Cengiz Han 1206 yılında da Moğol kabilelerini bir araya getirmeyi başardıktan sonra gözlerini uzaklara dikti. 1227 yılında ölene kadar Asya'dan Avrupa'ya kadar Çin’in kuzeyindeki Jin hanedanlığı hariç neredeyse tüm Asya kıtasını hakimiyeti altın almıştı.

Han “hükümdar” anlamına geliyordu ve çoğu zaman kağan olarak yazılıyordu. Cengiz’in ölümünün ardından oğlu Ögeday ikinci, onun oğlu Güyük’se üçüncü kağan olmuştu. 1251’de hükümdarlık Cengiz’in oğlu Tuluy’dan olma torunu Möngke’ye geçti.

Tahta geçişi

Dördüncü Moğol hükümdarı Möngke 1259 yılında hayatını kaybettiğinde kardeşi Kubilay Han bir an bile tereddüt etmeyerek kendini hükümdarlık tahtına attı. Möngke Moğol hakimiyetini batıda Suriye’nin içlerine kadar ilerletmişti, Kubilay ise bugün güneybatı Çin ve Vietnam sınırlarında kalan toprakları fethederek askeri dehasını kanıtlamıştı. Kubilay’ın savaş meydanındaki cesaretinden şüphe yoktu, ancak tahtta gözü olan çok kişi vardı.

Kardeşi Arık Böke’nin de hükümdarlık niyetinde olduğu Kubilay’ın kulağına kadar gelmişti. O sırada 45 yaşında olan Kubilay bunu duyunca, ne yapılacağına karar vermek üzere alelacele başkent Shangdu’daki sarayına yol aldı.

Kubilay Möngke’nin yerini alacak kişinin Çin’in kuzeyinden Pers diyarına oradan Rusya’ya kadar uzanan devasa toprakları bir arada tutabilmek için askeri becerilerin yanı sıra olağanüstü bir diplomatik başarıya da ihtiyaç duyacağını çok iyi biliyordu. Arık Böke tehdidini ortadan kaldırmak için ona sarsılmaz bir meşruiyet getirecek etkileyici bir yol buldu. Akıl hocalarına danıştıktan sonra, hem Konfüçyüsçülük hem de Taoizm’e dayanan bir antik Çin kehanet sistemi olan Yi Ching’e başvurarak hükümdarlığını sağlamlaştırdı. Düzenlenen ayinde, eğer doğru yolda ilerlemeye devam ederse Kubilay’ın olağanüstü bir başarıya ulaşacağı ortaya çıkmıştı.

Kubilay’ın Moğol geleneği yerine Çin geleneğini benimsemesi ömrünün sonuna kadar sürecek bir ikilemin de göstergesiydi.  Kubilay, Bütün Çin’i Moğol hakimiyeti altında bir araya getirmeyi isteyen büyükbabası Cengiz Han’ın gerçekleşmeyen hayaliyle hareket ediyordu. Çin’i fethetmek ayrı, yönetmek ayrıydı. Bir yandan Moğol sadakatini sürdürürken diğer yandan yeni Çinli tebasına hitap etmek için hassas bir denge kurmak zorundaydı.

Dindarlık ve siyaset karışımı kareografı olan Yi Ching ayini planlandığı gibi sonuç vermişti. Kardeşi Arık Böke’yi yenerek tahta oturan Kubilay Han Pasifik’ten Karadeniz’e uzanan dünyanın en geniş bitişik kara imparatorluğunun tek hükümdarı oldu.

Möngke’nin kardeşi Kubilay 1215’de doğmuştu. Anneleri Sorgaktani Nasturi Hristiyanlarındandı. Sorgaktani Tuluy’un eşi olarak hanedanlık politikalarını olağanüstü bir beceriyle düzenleyip Möngke’nin 1251’de dördüncü kağan olarak tahta çıkmasında rol oynadı. Kubilay’ın yetişmesinde de büyük etkisi vardı.  

Kubilay’ın Moğol gelenekleriyle eğitilmesini sağladı. İslam da dahil diğer inançlara karşı hoşgörüyü benimsedi. Kubilay’ın Budizm ve Taoizm’in temellerini ve yerel gelenekleri öğrenebilmesi için Çinli öğretmenlerden ders aldırdı. Böylesi çok kültürlü bir eğitim, ilerleyen dönemlerde Kubilay’ın fethettiği toprakların gelenek ve inançlarına hoşgörüyle yaklaşmanın ne denli önemli olduğunu anlamasına yardımcı oldu.

Kubilay bir savaşçı olarak Cengiz Han’ın torunu olduğunu kanıtlıyordu. Möngke 1251’de tahta çıkınca Kubilay da kardeşinin kan donduran vahşilikteki Moğol yöntemlerine dayanan toprak genişletme hareketlerine katılmıştı.

Gerilim ve zafer

Kubilay 1260’da kağan ilan edildikten sonra, tekrar seferlere dönmeden önce, tahtta hak iddia eden kardeşi Arık Böke ile büyük bir kararlılıkla uğraşmak zorunda kaldı. İç gerilimler dış tehditler kadar büyük bir hal almıştı. Meşruiyete ve kağan unvanının sahip olduğu güce rağmen Kubilay’ın tahta çıkışı Moğol topraklarının hanlıklara bölünmesinin başlangıcıydı. Volga’da Altın Orda, Orta Aya’da Çağatay Hanlığı, İran’da İlhanlılar, Çin topraklarında ise Kubilay vardı.

Arık Böke’nin 1264’de alt edilmesinden sonra Kubilay Çin’in güneyindeki Song hanedanlığına seferler düzenlemeye devam etti. Yaklaşık 50 milyon nüfusa sahip topraklara hükmeden Song hanedanlığı basım tekniklerinin Avrupa’ya ulaşmasından çok önce taşınabilir basım deneyleri yapılan yenilikçi bir kültür geliştirmişti. Gelişen ekonomi, nüfusları bir milyonu aşan kentlerin büyümesini sağlamıştı. Kubilay için Song toprakları, fethetmek için yeterince olgunlaşmıştı.

Song hanedanlığı yıllardır Moğol baskısına dayanmaktaydı. Becerikli komutanları, barutları ve mancınık da dahil üstün askeri donanımları vardı. Kubilay savaş ilan ettiğinde oyunun sonuna gelindiği aşikardı.

Savaş uzun ve yorucu oldu. Kubilay’ın gücünün açık alanda hızlı Moğol süvarilerinin saldırısında yattığını bilen Song hanedanlığı, askerlerini müstahkem noktalara çekerek Moğolları zayıflığa düşürdü. Uzun süren kuşatmalar zamanla çözülmüştü. Kubilay, düşmanının tedarik yollarını kesmek için kıyı kesimlere hücum etti. Bozkır kültürüne alışık bir komutan için bu oldukça riskli bir hamleydi.

1273’de Moğolların ısrarlı taarruzu Xiangyang kentinin düşmesine yol açtı. Song toprakları politik olarak yavaş yavaş birbirinden ayrılmaya başladı. 1279’da ise Song hanedanlığı Kubilay’a yenik düştü, Kubilay’ın hakimiyeti altında Çin yüzyıllar sonra ilk defa bir araya gelmişti.

Kaynak: Arkeofili