İkinci Dünya Savaşı’nın zor yıllarında ordu mensuplarının ekonomik durumu son derece kötüleşmiş, buna tepki olarak yeni kurulan  Demokrat Parti subaylar arasında da kendisine destek bulabilmişti. Fakat, DP 1950 seçimleriyle iktidarı devraldığında ordunun üst kademesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin etkinliği sona ermemişti. Bu sebeple DP iktidarı, hiç vakit kaybetmeden harekete geçmiş ve CHP’ye yakınlığıyla bilinen yüksek rütbeli subayları tasfiye etmişti.

Adnan Menderes Hükümeti, iç ve dış etkenlerin adeta ittifak ederek meydana getirdiği ekonomik hareketlenmeyi iyi değerlendirmiş ve halkın yaşam standardını yükselterek toplumsal desteğini arttırmıştı. Bu başarıda yirmi yedi yıllık tek parti yönetiminin “seçkinci, dayatmacı, halka rağmenci” politika tarzının terk edilmesi de etkili olmuştu. Dini ve kültürel alanda yaşanan serbestleşme, özellikle “Arapça Ezanyasağının kaldırılması halk nezdinde memnuniyetle karşılanan icraatlardandı.

ABD ve SSCB arasında yaşanan Soğuk Savaş’ta Türkiye aktif bir biçimde ABD’nin yanında yer almayı seçerek NATO ittifakına dahil olmuştu. Türkiye toprakları üzerinde Amerikan üslerinin konuşlandırılmasına izin verilmiş buna karşılık CHP hükümetleri döneminde gündeme gelen Amerikan yardımları “Truman Doktrini” ve “Marshall Planları”yla artarak devam etmişti. Türkiye’de tarım üretiminin ve refahın kısa vadede artmasını sağlayan bu yardımlar beklentilerin oldukça altında kalınca, 1954 yılından yılından itibaren ülkede başgösteren  ekonomik durgunluk ve kriz, DP iktidarını sarsmaya başlamıştı. Hızla yükselen enflasyon işçi, memur ve sabit gelirli meslek gruplarını olumsuz yönde etkilemiş, krizden etkilenen kesimlerin başında gelen ordu mensupları arasında iktidara karşı tepkiler görülmeye başlamıştı. Fakat Adnan Mendres Hükümeti’ne karşı ordu içinden gelen hoşnutsuzluğun asıl sebebi ise başkaydı.

DP iktidarının, TBMM’deki sayısal üstünlüğün verdiği güçle muhalefete karşı uyguladığı hoşgörüsüz tavır, başka partiye oy verdiği için Kırşehir’in ilçe yapılmasıyla doruğa çıkmıştı. Tüm bunlara başta “Arapça Ezan” yasağının kaldırılması gibi kararlar da eklenince, ideolojik olarak  cumhuriyet ilkelerine ihanet  edildiği düşüncesi ortaya çıkmıştı. CHP’nin serbest seçimlerde başarılı olabileceğinden ümidi kesen  genç subaylar  rahatsızdı. Bu yüzden 1954 yılından itibaren DP iktidarını devirmek için ordu içerisinde birbirinden habersiz birçok gizli komite kurulmuştu. Darbeden sonra “Milli Birlik Komitesi” üyelerinden olacak bu genç subaylar, komiteleri birleştirerek İttihatçıvari bir tarzda silah üzerine el basmış ve darbe yapmaya yemin etmişti.  İllegal bu yapılanmalar mutakabata vardıktan sonra fırsat kollamaya başlamış, ülke hızla kutuplaşmaya, provakasyonlarla kaosa doğru sürüklenirken darbe için şartlar olgunlaşmıştı.

Yargı, üniversiteler ve toplumsal muhalefet aracılığıyla sık sık hükümet aleyhine gösteriler düzenlenmiş, “ordu göreve” çağrıları yapılmıştı. Bu şartlara rağmen İhtilal komiteleri, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO ittifakının onayı olmadan harekete geçmemişti. Çünkü Menderes Hükümeti ve Amerikan Hükümeti arasındaki ilişkiler ABD’nin dümen suyuna gitme politikası doğrultusunda ilerlemişti. Fakat 1960 yılına doğru rüzgar tersine dönmüş, ihtilalcilere bekledikleri fırsatı bizzat Adnan Menderes vermişti. Ülkedeki ekonomik krizi aşmak için ABD’ ye bir ziyaret gerçekleştiren Başbakan, daha fazla yardım talep etmiş fakat isteği kabul görmemişti. Bunun üzerine o zamana kadar Amerika’ya koşulsuz destek veren Menderes, gereken yardımı alabilmek için SSCB’ye yönelmişti. İki ülke arasındaki yakınlaşma ise ABD ve NATO üyesi ülkeleri son derece rahatsız etmiş, kontrolden çıkmak üzere olan bu iktidara son vermek için artık düğmeye basılmıştı. Aldıkları dış destekle ihtilal komitelerinin hızı daha da artmıştı. 

Neticede ise 27 Mayıs 1960’ta beklenen olmuş ve ordu ülke yönetimine el koymuştu. NATO ittifakı ve Amerikan üsleriyle birlikte rejim artık güvenceye alınmıştı. İhtilal bildirisinde de bu noktaya vurgu yapılarak “Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadıkız. NATO’ya inanıyoruz ve bağlıyız. ” denilmişti. İhtilalciler “Yürürlükteki Anayasa’nın idare tarafından çiğnendiğini bu sebeple Türk Silahlı Kuvvetleri’nin müdahale ettiğini” iddia ederken darbe yaparak Anayasa’yı ihlal etmişler ve bütünüyle rafa kaldırmışlardı. Seçilmiş Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milletvekilleri tutuklanarak Meclis feshedilmiş ve askerlerden oluşan “Milli Birlik Komitesi” kurularak iktidar bu komiteye geçmişti. 1960 Darbesi, neticede Cumhuriyet tarihinde yeni askeri darbelere ve müdahalelere de kapı aralamıştı.

Kaynaklar:

“Demokrat Parti’nin Yükseliş Ve Düşüşü”, İstanbul, 2002.

Vakit Gazetesi, 14 Haziran 1950, Cumhuriyet Gazetesi, Yeni İstanbul Gazetesi, 28 Mayıs 1960, Hürriyet Gazetesi, 27 Mayıs 1960.