ABD Başkanı Obama'nın Avrupa'da G-20, NATO ve AB gibi üç önemli zirveye katıldıktan sonra sadece bir ülke ziyareti yaparak Türkiye'ye gelmesi, zaten kendi başına bir dizi laf söyledi; hiç konuşmasaydı bile herkes ne demek istediğini anlardı.

Konuşmalarında iki yönlü anlatım vardı. Bunlardan bir kısmı ABD'nin Türkiye'yi nasıl gördüğü ve Türkiye'nin gidişatına göre kurulacak ortaklık alanlarına işaret ediyordu. Buna göre anlaşılan o ki ABD, demokratikleşme sürecinde geri adım atmayan, İslamlaşma eğilimine girmeyen, azınlık sorunlarını çözen ve Ortadoğu ile Kafkasya'da sürdürdüğü 'barış' projelerine aynen devam eden bir Türkiye istiyor. Sadece NATO değil diğer bölgesel ve küresel örgütlerde ağırlığını artıran bir Türkiye ile eşitler arası ortaklık diyebileceğimiz bir ilişki öngörülüyor.

Dolayısıyla ABD, Türkiye'nin nasıl olursa makbul olacağını bu ülkede yaşayanların beklentileri ile örtüşen bir biçimde dile getirdi. Kısacası Türkiye'nin yeni bir şeyler yapması değil, her ne yapıyorsa daha iyi yapmaya devam etmesi gereğini vurguladı. Böyle bakınca, ABD'nin Türkiye'den ne istediği sorulabilir. ABD kısaca, kalkınacak gelişecek ve istikrarlaşacak bir Türkiye'nin iç ve dış değişkenlerinde ABD'ye daha fazla yer vermesini istiyor. İleri teknoloji yatırımları ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, Türkiye'nin bir tür yeni 'Hindistan' olması gibi konular iç değişken ayağını oluşturuyor. Dış ilişkilerde ise ABD esas olarak Kıbrıs, Ermenistan, Suriye, İsrail, İran ve hatta Afganistan'ı içine alan Akdeniz-Karadeniz dengesinde Türkiye'nin 'Rusya'yı kızdırmama' siyasetinden yararlanmak istiyor. Kısacası ABD, Türkiye ile ilişkilerini sadece Afganistan'a asker yollama, İran'ı ikna etme ya da Irak'tan çekilirken lojistik destek alma konularına indirgemiyor. Bu tür örneklerin bazılarına, mesela Afganistan'a Rusya'yı dahil etme, ama mesela Irak'ta doğacak boşluğun bu ülke etkisiyle doldurulmamasını sağlama derdinde. Türkiye ile arkadaş olma beklentisinin omurgası Rusya gibi gözüküyor.

Konuşmaların diğer yönü ise, Türkiye'ye söylenmiş sözleri içermedi. Obama, Türkiye'den başkalarına seslendi. Gayet tabi Türkiye, kendisinin Müslüman nüfus, önemli NATO üyesi, stratejik konum, çok kültürlülük falan gibi özelliklerini Obama'dan öğrenmedi. Bu sözler Türklere değil, başkalarına söylendi. Bu başkaları, Türkiye'nin Obama tarafından öne çıkarılan özelliklerini dikkate almayan ülkeler. Birçok kişi konuşmaların İslam dünyasının kalbini kazanmaya hizmet ettiğini düşünebilir. Bununla birlikte, belki de İslam dünyası ve onlardan ayrı konumdaki Türkiye'nin kazanılmasının önemini Avrupa'ya anlatmayı daha öncelikli saymıştır.

NATO'nun askeri kanadına dönmesine onay verildiği için hayran hayran Obama'ya bakan Sarkozy'ye, ABD'nin aslında Türkiye'ye hayran olduğu mesajı verilmiş olabilir. Belki bu yüzden Sarko agresifleşmiş ve Türkiye'yi AB'de istemediğini yeniden beyan etmiştir. Muhtemelen Obama Türkiye'nin AB üyeliğini desteklerken Merkel ve Sarkozy'yi sinirlendirmeyi amaçlamıyor; nasıl olur da bu kadar öngörüsüz olduklarını hatırlatmaya çalışıyor. Üstelik bu konuda kararlı da gözüküyor. Mesela, gümrük birliği çerçevesinde Türkiye'nin karşılaştığı sıkıntıların ABD ile yapılacak ticaret yoluyla delinmesi mümkün, Kıbrıs konusunda siyasi baskı yapılması olası.

Kısacası Türkiye reformlara devam eder, hatalar yapmaz ise, ABD'nin Türkiye-AB ilişkilerine ağırlığını koyacağı anlaşılıyor ve konuşmaların bu yönü oldukça açık mesajlar taşıyordu. Umalım ki bu mesajı Türkiye'deki tüm kesim ve siyasi partiler de anlamış olsun.

Kaynak: Star