Türkiye’nin Irak’a 1 milyar 471 milyon dolar tazminat ödeyeceği ve söz konusu ödemenin kısa süre içinde devlet hazinesinden karşılanacağı yönündeki iddialar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Muhalefet partilerinin konunun araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu önergelerin reddedildiği yönündeki açıklamalar tartışmanın siyasi boyutunu büyütürken, sosyal medyada ödemenin vatandaşların vergileriyle yapılacağına ilişkin yorumlar öne çıktı.
Yazar Öznur Küçüker Sirene, 18 Temmuz 2026 tarihli “Türkiye Irak’a 1,5 Milyar Dolarlık Tazminat mı Ödeyecek?” başlıklı makalesinde, Türkiye aleyhine geçerli bir tahkim kararı bulunduğunu ancak kamuoyunda tekrarlanan 1,47 milyar dolarlık rakamın kesinleşmiş nihai borç olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Sirene’ye göre tahkim dosyasındaki en kritik ayrıntıyı, karşılıklı alacaklara uygulanacak faizlerin henüz tek bir nihai rakama dönüştürülmemiş olması oluşturuyor.
KERKÜK-CEYHAN HATTININ GEÇMİŞİ
Türkiye ile Irak arasındaki hukuki anlaşmazlığın temelinde Kerkük-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı üzerinden gerçekleştirilen petrol sevkiyatları yer alıyor. Boru hattı, iki ülke arasında 1973 yılında imzalanan anlaşmaya dayanırken, Irak’ın 2003 yılında işgal edilmesinin ardından ülkedeki merkezi otoritenin zayıflaması kuzeydeki petrol sahalarının denetimini ve petrol gelirlerinin paylaşımını tartışmalı hâle getirdi.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, kontrol ettiği sahalardan çıkardığı petrolü doğrudan dünya pazarlarına ihraç etmek istedi. Bağdat yönetimi ise Irak petrolünü satma yetkisinin yalnızca merkezi hükümete ve Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi SOMO’ya ait olduğunu savundu. Türkiye, uzun yıllar yatırım yaptığı boru hattının atıl kalmasını, Ceyhan’daki altyapının işlevini kaybetmesini ve transit gelirlerinin kesilmesini istemediği için IKBY petrolünün Ceyhan üzerinden uluslararası piyasalara ulaştırılmasına imkân sağladı.
Irak merkezi hükümeti, kendi onayı dışında gerçekleştirilen sevkiyatların Türkiye-Irak boru hattı anlaşmasını ihlal ettiği gerekçesiyle Ankara aleyhine uluslararası tahkim süreci başlattı. Süreç sonunda Türkiye aleyhine geçerli bir tahkim kararı ortaya çıkarken, kararın parasal sonuçlarının nasıl hesaplanacağı tartışmanın merkezine yerleşti.
1,47 MİLYAR DOLAR NİHAİ BORÇ DEĞİL
Tahkim heyeti, Irak lehine yaklaşık 1 milyar 998 milyon dolar, Türkiye lehine ise yaklaşık 526,6 milyon dolar anapara alacağını kabul etti. İki tutarın basit biçimde mahsuplaştırılması sonucunda Türkiye aleyhine yaklaşık 1 milyar 471 milyon dolarlık fark oluştu.
Öznur Küçüker Sirene, söz konusu rakamın doğrudan Türkiye’nin ödeyeceği kesin tazminat olarak sunulmasının dosyanın en önemli ayrıntısını gözden kaçırdığını belirtti. Tahkim kararında 1 milyar 471 milyon dolarlık anapara farkının uygulanacak faiz hesaplarına göre yeniden ayarlanacağının açık biçimde ifade edildiği aktarıldı.
Faiz hesaplaması yalnızca Irak lehine kabul edilen alacaklara uygulanmayacak. Türkiye lehine hüküm altına alınan karşı alacaklar da ilgili dönemlerden itibaren faiz işletilerek hesaplanacak. Irak’ın alacaklarının büyük bölümü 2014-2018 dönemindeki petrol sevkiyatlarından kaynaklanırken, Türkiye’nin bazı taşıma ücreti alacaklarının 1990 yılına kadar uzandığı belirtiliyor.
Türkiye’nin daha eski tarihlere dayanan alacaklarına uzun yıllar boyunca işleyecek bileşik faiz, taraflar arasındaki nihai mali dengeyi önemli ölçüde değiştirebilir. Dolayısıyla tahkim heyeti tarafından Türkiye’ye faiz dâhil 1 milyar 471 milyon dolarlık kesin bir fatura çıkarılmış değil.
Kararda tarafların anapara alacakları ile uygulanacak faiz esasları belirlendi ancak bütün faizlerin eklenmesinin ardından ortaya çıkacak nihai net tutar tek bir rakam olarak açıklanmadı. Türkiye, faiz hesaplamaları tamamlandığında kendisinin net alacaklı hâle gelebileceğini savunurken Irak yönetimi aksi yönde görüş bildiriyor.
Kesinlik kazanan unsur, Türkiye aleyhine verilmiş geçerli bir tahkim kararının bulunması. Belirsizliğini koruyan nokta ise karşılıklı anapara alacakları ve faizler bütünüyle hesaplandıktan sonra hangi tarafın ne kadar borçlu çıkacağı.
PARİS MAHKEMESİ YENİ BİR TAZMİNATA HÜKMETMEDİ
Paris İstinaf Mahkemesi’nin verdiği karar da Türkiye aleyhine yeni bir tazminat hükmü anlamına gelmiyor. Mahkeme, Ankara’nın mevcut tahkim kararını iptal ettirmek amacıyla yaptığı başvuruyu reddetti.
Mevcut tahkim kararının Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulanmasına ilişkin hukuki süreç devam ediyor. Ayrıca 2018 yılından sonraki petrol sevkiyatlarını kapsayan ikinci tahkim dosyası da henüz sonuçlanmış değil. Türkiye ile Irak arasındaki hukuki ve mali hesaplaşmanın tamamlandığını söylemek mevcut aşamada mümkün görünmüyor.
NİHAİ HESABI FAİZLER BELİRLEYECEK
Sirene, nihai mali tabloyu şekillendirecek üç temel unsur bulunduğuna dikkat çekti. İlk sırada, her iki tarafın kabul edilen alacaklarına uygulanacak faizlerin hesaplanması ve gerçek net bakiyenin ortaya çıkarılması yer alıyor.
Irak lehine kabul edilen alacakların daha yakın tarihlere, Türkiye lehine kabul edilen bazı alacakların ise çok daha eski dönemlere dayanması faiz hesaplarının sonucunu kritik hâle getiriyor. Uygulanacak faiz oranları, bileşik faiz süreleri ve alacakların başlangıç tarihleri, basit mahsuplaştırma sonucunda ortaya çıkan 1 milyar 471 milyon dolarlık farkı aşağı veya yukarı yönlü değiştirebilir.
Nihai hesap tamamlanmadan 1,47 milyar dolarlık tutarın faiz dâhil kesinleşmiş borç şeklinde sunulması, tahkim kararının mali yapısını tam olarak yansıtmıyor. Tarafların karşılıklı iddiaları ve hesaplama yöntemleri arasındaki farklılıklar nedeniyle gerçek net bakiyenin ek hukuki ve teknik değerlendirmeler sonucunda belirlenmesi bekleniyor.
BAĞDAT İLE ERBİL ARASINDA İÇ HESAPLAŞMA İHTİMALİ
Nihai tabloyu etkileyebilecek ikinci unsur, Bağdat yönetimi ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi arasında gerçekleştirilebilecek iç mali hesaplaşma olarak gösteriliyor. Tahkim dosyasına konu olan petrolü üreten ve Bağdat’ın onayı dışında ihraç eden tarafın IKBY olması, Irak içindeki sorumluluk ve gelir paylaşımı tartışmasını öne çıkarıyor.
Bağdat ile Erbil’in petrolün SOMO üzerinden satılması ve elde edilen gelirlerin federal hazineye aktarılması konusunda anlaşması, Irak’ın geçmiş dönemlerde uğradığını ileri sürdüğü zararların bir bölümünü kendi iç mali sistemi içinde telafi etmesine olanak sağlayabilir.
Taraflar Mart 2026’da petrolün Ceyhan üzerinden yeniden ihraç edilmesi konusunda uzlaşmaya vardı. Gelirlerin federal hazineye aktarılması ve ihracat sürecinin ortak bir mekanizmayla yürütülmesi kararlaştırıldı.
Söz konusu düzenleme, Türkiye aleyhindeki tahkim kararını kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Ancak Bağdat yönetiminin uğradığını savunduğu zararın bir bölümünü Erbil’in petrol gelirlerinden, federal bütçedeki payından veya geçmiş dönem alacaklarından mahsup etmesine imkân tanıyabilir. Irak içindeki olası bir hesaplaşma, Bağdat’ın Türkiye’den talep edeceği tutarı veya tahsilat yöntemini de etkileyebilir.
ENERJİ MÜZAKERELERİ SONUCU DEĞİŞTİREBİLİR
Üçüncü temel unsur, Türkiye ile Irak arasında hazırlanması planlanan kapsamlı enerji anlaşması olarak öne çıkıyor. İki ülke mevcut boru hattı düzenini geçici olarak uzatırken, daha geniş kapsamlı bir enerji iş birliği modeli üzerinde çalışıyor.
Ankara, Kerkük-Ceyhan hattının tam kapasiteyle kullanılmasını, boru hattının güney Irak’a kadar genişletilmesini ve Türkiye-Irak enerji ortaklığının petrolün ötesine taşınmasını hedefliyor. Irak açısından da Ceyhan güzergâhının yeniden işler hâle gelmesi ekonomik ve stratejik önem taşıyor.
IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, hattın kapalı kaldığı dönemin bölgesel yönetime yaklaşık 25 milyar dolarlık kayıp yaşattığını açıkladı. Söz konusu tutar bağımsız bir mahkeme veya tahkim heyeti tarafından hesaplanmış zarar miktarı değil, IKBY tarafından açıklanan bir kayıp tahmini niteliği taşıyor. Yine de hattın kapalı kalmasının yol açtığı ekonomik zararın, tartışılan 1 milyar 471 milyon dolarlık anapara farkından çok daha yüksek olduğunu göstermesi bakımından önem taşıyor.
CEYHAN GÜZERGÂHI IRAK İÇİN STRATEJİK ÖNEM TAŞIYOR
Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanabilecek güvenlik ve ulaşım riskleri, Irak petrolünün Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaştırılmasını daha stratejik hâle getiriyor. Ceyhan hattı, Irak’a Basra Körfezi dışında alternatif bir ihracat güzergâhı sunarken, enerji sevkiyatlarının çeşitlendirilmesine de katkı sağlıyor.
Bağdat yönetiminin elindeki tahkim kararını yalnızca tek seferlik bir tahsilat aracı olarak değerlendirmek yerine, Türkiye ile yürütülecek yeni enerji müzakerelerinde pazarlık gücünü artıran bir unsur olarak kullanabileceği ifade ediliyor.
Taraflar arasında varılabilecek siyasi ve ticari uzlaşma kapsamında tazminat tutarının indirilmesi, taksitlendirilmesi, bazı faizlerden vazgeçilmesi, karşılıklı alacaklarla mahsuplaştırılması veya mali yükümlülüklerin yeni boru hattı ve enerji yatırımlarının içine yerleştirilmesi ihtimalleri bulunuyor.
HUKUKİ VE MALİ HESAPLAŞMA HENÜZ KAPANMADI
Türkiye aleyhine verilmiş geçerli bir tahkim kararı bulunmasına rağmen kamuoyunda dile getirilen 1 milyar 471 milyon dolarlık rakam, faiz dâhil hesaplanmış ve kesinleşmiş nihai borcu ifade etmiyor. Tahkim heyeti karşılıklı anapara alacaklarını ve faiz esaslarını belirlerken, tarafların bütün alacak ve faizlerinin hesaplanmasından sonra ortaya çıkacak net tutarı tek bir rakam olarak açıklamadı.
Sirene’nin değerlendirmesine göre gerçek mali tablo; faiz hesaplarının tamamlanması, Bağdat ile Erbil arasındaki muhtemel iç hesaplaşma, devam eden uluslararası hukuk süreçleri ve Türkiye-Irak enerji müzakereleri sonucunda netleşecek.
Dosyadaki son sözün yalnızca mahkeme salonunda söylenmesi beklenmiyor. Petrol akışının yeniden başladığı, yeni enerji yatırımlarının ve uzun vadeli iş birliğinin ele alındığı diplomasi masası, taraflar arasındaki nihai mali hesabın şekillenmesinde belirleyici olabilir.





