Bu haftamız tamamen Filistin’le geçti. Pazartesi günü bir yandan ABD’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliği Kudüs’e taşınırken, aynı anda Gazze sınırında 60’dan fazla Filistinli, İsrail’in açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Bu gelişmelerin yaşandığı 14 Mayıs günü, İsrail’in kuruluş yıldönümüydü aynı zamanda. Ertesi gün, 15 Mayıs’ta ise “Nekbe” yani “Büyük Felâket”in anma törenleri vardı. Malum olduğu üzere Nekbe, İsrail’in kuruluşuyla birlikte Filistinlilere reva görülen soykırım, sürgün, tehcir ve katliamların hepsinin genel adı. Günümüzde hâlâ devam eden, dünyanın dört bir tarafında 10 milyona yakın Filistinli mültecinin içinden atamadığı acılı bir süreç bu.
Hafta içinde Nekbe ile ilgili çok sayıda dosya, rapor ve hatıra okuduk. Yüzlerce Filistinli, kendi atalarının yaşadığı sürgünleri ayrıntılı bir şekilde anlattı. Birçok kanalda, birçok dilde doyurucu belgeseller yayınlandı. Ancak tüm bu aktarımlarda bir hususun eksik bırakıldığı veya yeterince vurgulanmadığı görülüyordu: Peki, komşu kardeş ülkelere sığınmak zorunda kalan Filistinliler, oralarda nasıl karşılandılar? Arap yönetimler, Filistinli mültecilere nasıl davrandılar?
Nekbe hadisesi genelde İsrail işgali üzerinden okuna geldiğinden, sonrasında Filistinlilerin nelerle karşılaştığı noktası es geçilir. Hâlbuki, Nekbe sonrası süreçte Filistinlilerin başına gelenler de en az İsrail işgali ve sürgün kadar acıklıdır, konuşulası ve tartışılasıdır. Bu konuda derinlemesine okuma ve araştırma yapmak isteyenlere yol gösterme adına, iki örnek ülkeyi ele alıp, Filistinlilerin nasıl karşılandığı sorusunun cevabını arayalım. Örnek ülkelerimiz Ürdün ve Suriye olsun.
Yazının tamamını okumak için TIKLAYIN