Çin’de yaşayan bir yabancıysanız Çinlilerden şu cümleyi çok sık duyarsınız: “Sen Çin’i bilmezsin!” Bu, günümüz Çin’iyle alakalı nahoş bir mevzu açıldığında bir Çinliden duyabileceğiniz tipik bir savunma cümlesi. Ama bir taraftan da doğru. Çin’i bilmiyoruz. Ne var ki Çinlilerin kendisi, hatta kendi hükümetleri de Çin’i bilmiyor.
Çin’i bilmiyoruz çünkü iç veya dış kaynaklı bilgilerin neredeyse hepsi sağlıksız, eksik veya çarpıtılmış. Rejim eliyle sansürün gün geçtikçe daha da yaygınlaştığı ve bilgi paylaşma hususundaki yaygın paranoya Çin’i bihakkın tanımamızı zorlaştırmakta. Resmi veriler, söylenenlere göre, hem propaganda hem de ikbal peşindeki devlet memurları eliyle tahrif ediliyor. Doğru bilgiye ulaşmak Çinliler için olduğu kadar yabancılar için de zor. Çin vatandaşları için bazen doğru bilgiye erişme kolay olabiliyor ancak bedeli ağır olabilecek bir iş olduğunu belirtmeli.
Çin’in ekonomik büyüme rakamlarını tam olarak bilmiyoruz mesela. Ekonomik büyüme, uzun zamandır birçok bürokratın kariyerinde belirleyici olan bir kriter. Dolayısıyla, veriler her aşamada çarpıtılıyor, çünkü ekonomik büyüme rakamları üzerinde oynayanlarla ekonomik büyümenin “büyük” olmasından nemalananlar aynı kişiler. Bankalar gizlediği için batık kredilerin ne raddeye vardığını bilmiyoruz. Gelir eşitsizliğini ölçmeye yarayan Gini katsayısı Çin’de ne alemdedir, onu da bilmiyoruz.
İşin garip yanı şu ki Çin’deki ekonomik verilerin güvenilmezliğine gözlerin çevrilmesi nedeniyle aslında ekonomik veriler bir yandan da gayet güvenilir. Çin Ullusal İstatistik Bürosu’nun daha önce defalarca rakamlar üzerindeki bu usulsüzlüklere dikkati çeken çağrılarda bulundu ve artık eyaletlerin ekonomik verilerini doğrudan kendisi toplamak için kolları sıvadı. Geçmişte yapılan yanlışları düzeltme yönünde adımlar var. Ne ki tek parti rejiminin gittikçe paranoyaklaşmasının bu adımlara ket vurma ihtimali de mevcut.
Gelgelelim Çin’e dair bilmediklerimiz ekonomiyle sınırlı değil. Örneğin Çin’in nüfusunu doğru düzgün bilmiyoruz, çünkü yıllardır uygulanan tek çocuk politikasına rağmen ikinci çocuk sahibi olan aileler çocuklarını resmi makamlara bildirmeye pek gönüllü değil. Bu bir, ikincisi aile planlama büroları da aynı gönülsüzlüğe sahip; zira ikinci çocuğu kaydettiklerinde devletin memurları olarak doğum kontrol politikasını uygulamada başarısız oldukları anlaşılmış olacak.
Resmiyette var olmayan bu insanların nerede olduğunu da bilmiyoruz. Başkent Pekin’in resmi nüfusu 21,7 milyon ancak 30-35 milyon da olabilir, bilmiyoruz. On, hatta belki yüz milyonlarca göçmen resmen taşrada gözükse de aslında büyük kentlerde. Bu insanların temiz hava soluduğunu veya temiz su içip içmediğini de hakeza bilmiyoruz, çünkü çevre kirliliğine dair açıklanan veriler bölük pörçük.
Çin siyasetinin nasıl işlediğine dair de bir şey bildiğimiz yok. En fazla tahmin yürütebiliyoruz. Zhongnanhai’nin (Beyaz Saray veya Kremlin’in Çin’deki muadili, yani devletin merkezi) nasıl işlediğini de bilmiyoruz. Çinli politikacıların hatırat kaleme alma gibi bir geleneği de yok. Devlet başkanı Xi Jinping’in öncelikli derdi Çin mi yoksa kendi cebini doldurmak mı, onu da bilmiyoruz.
Yolsuzluk operasyonlarında gözaltına alınan bürokratların gerçekten yolsuzluktan mı yoksa Xi’nin muhalifleri oldukları için mi gözaltına alındıklarını bilmiyoruz. Çin Komünist Partisi’ndeki hizipleşmenin ne noktaya geldiğini de bilmiyoruz. Ama partideki klikleşmelerin başkan Xi tarafından sıklıkla kınandığını biliyoruz. Başkan Xi Jinping’i methiyeler düzen devlet adamlarının bunu samimiyetlerinden mi yoksa korku veya ikbal kaygısıyla mı yaptıklarını da bilmiyoruz.
İnsanların ne düşündüğü hakkında bir bilgimiz yok. Baskıcı bir rejimin hüküm sürdüğü bir ülkede, röportaj yapılan kişilerin sorulara verdiği cevapların doğru olup olmadığı bilmiyoruz. Çinlilerin anketlerde kendilerinin dünyanın en güvenilir insanları olduğunu niye söylediğini de bilmiyoruz. Öyle ya, bir yandan sokaklarda yardım dilenen yaşlı insanlara kuşkuyla bakılan veya 2 yaşındaki Wang Yue’nun iki araba tarafından ezilmesine (13 ekim 2011) ve yanından 18 kişinin geçip gitmesine rağmen hiçbirinin oralı olmadığı ve ölüme terk edildiği bir ülkeden bahsediyoruz.
Savunma bütçesi gerçekte ne kadar bilmiyoruz. Çin ordusundaki günlük hayat şartlarını bilmiyoruz, çünkü ordunun basında yer alması ve askerlerin konuşmasına getirilen kısıtlamalar çok daha katı.
Çin’deki okulların ne kadar iyi olduğunu bilmiyoruz. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı’nın (PISA) paylaştığı istatistiklerde Çin birinci sırayı aldı almasına ancak elde edilen veriler Şangay’daki bir grup küçük elit okulla sınırlıydı. PISA’nın değerlendirmesine Pekin dahil edildiğinde rakamlarda keskin bir düşüş gerçekleşti. Kırsal kesimlerde eğitim ne vaziyette bilmiyoruz. Ülkedeki gerçek okuma yazma oranlarını bilmiyoruz, çünkü kırsal bölgelerde ayrı, kentlerde ayrı standartlarla ölçülüyor.
Gerçek suç oranlarını bilmiyoruz. Bilhassa kentlerdeki… Sincan’daki Uygur direnişinde verilen can kayıplarının sayısını bilmiyoruz. 1958-1961 yılları arasında Çin Komünist Partisi ve Çin devlet başkanı Mao Zedong’un liderliğinde gerçekleştirilen ve ülkeyi bir tarım toplumundan hızlıca bir sanayi toplumuna dönüştürmeyi hedefleyen Büyük Sıçrama Hamlesi (the Great Leap Forward) esnasında kaç Çinlinin öldüğü bilgisine de tam olarak vakıf değiliz. Resmi rakamlara göre bilanço, 16 buçuk milyon veya bazı tarihçilere göre 45 milyon.
Ve aslında neyi bilmediğimizi de bilmiyoruz. Bunlar bilinen bilinmeyenler ama bir de bilinmeyen bilinmeyenler var ki onlar da aynı derecede endişe verici. Yabancı gazetecilerin ikameti sadece Pekin, Şangay ve Şencen gibi büyük metropollerle sınırlandırılıyor. Ülkenin başka yerlerine gitmek istediklerinde takip ve taciz ediliyorlar; taşraya gitmekte ise çok zorlanıyorlar. (Resmi nüfus verilerine göre Pekin ve Şangay toplam nüfusun yüzde 4’ünden azına ev sahipliği yapıyor.) Çinli gazeteciler içinse vaziyet daha da fena. Araştırmacı gazetecilik 2000’li yıllarla beraber neredeyse yok edildi. Korku insanların ümüğünü sıkıyor adeta. Konuşma cesareti gösterenler isimlerini vermezken birçokları buna dahi cesaret edemeyip susmayı tercih ediyor.
Son birkaç yılda bilgi kaynaklarımız, rejimin giderek arttırdığı katı sansür sebebiyle neredeyse kurudu. Çin’in sosyal medya platformu Weibo, bir zamanlar kısıtlı da olsa olup bitene dair bir bilgi akışı sunabiliyordu. Şimdi o da tamamen sansüre uğramış halde.
Tüm bu şartlar altında ülkeden siyasi veya ekonomik mahiyette bir veri çıkarmayı başarabilenlerin yaptığı iş haliyle çok kıymetli hale geliyor. Rejim, kontrolü olmayan her şeyi yasaklarken merak ettiğimiz kendisi acaba ne kadar biliyor. Çünkü rejimin sırtını dayadığı bilgi akışı büyük ölçüde çarpık ve sağlıksız. Çin’in premier’i (başbakan) 2007 yılında Amerikalı diplomatlara, o zamanlar başında bulunduğu eyaletin en basit ekonomik verilerinden mahrum olduğundan ve arkadaşları ile personelini gizlice bilgi toplama gezilerine gönderdiğinden dert yanmıştı.
Kaynak: foreignpolicy.com
Dünya Bülteni için çeviren: Mustafa Doğan