Osman Şahin
Azerbaycan, Nuri Paşa’nın İngiliz, Rus ve Ermeni işgal güçleriyle 30 saat çarpışarak Bakü’ye girdiği 15 Eylül tarihinin 100’üncü yıldönümünü törenlerle kutladı.
Törene Sayın Cumhurbaşkanımız ve subaylarımız da iştirak etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada, Bakü Fatihi Nuri Paşa, Enver Paşa ve Halil Paşaları rahmetle yad etti. Bu beyanlar yüz yıl sonra söylenmiş olsa da tarihimizdeki isimsiz kahramanlara bir vefa borcunun ödenmesi anlamına geliyor. Umulur ki vermek istediği mesaj Azerbaycan halkı tarafından da anlaşılmış olsun. Azerbaycan Cumhurbaşkanı da, 1918’de Bakü’de şehit düşen Türk askerlerini unutmayacaklarını ve her yıl rahmet ve minnetle anacaklarını beyan etti. İki toplum arasındaki dayanışmayı kuvvetlendiren bu anlamlı törenin Azerbaycan halkıyla beraberce yapılması ülkemizin son zamanlarda keşfettiği diplomasinin farklı bir versiyonunu oluşturmaktadır.
Enver Paşa’nın kemikleri de 1996’da Tacikistan’dan Merhum Erbakan Hükümeti zamanında getirilmiş idi.
Sağdan sola: Enver Paşa, Ahmet Bey (Enver Paşanın babası) ve Baku Fatihi Nuri Paşa (Enver Paşa’nın kardeşi)
Sayın Cumhurbaşkanımızın rahmetle andığı Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’nın kim olduğunu araştırdığımızda karşımıza halkımızdan saklanmış bir tarih çıktı. Meğer o da amcası Halil Paşa, Van Fatihi ve Kut’ul Amara Kahramanı Ali İhsan Sabis Paşa, Edirne Fatihi Enver Paşa …gibi ismi yüz yıldır gizlenen paşalarımızdan imiş. Nuri Paşa da okullarımızdaki tarih kitaplarında adı geçmeyen ancak memleket için canını feda etmiş isimsiz kahramanlarımızdandır. Azerbaycan’da okutulan tarih kitaplarında da maalesef Bakü Fatihi Nuri Paşa ismi yazmaz.
Ortaokul ve lisede okurken hocalarımız yerli yersiz sözü Padişahlara getirir ve “ülke batarken Hanedan ailesinin bir eli yağda bir eli balda, üniformalarının nasıl olması gerektiğini tartışırlardı” gibi klişeleşmiş hakaret içeren ifadelerle Osmanlı Ailesini hafife alırlardı. Yalan. Girdiği çoğu savaşları kazanmış olan Nuri Paşa’nın ağabeyi Enver Paşa, Osmanlı Hanedanından Naciye Sultan’ın eşidir. Yani “Damadı Şehriyari” idi. Lakabı “Edirne Fatihi”, aynı zamanda Çanakkale Savaşının da Muzaffer Başkomutanı idi. Kut’ul Amare Savaşı onun direktifleri ile kazanıldı, Azerbaycan’ı geri alan Kafkas İslam Ordusunu da o kurdu. Mareşallik rütbesini çoktan hak etmişti ancak bu nişan-ı şerifi almaya fırsat bulamadan Orta Asya’dan şehit haberi alemi İslam’a yayıldı. Şimdi sormak gerekir: Enver Paşa mı vatanperver yoksa ona iftira edenler mi? Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Enver Paşanın kabrinin nakli sırasında yaptığı konuşmada; “Enver Paşa, gerçek bir vatansever, milliyetçi idealist çok dürüst bir askerdir. Enver Paşa Türk halkının gözünde bir kahramandır” demiştir.
Kimse Enver Paşa’nın kardeşinin Azerbaycan’daki bu başarılarını bize nakletmedi. Muhtemelen Azerbaycan halkına da nakledilmedi. (Tıpkı Türk-Japon Dostluğunun sembolü Ertuğrul Fırkateyni Deniz Kazası yüzüncü yıldönümünde anlatılırken Japon İmparatorunun adını tekrar tekrar söyleyip karşıtı olan Osmanlı Padişahının adını anmadığımız gibi). Bize Enver Paşa’yı Turan veya İslam Birliği peşinde koşan bir hayalperest olarak anlattılar. Enver Paşa Buhara Emirinin yüz milyon altınlarından bir kısmını Anadolu’ya nakletseydi kötü mü olurdu? Keza Hindistan Müslümanlarının arasına katılarak güneyden âlemi islama sirayet eden İngiliz tehlikesini uzaklaştırsaydı devletimiz güçlenmez miydi? Enver Paşa Bombay’da Hint Hilafet Komitesi Başkanı Seyyid Can Muhammed Çotani’nin İstanbul’un kurtuluşu için mitinglerde yaptığı duygulu konuşmalar neticesinde yardımlar toplanmaya başladığında, kucağındaki çocuğunu İstanbul’un kurtuluşu için getirip vermek isteyen Hintli annenin nasıl bir engin ümmet ruhu ile bu fedakarlığı yaptığını bildiği için oralara gitmek istiyordu. Keza, Padişaha “Cihad” fermanını imzalattığında, Avustralya’daki Afgan asıllı Molla Abdullah ve Gül Muhammed’in, “Madem ki Halifemiz Cihat ilan etti biz daha ne güne duruyoruz” diyerek silaha sarılıp Avustralya’nın Broken Hill Kasabasında ANZAK askerlerinin yolunu keseceklerini ve Çanakkale Savaşına dünyanın öbür ucundan katkıda bulunacaklarını tahmin ettiği için İttihad-ı İslam meşalesini tutuşturmak istiyordu. Öte yandan Paşa, Halifeliğin nasıl efsunlu bir nüfuz gücüne sahip olduğunun da farkında idi ve bu gücü harekete geçirip koskoca ümmeti ayağa kaldırmanın yollarını arıyordu. Osmanlı giderse bütün İslam dünyasının tespih taneleri gibi dağılacağını biliyordu. Keza, İslam dünyası arasında tıkanmış olan iletişim engellerini aşarak bir ağ kurmaya çalışıyordu. Maalesef muvaffak olamadı. Bu idealleri taşıyan bir Paşayı alay konusu yapanlar İslam’dan ve Türk “Turan” dayanışmasından rahatsız olan talihsiz çevrelerdir.
NURİ PAŞA AZERBAYCAN'DA DA TANINMAMAKTADIR
Nuri Paşa Kafkas İslam Ordusunun Ayyıldızlı Sancağı
(Bu sancak KİO sancaktarının oğlu Fuzuli Beyde bulunmaktadır)
Günümüz Azerbaycanında Bakü Fatihi Nuri Paşa ve Amcası Halil Paşa maalesef halkın çoğunluğu tarafından tanınmamaktadır. Dile kolay 175 sene Ruslar bu coğrafyaya hükmettiler. Bu kadar uzun sürede Azerbaycan kimliği sadece şiir ve türkülerle sürdürülmüştür. Ülkede Rusların menfi etkisi hala devam etmektedir. Zaman zaman Milletvekili G.Paşayeva’nın ülkemiz hakkındaki olumlu beyanlarının fiiliyatta karşılığı çok azdır. Belki haklı bir gerekçesi olabilir ama Azerbaycan Türk halkına da vize uygulamaktadır. Azerbaycan 28 sene önce Rus hakimiyetinden kurtulup bağımsızlığını kazandı. Bu kadar zaman geçmesine rağmen, ülkede Nuri Paşa ve amcası Halil Paşa’nın adını taşıyan hiçbir kışla, cadde, sokak, meydan, anıt, park, üniversite, lise, yerleşke, hastane, müze vs yoktur. Bunun sebebini aşağıdaki belgede görmek mümkündür. Hatta Nuri Paşa’nın Gence’deki Kafkas İslam Ordusu Karargahı, günümüzde bir üniversitenin idari binası olarak kullanılmasına rağmen orada da Paşa’nın ismi maalesef yoktur. Google üzerinden Gence, Bakü veya bütün Azerbaycan haritasını büyütüp taradığınızda hiçbir yerde bu kahramanların isimlerini bulamazsınız. Bakü’deki Şehitler Hıyabanında da Nuri Paşa’nın ismi maalesef yoktur. Oysa orada özel bir anıtının olması lazımdır. Nuri Paşa özellikle Gence ile Bakü arasında destanlar yazmış, Bakü’yü kurtarırken 1130 şehit vermiş, işgalci Rus subaylarını hizaya getirmiş, Ermenileri keza Azerbaycan’dan uzaklaştırmış, Dağıstan’ı da Ruslardan temizlemiş, İngilizlere esir düşmüş, Azerbaycan için akla hayale gelmedik fedakarlıklarda bulunmuş cesur bir komutandır. Bakü’de düzenlenen bu görkemli törenden sonra hiç olmazsa Nuri Paşanın ismi bir askeri kışladan başlamak üzere resmi kurumlara veya caddelere, hastanelerden birine verilmelidir. Okul kitaplarında da Bakü Fatihi Nuri Paşa ve amcası Halil Paşa’nın adının anlatılması günü gelmiştir. Hatırasının unutulmaması için çarpıştığı yerlerde adına anıtlar dikilmelidir.
NURİ PAŞA GENCE ŞEHRİNE VARMADAN ÖNCE VAZİYET ÇOK VAHİMDİ
Nuri Paşa Gence’ye ulaşmadan önce Azerbaycan halkının durumu çok vahimdi ve aşağıda kayıtlı belgelerde şöyle anlatılmakta idi. Mehmet Emin Resulzâde Nuri Paşa’nın Gence’ye gelişini “gökten inen halaskar bir melek idi” ifadeleri de felaketin boyutlarını anlatıyordu.
“Katliamdan inildeyen Müslümanların sesi tüm Gence’yi inletiyordu. Gözümüzü hangi yöne çevirsek o dehşetli manzarayı hatırlıyoruz. İki Ermeni ve Rus askerinin havaya kaldırdığı süngüdeki minik bebek adeta çırpınıyordu.1) Askerlerin elinden ve süngüdeki bebeğin kanının aktığını gözümle gördüm. 2) Şehir mezarlıktan farksızdı. Sokaklardan cesetlerin üzerinden atlayarak yürüyorduk. 3) Gözleri, kulakları burunları kesilmiş, çırıkçıplak soyundurulmuş ve ziynet eşyaları işkence ile alınmış, evler yağma edilmişti. Yüzlerce kadın ve çocuk, genş, yaşlı taşlarla parçalanmış, karınlar mermi ile doldurulmuştu”. Kaynak: 1) ARDA, F. 970, Siy. 1, 9s. 161, s. 2–3, 2) 22 ARDA, s. 6–7–8. 3) ATASE,K.525,D.2049.
Kafkas İslam Ordusu Subayları ve 31 Mart 1918 tarihinde Bakü’de Rus-Ermeni katliam manzaraları.
Şehit Yüzbaşı Süleyman İzzet Bey Bütün Azerbaycanda toplam 102.000 kişi katledilmiştir.
NURİ PAŞA’NIN ESRARENGİZ ÖLÜMÜ
Nuri Paşa Azerbaycan’ın Ruslara terk edilmesinden sonra emekli edildi ve askeri alandaki başarısını sivil hayatta da sürdürdü. Önce Almanya’ya gitti. 1938’de Ankara’ya gelerek çinicilik üzerinde bir atölye açtı, bilahare İstanbul Zeytinburnu daha sonra Sütlüce’de bir fabrika binası satın alarak silah ve patlayıcı mühimmat imal etmeye başladı. Hedefinde İslam dünyasına silah yardımında bulunmak vardı. İmal ettiği silahları Pakistan ve Mısır’a ihraç etmeyi planlıyordu. Yeni kurulmuş olan İsrail devleti bundan rahatsız idi. Ne yazık ki fabrikanın baruthane bölümünde iken peş peşe patlamalar oldu ve silah fabrikası tamamen yandı. Nuri Paşa ile beraber 27 kişi bu yangında hayatını kaybetti. Patlama o kadar şiddetli meydana gelmişti ki sabaha kadar sürdü ve ertesi gün de patlamalar devam etti. Yapılan araştırmalarda enkaz altında Nuri Paşa’nın cesedine dahi rastlanamadı. Fabrikanın uçurulması ve Paşa’nın ölümü hakkında TBMM’de de tartışmalar olmuşsa da sabotaj olup olmadığı öğrenilemedi ve olay bir sır gibi unutuldu. Kimi sabotaj dedi kimi ihmalden kaynaklanan kaza olduğunu yazdı çizdi ancak hakikat ortaya çıkarılamadı.
Nuri Paşa hakkında bilgi ve belge ararken Başbakanlık Osmanlı Arşivinden ilginç bir belge bulduk. Belgenin görüntüsü ve transkriptli metni aşağıdadır. Azerbaycanın düşüş tarihi olan 1920’ye denk gelen sözkonusu belgede, Nuri Paşa’nın son zamanlarda dahi Almanlardan silah gönderilmemesine rağmen, çok yüksek bir moral gücüne sahip olduğu, Gence’de işgalci Rus ve Ermeni saldırılarına karşı amansız mücadelelerde bulunduğu, Ruslara ağır cezalar uyguladığı, bunun üzerine Bolşeviklerin de Gence’de 8000 Müslüman’ı katlettikleri, “Bolşevikler tarafından Nuri Paşa’nın idama mahkum edildiği” ve o sırada İran’a kaçtığını yazmaktadır. Belgedeki ifadeler Bakü’den firar eden ve İstanbul’a gelen subayların beyanlarına dayanmaktadır. Belgede Azerbaycan Hükümetinin yıkılışının da ifade edildiği ve bu ifadelerin kısa zaman sonra doğrulandığı düşünüldüğünde subayların ifadelerinde herhangi bir yanlışlık sözkonusu değildir. Haber bir subay grubu tarafından verilmektedir. Yine de en iyi yorumu tarihçiler yapar.
Nuri Paşa’nın esrarengiz ölümü bir sır gibi gizemini hala sürdürmektedir. Allah gani gani Rahmet eylesin. الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ
Kaynak: BAO- DH.EUM.SSM. / 43 -
(Belge Tercümesi)
“İstanbul Emniyet Müfettişliği Huzur-ı Âlilerine
Bu kere Bakü’den firarenDersaadet’evürud eden zabıtanın ifâdâtına atfen Nuri Paşa ile Bolşeviklerin arasında mütehaddis mesail-i siyasiyede nmüteessiren Nuri Paşa’nın Bolşevik rüesasından bazılarını idam ettirmesi üzerine Bolşeviklerin “Gence” de 8000 kişilik katliam icra etmiş oldukları ve Nuri Paşa’nın mağlûben İran’a firara mecbur edildiği ve mumaileyhin Bolşevikler tarafından idama mahkum olduğu ve Halil Paşa’nın işbu mesele-i siyasiyeyi hal etmek üzere “Moskova” ve ……nezdine azimet etmiş olduğu ve Azerbaycan Hükümetinin inhitatı muhakkak bulunduğu velhasıl Bolşeviklerin Şark Akvam-ı İslamiyesi arasında telafisi nâkâbil ziyan ve zararlarîka’ etmekte oldukları anlaşılmakla arz-ı malumat olunur efendim.
28 Haziran 1336 (M. 28 Haziran 1920)
İstanbul İstitlâât Memuru
Müdîriyet-i Umumiyeye arz ve takdim
İmza Takdim