Geçtiğimiz hafta Tataristan müftüsüne saldırı düzenlenmesinden sonra çeşitli senaryolar ortaya atıldı. Bir iddiaya göre Müftü İldus Fayzov ve yardımcısı Valiulla Yakupov'a saldıranlar ''Vehhabi''ydi. İkinci bir iddiaya göre ise mlüftü ve ülkedeki mafya çeteleri arasında ortaya çıkan ticari anlaşmazlık saldırıyla sonuçlandı.
"Mafya" içi hesaplaşma
Resmi makamlar daha çok çete saldırısı üzerinde duruyor. Zira Tataristan Din İşleri Kurumu'nun eski yöneticileri, iş dünyası ile irtibat halindeydi. Dolayısıyla, iş çevrelerinin, yeni müftü Fayzov'un ticari faaliyetlerine engel olduğunu düşündükleri zannedilebilir.
Ülkenin müftüsü değiştikten sonra, haliyle, hac ziyaretlerinden elde edilen gelirler yeni ceplere aktarılmaya başladı. Böylece ticari çatışma sonrasında yeni müftünün aracında patlama oldu. Patlama sonrasında müftü yaralandı. Bir saat öncesinde ise yardımcısına silahlı saldırı düzenlenmişti. Bu iddianın inandırıcı olan ve olmayan yönleri bulunuyor.
Önce inandırıcı olan yönünü analiz edelim. Bu iddia, soruşturma içerisinde olduğu bilinen şahıslar tarafından ortaya atılıyor. Bu kişiler, olay hakkında "özel bilgilere" sahip olduklarını ifade ediyorlar. Bu insanların, söylediklerinin doğruluğuna dair başka bir dayanakları bulunmuyor.
Bu görüşün inandırıcı olmayan tarafı ise daha ağır basıyor. Birincisi, hac gelirleri sebebiyle yalnızca müftüye karşı saldırı düzenlenmeliydi. Neden onun yardımcısı da kurşunlandı? Müftünün yardımcısı Yakupov'un hac organizasyonu ile bir ilişkisi bulunmamaktaydı. İkincisi resmi makamların iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Hac "ticareti" veya diğer ticari sebepler nedeniyle, yeni müftü tarafından istifa ettirilen eski müftünün taraftarlarının saldırı düzenlediğine dair iddiaları da doğru bulmuyoruz. Bu iddiayı ortaya atanların delilleri bulunmuyor.
Kamuoyu ise saldırıda "Vehhabilik" ihtimali üzerinde duruyor. Tataristan kamuoyunda iki grup bu düşüncede. Bir tarafta İslam düşmanlığı ile öne çıkan Silantyev, Amelin gibi Ortodoksluk temsilcileri var. Diğer bir tarafta ise devlete bağlı olarak faaliyet gösteren Müslüman din adamları bulunuyor. ''Resmi'' din adamları; "terör, aşırı görüş yandaşları ve çete üyelerinin kendilerini korkutamayacağını" öne sürüyorlar.
Saldırıda "Vehhabilik" izi arayanlar, çeşitli açıklamalar yaparak terör saldırısını düzenleyenlerin isimlerini veriyor ve ''Kafkasya senaryosu''nun Tataristan'a ulaştığını iddia ediyorlar. Ancak iddialarının doğruluğuna dair kesin bir delil getiremiyorlar. Bunun yerine müftü ve yardımcısının radikal İslam akımlarına karşı çıktığına ve Tataristan'da geleneksel İslam anlayışının güçlenmesi için çaba gösterdiğine dair konuları gündeme taşıyorlar.
Ortodoksluk temsilcileri ise aktif bir şekilde çeşitli müftü, imam ve diğer din adamlarının işlerine müdahil olmaya çalışıyor. Bu gibi şahıslar kendilerini laik devlet memurlarının ve istihbarat birimlerinin ajanları olarak görüyor.
Sürekli benzer iddialar ortaya atılmakta. Bazı şahıslar ''Vehhabi''likle suçlanıyor ve sonrasında İslam düşmanlarının basın üzerinden saldırısı başlıyor.
Tataristan Din İşleri Kurumu'nun başkanına karşı saldırı düzenlenmesi ''Vehhabiliğin'' yasaklanması ve Rusya İslam anlayışını geleneksel çizgiye çekmek için bahane olarak kullanılıyor. Bu insanlar çeşitli İslam düşmanlarının ajanları olarak çalışıyor. Ancak onların bu konuda sürekli talimat aldıkları da öne sürülemez. Onlar gerçekten de İslam dinini sevmiyor ve kendileri koordineli bir şekilde karşı görüşler etrafında birleşebiliyor.
Dini kurumların ittifakı
Ortodoksluk temsilcileri ile ortak bir şekilde faaliyet gösteren ''resmi'' Müslüman din adamlarının durumunu incelemek çok daha ilginç sonuçlara ulaşılmasına neden olabilir.
Rusya'nın Tatar müftülerinin şirketleşmiş bir konuma sahip olduğunun anlaşılması gerekiyor. 15-20 yıl önce, Tatar müftüleri aralarında sadece ortak faaliyette bulunmuyor, bunun yanı sıra eşleri aracılığıyla akrabalık ilişkileri de kuruyordu. Böyle bir bağlantısı bulunmayan şahıslar sistem içinde kendini kanıtlayamazdı. Dini şirketleşme süreci aile ticareti olarak faaliyete başladı.
Kuzey Kafkasya bölgelerinde tarikatlar ve şeyhler bulunuyor. Müftüler de aslında onlara bağlı olarak çalışıyor ve bu "geleneksel İslam" anlayışı olarak tanımlanıyor. Tatarlar içinde ise böyle bir durum söz konusu değil.
Tataristan'da geleneksel İslam'dan, laik yönetimle hiçbir ön şart olmaksızın olumlu ilişkiler kurmak, emniyet birimleri ile iş birliği yapmak ve siyasi arena içerisinde yer almamak anlaşılıyor.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, Tatar müftülerin tamamının "geleneksel İslam" anlayışını savunduğunu görürüz. Tatar "Vehhabiler" ise sıradan Müslümanlar olmak iddiasındalar. Onlar, inançları gereği, Müslüman oldukları için önceliklere sahip olmadıklarını ve müftülerin kararlarını önemsemelerinin gerekmediğini düşünüyor.
Tataristan'da "Vahhabiliğe" alternatif olabilecek doktrinler bulunmuyor.
Dini Kurumlar çatışması
Dinle ilgili faaliyetler nedeniyle şirketleşen çevreler içinde birbirileri ile çatışan gruplar bulunuyor. Çatışmanın sebebi ise mali kaynakların nasıl kontrol edileceği meselesi.
Doksanlı yılların başlarında çeşitli yabancı hayır kurumları ülkedeki farklı kesimlere mali destek vermekteydi. Hayır faaliyetinde bulunanların arasında ''Vehhabiler'' de vardı. Arap ülkelerinden destek alan müftüler ise rakiplerini KGB ajanı ilan ediyorlardı. Gerçekte ise dönemin müftülerinin önemli bir kısmının kendisi KGB ajanı idi.
Ancak müftüler, rakipleri aleyhinde bu gibi suçlamalarda bulunarak, hayır kurumlarının onlara desteğini önlemek istemekteydi.
On yıl sonra durum değişmeye başladı. İstihbarat birimleri ve laik yönetim müftülerin mali kaynaklarını kontrol altına aldı.
Devlet Başkanlığı birimi içinde, danışman statüsüyle yeni bir devlet memurluğu ihdas edildi. Müftüler arasındaki suçlama dili de değişti. Bundan sonra rakipler KGB ya da FSB ajanı olmakla değil, ''Vehhabi'' olmakla suçlandı.
Hem suçlayanların hem de suçlananların ''Selefi'' akımlarla irtibatı bulunuyordu. Suçlamalar karşı tarafın hükümet aleyhinde olduğunu ortaya koymak ve mali desteğin verilmemesi gerektiğine dair iddiaların güçlenmesi için yapılıyordu.
İldus Fayzov da önceki müftü Gusman İshakov yandaşlarını ''Vehhabilik''le suçlamak zorundaydı. Bir zamanlar İshakov'un kendisi de muhaliflerini ''Vahhabilik''le suçluyordu.
Bu durum kesinlikle inanç meselesi, çetelerle ilişki ya da devlete yakınlıkla izah edilemez. Maksat rakiplerin mali kaynaklarının durdurulması ve onların statülerini kaybettirmek...
Kamuoyuna din adamının İshakov'un yandaşı olduğu için eleştirildiği söylenemez. Bunun için de onun ''Vahhabi'' olduğunu öne sürmek çok daha kolaydır.
Sonuç
Tataristan'ın başkenti Kazan'daki saldırı, aslında, Tataristan din adamları ve yandaşları arasındaki rekabet sonucunda gerçekleşti. Saldırının "Vehhabiler" ya da "çeteler" tarafından düzenlendiğini iddia etmek ise sadece kavram kargaşası oluşturur. Soruşturmayı yürüten şahıslar bu durumu isteklerine uygun olarak kamuoyu ile paylaşıyor olabilir; bu ise "Kafkasya senaryosu" anlamına gelir. Ancak Silantyev ve Amelin'in iddialarının da doğru olduğu söylenemez.
Kamuoyunda "Vehhabi" saldırısı iddialarının öne çıkması durumunda ise Tataristan Müslümanları üzerinde baskılar artmaya başlayacaktır. Müslümanları "geleneksel çizgide" tutma çabası, resmi makamların hakaret ve işkencelerinin ortaya çıkmasına neden olacak. Böyle bir durumda, bu gibi davranışlara maruz kalan Müslümanlar direnişçilerin safına katılabilir.
Daha önce, Kafkasya bölgesindeki olaylar bu şekilde yaşanmıştı. Tataristan'daki "çete" saldırısı ise böyle bir sonuca neden olamaz. Tataristan emniyet birimleri içinde durumu kendi lehlerine çevirmek isteyen rakip gruplar bulunuyor. Onlar kendi oyunlarını kurmak isteyebilir.