyle bir dikkatin sebebi ne olabilir? Putin ile üst düzey ilişkileri bulunan Aliyev'in günün birinde Rusya ile yakınlaşma çabası içerisine girmesinden endişe duyuluyor.

Enerji güvenliği açısından bakıldığında Dağlık Karabağ sorununun Aliyev'in isteği ölçüsünde çözülebileceği tahmin ediliyor. Aliyev ise sorunun barış yoluyla çözümüne inanmıyor. Clinton sorunun çözümü için yeni yaklaşımların ortaya konması gerektiğini teklif etti, ancak bu yaklaşımların ayrıntıları konusunda bilgi vermedi. ABD Kogresi'nin Ermenistan yanlısı tutumu göz önünde tutulduğunda Clinton'ın denge politikası yürütmek zorunda kaldığı söylenebilir. Clinton bu sebeple Washington yönetiminin Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü savunduğuna dair açıklama yapmadı. Ancak bu gibi açıklamaların kapalı kapılar ardındaki görüşmeler sırasında yapıldığı düşünülebilir.

Ziyaret öncesinde Aliyev'in İran aleyhindeki politika ile gündeme taşınması görüşmeler sırasında yukarıda belirttiğimiz sebeplerden büyük önem arz etmedi. ABD'nin Azerbaycan olmasa da İran aleyhinde çok sayıda müttefiki bulunuyor. Mamafih ABD'nin petrol fiyatlarının yükselmesine yönelik hamlede bulunması da beklenemezdi.

Türkiye: Karşılıklı vaatler

Son ziyaret Türkiye'ye yapıldı. Bu da tesadüf olarak görülemez. Çünkü Türkiye son iki yıl içerisinde bölgesel lidere dönüştü. Bu görüşmelerde ilk sıradaki konular Suriye ve İran idi. Clinton'un ziyareti dolayısıyla 30 ülkenin temsilcisinin katıldığı bir "Terör Karşıtı Forum" düzenlendi. Ancak Clinton'un İran konusunda Türkiye'ye baskı yapma çabası sonuçsuz kaldı. Batı ülkeleri Ankara yönetiminin İran'la ticari ilişkilerini durdurmasını talep ediyor. Türkiye'nin petrol ihtiyacının yüzde 30'u, doğalgaz ihtiyacının ise yüzde 50'si İran tarafından karşılanmakta... Bu durumda İran'dan vazgeçileceği düşünülemez. Suriye konusunda açıklama yapan Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ülkesinin Annan planını desteklediğini ifade etti. Clinton ise PKK'ya karşı Türkiye'nin yanında yer aldıklarını belirtti.

Güney Kafkasya konusunda ise Türkiye yönetimi farklı düşünüyor. İktidardaki Ak Parti Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın seçim öncesi programında "Türkiye, Rusya ve Kafkasya" başlığı da yer almaktaydı. Yani Ankara yönetimi Kafkasya halkları (hem Kuzey hem de Güney Kafkasya) ile ilişkilerini Rusya ile beraber ele alıyor ve bu konuda ABD'ye öncelik tanımıyor. Clinton'un çok arzuladığı Ermenistan- Türkiye ilişkilerinin yeniden başlaması ise güncel olmadığı için hem Ankara hem de Erivan yönetimini çok az ilgilendiriyor.  Ancak bu politikanın enerji güvenliği göz önünde tutulduğu zaman ABD'nin Türkiye ile ilişkilerine zarar vermeyeceği söylenebilir. Çünkü Türkiye stratejik öneme sahip petrol ve doğalgaz boru hatlarını (Nabucco) kontrolü altında tutan bir ülkedir.

Dünya Bülteni için Rus Pravda Gazetesi'nden İbrahim Ali tarafından tercüme edilmiştir.