Birkaç hafta önce üst düzey bir Rus yetkili Rusya yönetiminin Suriye’deki ayaklanmayı destek veren bir BM kararını engellemeyeceğine dair beni temin etmişti. Gelin görün ki Rusya oldukça hafif bir BM Güvenlik Konseyi kararını veto etti.
Sonra Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov Suriye muhalefetini Moskova’ya davet etti ki Beşşar Esad’ın artık tek muhatap olmadığını ima etmektedir. Rusya Devlet Başkanı Medvedev vetonun üzerinden sadece 48 saat sonra Esad’a çağrıda bulunarak ya reform yapmasını yahut çekilmesini istedi.
Rusya, niçin bölgesel barışı tehdit eden bir meseleyi halletmeye bakan olgun bir güç yerine dengesiz bir muz cumhuriyeti gibi hareket ediyor?
Geçmişten başlayalım. Suriye haritada bağımsız bir devlet olarak yer aldıktan 15 yıl sonra hâmi olarak Sovyetler Birliğini –Rusya’yı – seçmişti. Bu bağımlılık yıllar içerisinde Suriye ulusal stratejisinin omurgası halini aldı. Suriye eski devlet başkanı Hafız Esad Suriye ve Lübnan’daki solu ezerek, İsrail’in artık tehdit edilmemesini sağlayarak Amerikan çıkarlarına hizmet ettiği zamanda bile Şam’ın Moskova bağları sürüyordu.
Soğuk Savaşın bitişiyle birlikte Rusya, Suriye’ye ve diğer Arap askeri rejimlerine olan ilgisini kaybetti. Ancak yaşanan olaylar bu ilgiyi yeniden canlandırıyor olabilir.
Putin’in başkanlığa dönüşü, Medvedev’in diplomatik nezaket kaplamasını kaldırarak Rusya’nın daha saldırgan bir Batı karşıtlığı sergileyeceğinin işaretlerini veriyor. Putin, Amerika’nın çöküşte olduğuna ve Rusya’nın hiç değilse Ortadoğu ve Doğu Avrupa’ya süpergüç olarak geri dönebileceğine inanıyor.
Rusya’nın ise Suriye hariç Ortadoğu’da hiç dostu yok. Amerika’ya burun kıvırmak söz konusu olduğunda İran mollaları taktik müttefik olabilirler fakat onlar, Putin’in davuluna oynayamayacaklardır. (Onların hayali, kendi rejimlerini Ortadoğu’nun süpergücü yapmaktadır.)
Putin, Esad’ın başarısızlığa mahkûm olduğunu biliyor. Fakat Esad’ın halefinin seçiminde Rusya’nın söz hakkı olmasını garantilemek istiyor. Atlantik’ten Hint Okyanusuna kadar Batı yanlısı rejimlerin ortaya çıkışı Rusya’yı Putin’in haklı nüfuz alanı olarak gördüğü bölgenin dışında tutabilir.
Bir diğer etken de şu: Rusya’nın Sivastopol limanını kiraladığı süre 2017’de sona erecek ve Ukrayna’nın rızası olmadan uzatılamayacak. Sivastopol, Rusya’nın en büyük ikinci donanma üssüdür ve Karadeniz, Çanakkale ve Akdeniz’den geçerek açık denizlerde yüzen bir donanmayı muhafaza etmesi için cankurtaran simididir. Bu üssü kaybetmesi Rusya’yı karayla çevrili bir ülke haline getirecektir. Kaliningrad ise donanmanın işine yarayacak bir varlık haline getirilemez; uzak doğusundaki Sibirya sahilleri ise levazım-ikmal için uygun değil.
Ukrayna 2017’de AB ve NATO üyesi olabilir; en büyük Rus askeri üssüne ev sahipliği yapmak bir NATO üyesi için gerçekten tuhaf olacaktır.
Bu yüzden Moskova son on yıldır Sivastopol’a alternatif arıyordu. Rus stratejisyenler bunu Suriye’nin Akdeniz kıyılarında bulduklarına inanıyorlar.
Moskova ve Şam 2002 yılında bu konuda hazırlık görüşmelerine başladılar. Başlangıçtaki fikir şuydu: Suriye’nin Tartus limanını her iki ülkenin kullanacağı hava/deniz üssüne çevirmek. Fakat AB yatırımı Tartus’u yıllar içerisinde Lazkiye limanının da önünde giden bir ticari liman haline getirdi. Ayrıca bölge halkı ağırlıklı olarak Müslümanlardan oluşuyor ki Nusayri rejiminin burayı dış güçlere üs olarak sunma kararına içerleyebilirler.
İran faktörü de var. İslam Cumhuriyeti, Esad rejiminin birinci destekçisi olarak kendi donanması için tesis talep ediyor. Bir İran filosu tarihte ilk kez geçen Şubat ayında Suriye’yi ziyaret etti ve kalıcı bir varlık göstermek için demirleme sahaları inşa edileceği haberleri geldi.
Rusya, Esad rejiminin çok fazla kalıcı olmadığını bilecek kadar bölge hakkında yeterli birikime sahip. Putin işte bu yüzden orta yol bir çözüm bulmuşa benziyor: Ukrayna yüz çevirdiği takdirde, Esad rejiminden unsurlar taşıyan, Rus donanmasına yer sunacak Moskova dostu yeni bir Suriye rejimi.
Kaynak: New York Post
Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı