Eski ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı ABD’nin dış politikadaki güvenilirliği tartışmasıyla ilişkilendiren Fareed Zakaria’nın Washington Post’ta yayımlanan makalesini sosyal medya hesabından paylaştı. Blinken, ABD’nin güvenilmez hale gelmesi durumunda Washington’ın müttefikleri ve ortaklarının mevcut pozisyonlarını korumakla yetinmediğini, yeni koşullara uyum sağladığını, riskleri dengelemeye çalıştığını ve alternatif ortaklıklara yöneldiğini ifade etti.

Blinken paylaşımında, yaşanan gelişmelerin Amerikan halkı açısından ciddi sonuçları bulunduğunu belirterek konuya bir yılı aşkın süredir dikkat çektiğini söyledi. Zakaria’nın makalesinin ABD’nin güvenilirliğinin neden yeniden tesis edilmesi gerektiğini ortaya koyduğunu ifade eden Blinken, meselenin yalnızca ilişkilerin onarılması olmadığını; ABD’nin güvenliğinin, refahının ve küresel liderliğinin korunmasıyla da ilgili olduğunu kaydetti.

ZAKARIA: ORTADOĞU’DA KÜÇÜK BİR JEOPOLİTİK DEPREM YAŞANDI

Fareed Zakaria, 14 Ağustos 2026 tarihli ve “İran savaşı, bir süper gücün güvenilirliğinin nasıl heba edildiğine dair bir ustalık dersi” başlıklı makalesinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşmayı Ortadoğu’da yaşanan “küçük bir jeopolitik deprem” olarak nitelendirdi. Zakaria, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın son on yılın önemli bölümünde açık biçimde karşı karşıya gelen iki ülke olduğunu hatırlatarak tarafların Pakistan’la birlikte Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladığını aktardı.

Makalede anlaşmanın, NATO’daki kolektif savunma anlayışına benzer şekilde, üç ülkeden birine yönelik saldırının tüm taraflara yapılmış sayılmasını öngördüğü belirtildi. Pakistan ile Suudi Arabistan arasında uzun yıllardır yakın güvenlik ilişkilerinin bulunduğunu hatırlatan Zakaria, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın ise Katar, Mısır, Müslüman Kardeşler ve gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesi başta olmak üzere birçok konuda karşı karşıya geldiğini yazdı. Zakaria, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kaşıkçı cinayetinin ardından Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a yönelik ağır eleştirilerde bulunduğunu da hatırlattı.

“İKİ ÜLKEYİ BİR ARAYA GETİREN TRUMP’A AZALAN GÜVEN”

Zakaria, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın yakınlaşmasını ABD Başkanı Donald Trump’a ve iki ülkenin Trump’ın taahhütlerine yönelik azalan güvenine bağladı. Suudi Arabistan ile Katar’ın yalnızca bir yıl önce Trump yönetiminden güvenlik taahhütleri aldığını belirten Zakaria, İran savaşı sürecinde Washington’ın verdiği mesajların ABD’nin güvenilirliği konusunda soru işaretleri oluşturduğunu savundu.

Zakaria, Trump’ın İran’la anlaşmanın birçok kez çok yakın olduğunu açıkladığını, haziran ortasına kadar yapılan bir sayımda Trump’ın anlaşmanın yakın olduğu veya İran’ın anlaşmayı güçlü biçimde istediği yönünde en az 38 açıklamasının kayda geçtiğini aktardı. Makalede, Reuters’a konuşan İranlı bir kaynağın ise görüşmelerde “kesinlikle hiçbir ilerleme” sağlanmadığını söylediği belirtildi. Zakaria, dünya ülkelerinin Trump’ın Truth Social paylaşımlarını giderek daha ihtiyatlı değerlendirdiğini savundu.

AVRUPA’DAKİ ASKERİ KARARLARI DA ÖRNEK GÖSTERDİ

Zakaria, benzer bir belirsizliğin Avrupa’daki Amerikan askeri varlığı konusunda da görüldüğünü yazdı. Pentagon’un mayıs ayında Almanya’dan 5 bin Amerikan askerinin çekileceğini açıkladığını, Trump’ın daha fazla kesintiye işaret ettiğini belirten Zakaria, Pentagon’un daha sonra Polonya’ya gönderilmesi planlanan yaklaşık 4 bin askerin konuşlandırılmasını iptal ettiğini aktardı.

Makaleye göre Trump, söz konusu kararların ardından birkaç gün içinde Polonya’ya ilave 5 bin Amerikan askerinin gönderileceğini açıkladı. Zakaria, Trump’ın bazı dönemlerde Avrupa’yı Rusya’ya karşı savunmayabileceği yönünde mesajlar verdiğini, başka zamanlarda ise savunma taahhüdünü yinelediğini belirterek Avrupalı ülkelerin uzun vadeli askeri planlama açısından öngörülebilirlik sorunu yaşadığını savundu.

HÜRMÜZ BOĞAZI AÇIKLAMASINI GÜNDEME GETİRDİ

Fareed Zakaria makalesinde, Trump’ın ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinde “tam kontrole” sahip olduğunu söylediğini de hatırlattı. Zakaria, gemi takip verilerine göre yakın tarihli bir günde boğazdan yalnızca 14 geminin geçtiğini, savaş öncesinde ise günlük geçiş sayısının 130’un üzerinde olduğunu belirtti.

Zakaria’ya göre yaşanan tartışma yalnızca başkanlık üslubu veya siyasi söylemle sınırlı değil. ABD’nin küresel gücünün önemli unsurlarından birinin on yıllar boyunca oluşturduğu güvenilirlik olduğunu belirten Zakaria, Washington’ın müttefiklerinin Amerikan taahhütlerinin bir yönetimden diğerine devam edeceğine inandığını, rakip ülkelerin de Amerikan tehditlerinin zaman zaman abartılı olsa dahi ciddi sonuçlar doğurabileceğini düşündüğünü ifade etti.

“MÜTTEFİKLER DAHA BAĞIMSIZ HALE GELİYOR”

Zakaria, ABD’nin geçmişte de sözlerini tutmadığı ve hatalar yaptığı dönemler bulunduğunu ancak Washington’ın genel olarak öngörülebilir bir aktör kabul edildiğini yazdı. Trump’ın vaatleri ve tehditleri bir pazarlık unsuruna dönüştürdüğünü savunan Zakaria, ittifak ilişkilerinde öngörülemezliğin farklı sonuçlar doğurduğunu belirtti.

Makalede, müttefiklerin askerlerin bir ülkeye gelip gelmeyeceğini, tarifelerin artırılıp azaltılmayacağını veya imzalanan bir anlaşmanın kısa süre sonra geçerliliğini koruyup korumayacağını öngöremediğinde daha itaatkâr değil, daha bağımsız hareket etmeye başladığı görüşüne yer verildi.

DANİMARKA, KANADA, AVRUPA VE GÜNEY KORE ÖRNEKLERİ

Zakaria, ülkelerin ABD’ye bağımlılığı azaltmaya dönük adımlarını “sigorta poliçeleri” oluşturmak şeklinde tanımladı. Danimarka’nın Amerikan Patriot hava savunma sistemi yerine Fransız-İtalyan ortak üretimi SAMP/T sistemini tercih ettiğini, Kanada’nın F-35 savaş uçağı alımlarını yeniden değerlendirdiğini ve Avrupa hükümetlerinin kendi savunma sanayilerine yönelik yatırımlarını önemli ölçüde artırdığını belirtti.

Güney Kore’nin Avrupa’daki NATO ülkelerine silah satan ülkeler arasında ikinci sıraya yükseldiğini aktaran Zakaria, Seul yönetiminin Körfez ülkelerinin hava savunmasını Patriot sistemlerinden daha düşük maliyetli sistemlerle desteklediğini yazdı. Hollanda Merkez Bankası’nın kritik bulut hizmetlerini Amerikan teknolojisine bağımlılığı azaltmak amacıyla Avrupalı bir sağlayıcıya taşıdığını belirten Zakaria, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın da kendi güvenlik mimarilerini oluşturmaya yöneldiğini savundu.

ZAKARIA: TEK BAŞINA KOPUŞ DEĞİL, BİRLİKTE GÜVEN KAYBINA İŞARET EDİYOR

Zakaria, söz konusu adımların hiçbirinin tek başına Washington ile ilişkilerde kopuş anlamına gelmediğini ancak birlikte değerlendirildiğinde ABD’nin sözlerine duyulan güvenin azalmasını gösterdiğini öne sürdü. Amerikan tarifelerine ilişkin tehditleri de aynı çerçevede ele alan Zakaria, Washington’ın tavizler aldıktan sonra yeniden tarife tehdidinde bulunması halinde hükümetlerin uyum göstermenin kendilerine güvenlik sağlamadığı sonucuna ulaşabileceğini yazdı.

Kanada Başbakanı Mark Carney’nin yıl içinde yaptığı açıklamalara atıfta bulunan Zakaria, ülkelerin uyum göstermenin güvenlik sağlayacağını düşünmesinin sonuç vermeyeceği görüşünü aktardı. Zakaria’ya göre ülkelerin böyle bir ortamda alternatifler geliştirmeye yönelmesi ortaya çıkan politikanın doğal sonucu haline geliyor.

NETANYAHU’NUN GAZZE PLANI TUTUMUNU ÖRNEK VERDİ

Zakaria, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun da Trump’ın önerilerini her zaman belirleyici kabul etmediğini savundu. Netanyahu’nun ABD Başkanı’nın Gazze için sunduğu 15 maddelik planı aynı hafta kısa ve kesin biçimde reddettiğini belirten Zakaria, Trump yönetimi tarafından daha önce duyurulan bazı planların da zaman içinde gündemden düştüğünü ifade etti.

Makalede Trump’ın daha önce gündeme getirdiği ve kamuoyunda “Gazze Rivierası” olarak anılan plan da örnek olarak gösterildi. Zakaria, büyük güçlerin gerilemesinin her zaman büyük bir askeri yenilgiyle gerçekleşmediğini, diğer ülkelerin kendi düzenlerini söz konusu büyük gücün etrafında kurmayı yavaş yavaş bırakmasıyla da ortaya çıkabileceğini savundu.

İspanya'ya Fas üzerinden jeopolitik operasyon iddiaları
İspanya'ya Fas üzerinden jeopolitik operasyon iddiaları
İçeriği Görüntüle

ABD’NİN ASKERİ VE EKONOMİK GÜCÜNE VURGU

Zakaria, eleştirilerine rağmen ABD’nin küresel ölçekte son derece güçlü olmaya devam ettiğinin altını çizdi. ABD’nin güçlü bir orduya, ileri teknolojilere, büyük sermaye piyasalarına, kapsamlı ittifaklara ve doların uluslararası sistemdeki konumuna sahip olduğunu belirten Zakaria, güvenilirliğin de güç unsurları arasında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Makalede ABD’nin güvenilirliğinin nesiller boyunca oluşturulduğu ve kısa süre içinde zarar görebilecek bir varlık olduğu görüşü dile getirildi. Zakaria, Washington’ın geçmişte sahip olduğu güven seviyesini göstermek amacıyla Küba Füze Krizi döneminden bir örneği de gündeme taşıdı.

KÜBA FÜZE KRİZİNDEN DE GAULLE ÖRNEĞİ

Zakaria, Küba Füze Krizi sırasında ABD Başkanı John F. Kennedy’nin eski Dışişleri Bakanı Dean Acheson’ı Paris’e göndererek Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’e Küba’da tespit edilen Sovyet nükleer füzeleri hakkında bilgi vermekle görevlendirdiğini hatırlattı. Acheson’ın Sovyet füzelerinin varlığını kanıtlamak amacıyla keşif fotoğraflarını yanında götürdüğünü belirten Zakaria, de Gaulle’ün fotoğrafları incelemeye gerek görmediğini aktardı.

De Gaulle’ün ABD’ye koşulsuz bağlı bir lider olmadığını vurgulayan Zakaria, Fransız liderin buna rağmen ABD Başkanı’nın sözünü yeterli kabul ettiğini belirtti. Zakaria söz konusu örneği, geçmişte Amerikan başkanlarının açıklamalarına duyulan uluslararası güven ile günümüzde yaşandığını savunduğu güvenilirlik tartışması arasındaki farkı göstermek amacıyla kullandı.

BLINKEN: ABD’NİN GÜVENİLİRLİĞİ GÜVENLİK VE LİDERLİK MESELESİ

Antony Blinken’ın Zakaria’nın makalesini paylaşırken kullandığı mesaj, Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan anlaşmasını ABD’nin dış politikadaki güvenilirliği tartışmasının doğrudan bir parçası haline getirdi. Eski ABD Dışişleri Bakanı, Amerika güvenilmez hale geldiğinde müttefiklerin ve ortakların hareketsiz kalmadığını, yeni şartlara uyum sağladığını, risklerini dengelediğini ve başka seçenekler aradığını söyledi.

Blinken, söz konusu sürecin Amerikan halkı açısından ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade ederek bir yılı aşkın süredir aynı konuda uyarılarda bulunduğunu kaydetti. Zakaria’nın makalesini okunmaya değer olarak nitelendiren Blinken, ABD’nin güvenilirliğini yeniden tesis etmenin yalnızca ülkeler arasındaki ilişkileri onarma meselesi olmadığını; Amerikan güvenliğinin, refahının ve küresel liderliğinin korunması açısından da önem taşıdığını belirtti.