ABD’nin, IŞİD’in başkenti Rakka’yı ele geçirmeyi hedefleyen askeri seferberliği, Türkiye ve YPG adıyla bilinen Suriyeli Kürt militanlar arasındaki nahoş çatışmadan ötürü ertelenebilir. Üzücü bir şekilde bu, bölgesel oyuncuların birbirine duyduğu güvensizliğin ortak menfaatleri olan terörist IŞİD ile savaşma meselesini bastırdığı tipik bir Orta Doğu sahnesi… Ve aynı derecede üzücü olan bu, ABD’nin Türk-Kürt hasımlığından müteşekkil güvenilmez fay hatlarının üzerinde askeri planlar kurduğu Suriye politikasının kırılganlığını da resmeden bir sahne.

Bu hikâyeyi çözümlemek için Suriyeli Kürtlerden başlayalım. ABD’li askeri yetkililer onların IŞİD’e karşı en kuvvetli güç olduklarını mütemadiyen söylediler. Suriyeli Kürtler, 2014 ve 2015’teki şiddetli bir mücadele sonrasında cihadçıları Kobani’den çıkardılar, Şubat ayında Rakka’nın doğusundaki Shadadi kentini ele geçirdiler ve bu ay kuzeydeki Menbiç’i alarak Rakka’yı çevreleme işini tamamladılar.  

Mayıs ayında, Suriye’nin kuzeyindeki gizli bir ABD eğitim kampında bazı Kürt savaşçılarla görüştüm. Onların cesaret hikâyelerini duyunca neden ABD Özel Kuvvetleri’nin eğitimcilerinin YPG’ye derin bir saygı beslediğini ve neden bu militanları (ve onların çatı organizasyonu Suriye Demokratik Güçlerini) Rakka’yı alma planlarının omurgası olarak gördüklerini anladım.

Fakat ABD stratejisi her zaman ölümcül bir zafiyet üzerine kaleme alınıyor: Türkiye, YPG’ye terörist grup olarak görülen PKK’ya bağlı bir grup olarak bakıyor. Türkiye olanlara katlandı ve ABD’nin İncirlik Hava Üssü’nü YPG’yi destekleyecek hava bombardımanlarını yönetmek için kullanmasını kabul edip örgütün Mayıs’ta başlayan Menbiç saldırısına müsaade etti. Fakat bir noktada bu sallantıdaki strateji patlayacaktı. Fünye, Temmuz ayında Türkiye’de gerçekleşen başarısız darbe girişimi ile ateşlendi. Türkler 24 Ağustos’ta, ABD’ye söylemeksizin Suriye’ye girdi ve sadece cihadçıları Cerablus’tan dışarı püskürtmedi, aynı zamanda Cerablus’un güneyindeki en az 8 köyden Suriyeli Kürt savaşçıları da püskürttü. Ortadaki karışık durumu anlamak gerekirse, Türkiye’nin ilerleyişinde CIA tarafından eğitilen Sultan Murad Tugayları’nın da rol aldığını belirtebiliriz. Yani Amerika’nın savaşta vekil kıldığı gruplar birbiriyle savaşıyor.  

Şimdi karşılıklı ithamlar ciddi şekilde başladı: Türkler, Kürtlerin Menbiç’i terk edip Fırat’ın doğusuna çekilmesini; Kürtler, Türklerin Cerablus’un kuzeyinden Türkiye sınırına çekilmesini istiyor. Orta Doğu reelpolitiğinin zorda bırakmasıyla ABD Başkan Yardımcısı Biden, Türk yetkililerin yanında durdu, Suriye’ye yapılan akına ve YPG’nin Menbiç’ten çekilmesine dair taleplerine destek verdi.

Peki şimdi? Eğer YPG liderliği Pentagon yetkililerine Türklerin geriye çekilmemesi hâlinde Rakka’ya yapılması planlanan saldırıda Kürtlerin rolünün muallakta olduğunu söylerse sürpriz olmaz. Maalesef onlar dışında teröristlerin başkentini yakın bir vakitte temizleyebilecek başka da bir güç yok. Bu da meselenin net çıktısının IŞİD için infazın durdurulması olduğu anlamına geliyor.

Suriyeli Kürtler, Rojava diye adlandırdıkları ata yurtlarından çıkıp yayılmada haddinden fazla bir seviyeye ulaşmış olabilirler ancak bunu ABD’nin zımni desteğiyle yaptılar. Bu, tipik bir modelin parçası: Batılı güçler geçtiğimiz yüzyıl boyunca Kürt savaşçılarını kendi hedeflerine uyduğu zamanlarda kullandı ve daha sonra da onların komşu güçleri itiraz ettiğinde Kürtleri terk ettiler. Aynısı, 1918’den sonra müttefikleri Başkan Woodrow Wilson’ın bağımsız bir Kürt vatanı vaadine itibar etmediğinde de oldu; 1947’de İran, kısa ömürlü Mahabad Cumhuriyeti’ni ezdiğinde de oldu, 1975’te İran Şahı, Irak’taki Saddam Hüseyin’in Kürtleri bastırmasına müsaade ettiğinde de oldu. Her seferinde Amerikalıların gizliden gizliye destek sözü vermesine rağmen…

Kürt lider Molla Mustafa Barzani, eski meslektaşım Jim Hoagland’a 1973 yılında şöyle demişti: “Amerika, Kürtler gibi zayıf halklara ihanet etmek için fazla büyük bir güç.” Ne kadar da yanılmıştı… Amerikan bakış açısının daha dürüst bir açıklaması ise ABD’nin 1975 yılındaki Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a atfedilen şu sözdü: “Gizli kapalı faaliyetler, misyon olarak taşıdığımız işlerle karıştırılmamalı.”  

ABD, IŞİD’e karşı seferberliğini tamamlamak için nasıl daha sabit bir birliktelik inşa edebilir? Washington, IŞİD sonrası dönemdeki yönetimin kurulmasına yardım etmeli. Türkiye ve PKK arasında yeni barış görüşmelerine destek olmalı. Ayrıca gelecekte olası tek dayanıklı sistemin Kürtlere, Sünnilere, Şiilere, Türkmenlere ve diğer azınlıklara Suriye ve Irak’ta aidiyet ve kontrol hissi verecek bir federalizm olduğunu herkes için netleştirmeli.

ABD, bataklığın üzerine inşa edilmiş bir evi kurtaramaz. IŞİD’in Rakka’dan tahliyesi için bastırmadan evvel ABD’nin, komşu ülkelere sıradakinin ne olduğunu tam olarak anlayacakları bir çerçeveyi çizme ihtiyacı var.

Kaynak: David Ignatius/ The Washington Post
Dünya Bülteni için tercüme eden: Deniz Baran