Medreselerin ıslahını gündeme getiren ilk metinler, Sultan Abdülhamid döneminde muhalefetten, yani İttihat ve Te- rakki hareketinden geldi. Siyasî istikrarsızlıklar ve birbirine eklenen savaşlara rağmen II. Meşrutiyet devrinde medre- selerin islahı teşebbüslerine başlanmış ve nihayet Birinci Meclis 1922 yılında, Milli Mücadele'nin en yoğun ve kritik günlerinde, "Medâris-i İlmiye Nizamnamesi"ni çıkarmıştır. Metinleri ve her seviyedeki tartışmaları incelediğimizde bir buçuk yıl sonra medreselerin kapatılacağına ve hatta aynı gün Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin lağvedilip yerine Diyanet İşleri Başkanlığı gibi nevzuhur bir kurumun kurulabilece- ğine dair herhangi bir emare bulmak mümkün değil.

Erken tarihi 1770'li yıllara kadar çıkan modern okullaşma (mektepleşme) sü- reçlerini; Cumhuriyet eğitim sistemini de hazırlayacak şekilde ıslah eden, ge- nişleten, yaygınlaştıran, derinleştiren, aynı zamanda müfredat ve ders kitap- ları üzerinden Yeni Selefilik anlayışına yakın/uygun bir şekilde dinîleştiren Sultan Abdülhamid, medreselerin ve tekkelerin ıslahı için küçük parmağını zaman zaman da olsa oynatma ihtiyacı duymadı. Bu kurumların özellikle büyük şehirlerde olanlarından, onların insan unsurundan memnun değil- di, muhalefetlerinden çekiniyordu, Osmanlı Devleti'nin onlarla devam edebileceğine inancı yoktu. Bu kanaat ve tutum şahsî fikirleriyle mi alakalıydı yoksa devlet aklı yarım asırlık, bir asırlık süreç içinde oraya mı gelmişti sorusu çok taraflı olarak müzakereye açıktır. Şimdilik ikisi de vardı diyelim.
Bu ilgisizliğin ve doğrudan-dolaylı yollarla mesafeli duruşun birçok göstergesi var fakat en "göze batanı" cins atlar dahil olmak üzere Osmanlı topraklarını kurumları, insanları ve "medenî" zenginlik- leriyle resmettiren padişahın bu albümlerinde medrese ve tekkelerle alakalı, ne kurumsal ne de insan unsuru itibariyle -tesadüfler hariç- neredeyse hiçbir karenin bile yer almamış olmasıdır. Her türden, her cinsten on binlerce memleket fotoğ rafı fakat Osmanlı Devleti'nin kurucu ve sürdürücü iki büyük kurumun- dan, onların hoca ve şeyhlerinden, talebe ve müridanından hiçbir iz yok! Nisyana terkedilmiş, üstü örtül- müş... Kalmayan kendi "yağında" kavrulmaya bırakılmış....

Üzerinde durulmamış bir problem ama ciddi ve şaşırtıcı bir mesele... Fotoğraflarda bir müderris, bir kadı, bir şeyh görünüyorsa eğer bu, mo- dern bir mektebin, bir devlet daire- sinin, demiryolunun, postahanenin, karantinanın... açılışı vesilesiyle veya her kademedeki modern mekteplerin hocaları arasında bulunması yahut Maarif'in, Adliye'nin,  arülfünun'un heyetlerinde yer alması sebebiyledir. Yani "kendi" yerinde değil başka/ya- bancı bir yerde görülebiliyor ancak... Padişahın, dedesi Sultan Mahmud gibi itina ile tamir ettirdiği türbeler, makamlar, ziyaretgahlar ve bir mik- tar tekke var. Fakat onların sebebi ve hedef kitlesi farklı.

Medreselerin ıslahını gündeme getiren ilk metinlerin nereden ve nasıl çıktığına bakıldığında da enteresan bir vakıa ile karşılaşılacaktır. Bunlar ulemadan, meşayihten, kurumsal olarak medrese ve tekkelerden de bir- çok unsuru içinde barındıran/içine çeken muhalefetten, -Yeni Osmanlıla- rın sınırlı metinleri bir tarafa bırakı- lirsa- esas itibariyle İttihat ve Terakki hareketinden geldi. Devr-i Hamidi'de risâle olarak ancak Kahire'de basıla- bilen ilk metin muhalif ve firari Hoca Muhyiddin'in Medreselerin Islahi kitapçığıdır (Mısır, ts. [1314/1897], 32 s.). Jöntürkler memalik-i Osmaniye'de güçlü ve etkili bir grubu yanına çek- mek suretiyle padişahın hayli mesafeli durduğu hoca ve şeyhlerden, medrese ve tekkelerden meşruiyet kazanmak, muhalefet için onların ağlarına ve iletişim imkânlarına dahil olmak, on- lar vasıtasıyla halka ulaşmak yoluyla istifade etmek istiyordu. Fakat bunun kadar önemli olan ihmal edildik- lerinin farkında olan ilmiyeden ve sufiyeden zevatın bunlara, muhalefete hevesle katılmasıdır.

Bunlar uzun bir bahistir1 fakat açık olan bir şey var ki o da medreselerin ıslahı meselesi Sultan Abdülhamid tahttan uzaklaştırıldıktan sonra İtti- hat ve Terakki çevrelerinin gayretle- riyle gündeme gelmiş ve ilk teşebbüs ve metinlerini 1909'da göreceğimiz çalışmalar 1914 yılında çıkarılabilen Islah-1 Medâris Nizamnamesi'yle mevzuat ve uygulama olarak mey- velerini vermiştir.2 Medreselerle mekteplerin, âlimlerle aydınların hususen yüksek tahsil kademelerinde kuvvetli bir şekilde ilişkilendiril- mesi de (Medresetü'l-Mütehassisîn ile Darülfünun İlahiyat ve Edebiyat Fakültesi arasında tesis edilen müna- sebetler bu bakımdan dikkat çekici- dir), Sultan Hamid devrinde Ulûm-1 Aliye-i Diniye Şubesi adıyla eğitim veren "İlahiyat" Şubesinin İttihatçılar devrinde daha siyasî-"dinî" bir şekil- de Ulûm-i Şeriye Şubesi adını alması da bu süreçlerin bir devamıdır. İslâm dünyasında modernleşme teşebbüs- leri bu örneklerde olduğu gibi bazen/ aynı zamanda daha "dini" bir dil ve ifade ile tezahür eder, edebilir.

Cumhuriyet "çökmüş” med- reseleri mi devralmıştı? Siyasi istikrarsızlıklar ve birbirine eklenen savaşlara rağmen II. Meş- rutiyet devrinde medreselerin ıslahı teşebbüslerine başlanmış ve İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde ümit verici mesafeler de alınmıştı. Taşradaki medreselerin islahının zaman alacağı ise baştan belliydi. Ankara hükümetlerinin ve Meclis'in devraldığı veya bir şekilde kendi tarafına düşen medreseler, I. Cihan Harbi'nin, Mütareke'nin, işgallerin, Milli Mücadele şartlarının getirdiği bütün olumsuzluklara, insan unsuru kayıplarına ve imkânsızlıklara rağmen "yenilenmiş/yenilenmekte olan" bir halet-i ruhiye içinde idi. Ayrıca Anadolu ulema ve meşayihi Milli Mücadele'yi desteklemiş, kendi bölgelerinde dağınık ve zayıf kuvvet- leri organize etmiş, bu sayede Birinci Meclis'te haklı ve tabii olarak en kalabalık grubu meydana getirmişti. Onların medreselere ihtimam göster- mesi beklenebilecek bir şeydi.

Fakat eldeki bilgi ve teşebbüslerden yola çıkarak medreselere ihtimam göstermenin sadece ulema ve meşayi- hin değil nerede ise bütün Meclis'in arzusu olduğu söylenebilir. Milli Mücadele devam ederken Meclis'in, onun bir parçası olarak Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin Anadolu medre- selerini ihya etmek için gösterdiği çabalar ve 1914'te yapılan medre- se islahatına benzer, onun bir tür devamı sayılabilecek bir çalışmanın içine girmesi, nihayet 1922 yılın- da, savaşın içinde iyi hazırlanmış "Medâris-i İlmiye Nizamnamesi"ni çıkarması ve hemen bunun gerek- tirdiği teşebbüslerde bulunması bu açıdan anlamlıdır. Nizamnamenin Esbab-1 Mûcibe Layihasi (gerekçesi) kısmında geçen aşağıdaki ifadeler durum tasviri ve ihtiyaçlar üzerinden yapılması gerekenleri zaruri ve âcil olarak sunmaktadır:

"Vukubulan müracaat-ı mütevâ- liyeden anlaşıldığına nazaran Anadolu'nun birçok mahallerin- de eimme fikdanından [imam yokluğundan] şikâyetle an-cama- atin eda-yı salavat-1 mefrûza edile- memekte [cemaatle farz namazları kılınamamakta] ve hatta cenazeler gasl ve tekfin edilmeksizin defn olunmakta olduğu ve mesâil-i zaruriye-i şeriyelerini halledecek [dinî sorularını ve meselelerini cevaplayacak ve çözecek] bir âlim bulunmadığı kemâl-i teessürle be- yan edilmekte ve şu suretle beliy- ye-i cehl taammüm ederek [cehalet belası yaygınlaşarak] esasât-ı diniye ve camia-i ictimaiyemizin Huda Medreselerin ıslahı meselesi Sultan Abdülhamid tahttan uzaklaştırıldıktan sonra İtti- hat ve Terakki çevrelerinin gayretleriyle gündeme gelmiş ve ilk teşebbüs ve metinlerini 1909'da göreceğimiz çalışma lar 1914 yılında meyvelerini vermiştir.

Bu ve benzeri çabalar Cumhuriyet'i kuran kadronun Birinci Meclis'i feshederek 1923-1924 sonrasında peş peşe gündeme taşıyacağı ve Mec- lis'e, halka dayatacağı, nerede ise tamamı din merkezli inkılapların ne kadarının önceden düşünülmüş ama uygun zamanı gözetilmiş, ne kadarının ise Lozan sonrası süreçte mecburen, doğrudan veya dolaylı dış baskılarla yapıldığı sorularını tekrar müzakereyi gerektirecektir. 1919- 1923 yılları Ankara tecrübesinden, Erken Cumhuriyet devrinden diğer inkılaplar gibi, medreselerin kapatıl- masıyla neticelenen Tevhid-i Tedri- sat'ın, bir buçuk yıl sonra tekkelerin seddinin çıkabileceğini beklemek ve düşünmek muhtemelen aşırı yoruma girecek veya inkılapları "millileştir- mek" çabasına dönüşecektir. Benim kanaatime göre kurucu kadro böyle düşüncelere, bu derecelerde sahip değillerdi. Bunları, daha doğrusu bu hallerini kucaklarında buldular. Ha- zırlıksızlıkları, alelacele ("ivedilikle") hareket etmeleri de bundandı.

Ayrıca Tevhid-i Tedrisat adının işaret ettiği üzere çatallaşmış, birdiğeriyle mesafeli ve farklı kafalar yetiştiren eğitimi birleştirmedi, on-on beş yıl öncesinden tartışılmaya başlanan bu başlığı kullanarak eğitimin büyük bir kanadını bütünüyle budadı, Türk eği tim sistemini hâlâ telafi edilemeyecek ölçüde fakirleştirdi, seyreltti, zaafa uğrattı, Türkiye'yi taşıyamayacak hale getirdi. Dahası din eğitimini, dinî müesseseleri, din kültürünü de üslubunu da bugün herkesin farklı zaviyelerden tenkit ettiği hale soktu.

Bir vesikanın ilaveten anlat- tıkları...

Aşağıdaki tarihsiz metin Ankara'nın medrese islahatı arayışlarına para- lel olarak, 1922 yılında, 27 Nisan-9 Temmuz ve 12 Temmuz-26 Ekim tarihleri arasında Büyük Millet Mec- lisi hükümetlerinde iki defa Şeriye ve Evkaf Vekilliği yapmış olan müderris, Eskişehir mebusu Abdullah Azmi Torun'un (1869-1937) imzasıyla müftülüklere ve müderrislere gön- derilmiş bir tamimdir. (Tamamen Ankara'ya mahsus bir tecrübe olan Şeriye ve Evkaf Vekâleti -Bakanlığı- şeyhülislamlık kurumunun Anadolu kabinelerindeki gölgesi veya devamı gibidir. 3 Mayıs 1920 tarihinden 3 Mart 1924 tarihine kadar bütün dini kurumlar, bu arada medreseler ve tekkeler ile vakıflar ona bağlıdır. İstanbul kabinelerinde şeyhülislam- lık için olduğu gibi Ankara kabine listelerinde resmen ilk isim olarak yer alması da kendisine verilen -verilmek zorunda kalınan- önemin ve statü- nün derecesini gösteriyor. Bakanlık yapan dört kişi de medreseli ve Milli Mücadele kahramanıdır. Meclis'te Şeriye Encümeni -Komisyonu- var ve bütün kanunları şerî açıdan müzake- re ediyor.)

Belge tarihsiz ama Abdullah Azmi Efendi'nin bakanlık dönemini bildi- ğimiz için 1922 Mayıs-Kasım ayları arasında yazılıp gönderildiği kesinlik kazanıyor. Milli Mücadele'nin en yoğun ve kritik ayları...

Bakın bakalım, Ankara'da bir buçuk yıl sonra kapatılacak bir medrese ha- vası var mı? Yahut aynı gün Şeriye ve Evkaf Vekâleti'nin lağvedilip Diyanet İşleri Başkanlığı gibi ona göre her ba- kımdan zayıf, nevzuhur bir kurumun kurulabileceğine dair bir hava, bir rüzgâr esiyor mu?...

Bütün müftilere ve müderrislere tamim 

Bismillahirrahmanirrahîm

Edvar-1 sâbıkanın an-kasdin yahut kasda makrûn olmayarak ihmal ve lâkaydîsi yüzünden münkarız olan medâris-i ilmiyenin her tarafta yeni- den ihya ve küşadı hakkında Büyük Millet Meclisi'nin kabul eylediği ka- nunun neşri üzerine birçok yerlerde medreseler küşadına başlandı. Bazı müftiler bu hususta büyük himmet ve faaliyetler göstererek tesis eyledikleri medreselerin hayatını temin edecek tedâbire tevessül ettiler ve bu hususta şayan-ı şükran muvaffakiyetler elde ettiler. Bazı müftiler ise maa't-teessüf meseleyi layık olduğu ehemmiyetle telakki edemediler; memlekette hâlî ve muattal kalmış birçok medreseler olduğu ve Müslüman olan halkımızın medreselere karşı büyük bir mahab- bet ve merbutiyetleri bulunduğu hal- de biraz hareket gösterip bir medrese tesisine bile muvaffak olamadılar. Bazıları da şöyle böyle bir medrese küşadına muvaffak olduysa da onu yaşatmak ve ileriletmek için lazım ge- len esbâbın teminini hiç düşünmeğe bile lüzum görmediler. Yalnız Şeriye Vekâleti'ne uzun tahriratlar yazarak tahsisat istemekle vazifelerinin hitam bulduğunu zannettiler.

Medresenin hayatını temin için acaba biraz uğraşıp çabalansa, hususi teşeb- büslerde bulunulsa, gerek halkın mu- avenetine müracaat suretiyle olsun, gerek idare-i hususiyelerin bütçele- rine idhal suretiyle olsun, mümkün
Tamamen Ankara'ya mahsus bir tecrübe olan Şeriye ve Ev- kaf Vekâleti, şeyhülislâmlık kurumunun Anadolu kabine- lerindeki gölgesi veya devamı gibidir. 3 Mart 1924 tarihine kadar bütün dinî kurumlar, medreseler ve tekkeler ile va- kıflar ona bağlıdır.

mertebe bir karşılık tedariki için ça lışılmış olsa muvaffakiyet hasıl olmaz mı? Her şeyi Şeriye Vekâleti'nden, hükümetten mi beklemek lazımdır?

Bu hususta bazı müftilerin göster- dikleri dirayet ve faaliyet hakikaten şayan-ı takdirdir. Şeriye Vekâleti ister ki bütün müftiler böyle memleke- tin ihtiyacını, zamanın nezaketini takdir edecek bir dirayet ve reviyyet göstersinler. Bu hususta misal olmak üzre Erzurum müftisi Mehmet Sadık Efendi ile Yozgat müftisi Mehmet Hulusi Efendi'nin mesai-i dindarâ- neleri bilhassa şayan-ı tezkârdır. Mehmet Sadık Efendi, Erzurum vilayetinde dokuz medrese tesis ve küşad ederek burada istihdam edece- ği müderrislerin kadrosunu yapmış ve iktiza eden üç yüz yirmi bin dört yüz kuruşu Erzurum Meclis-i Umu- misi'ne kabul ve idare-i hususiyenin [13]38 senesi bütçesine idhal ettirme- ye muvaffak olmuştur.
Yozgat müftisi Mehmet Hulusi Efendi de Yozgat'ta ihya ve küşâd edilen Medrese-i İlmiye için liva müvaze- ne-i hususiyesinden [13]37 senesine mahsus olmak üzre yüz bin, [13]38 senesi için de 232200 kuruş tahsi- sat alarak hem medresenin imar ve ıslahına, hem de ders okutan müder- rislere her saatine mukabil 75 kuruş da kanaat etmeyerek ayrıca bir de üç vermeye muvaffak oluyor. Bununla sınıflı Eimme Şubesi küşâd ve bunun için de yine liva müvazene-i hususi-
yesinden 34050 kuruş tahsisat almaya muvaffak oluyor.

Burada Erzurum ve Yozgat müfti- leriyle Meclis-i Umumi azalarının şu teşebbüs-i dindarâneleri kemâl-i menn ü şükran ile tebcil ve takdir olunur. Fakat bu müftiler idare-i hususiye bütçelerine medrese için iki üç yüz bin kuruş koydurmaya mu- vaffak oldukları halde diğer müftiler neden bir teşebbüste bulunmadılar? Medreselere karşı büyük bir mahab- bet ve merbutiyet perverde ettiğine şüphe olmayan her taraftaki mecâlis-i umumiye azaları müftiler tarafından vukubulacak böyle bir teklifleri acaba red mi ederdi? Yoksa hüsn-i suretle mi karşılardı?

Elhasıl görülüyor ki bazı müfti ve müderris efendiler zamanın icabâtını idrak ederek lazım gelen eser-i hayat u faaliyeti göstermediler. Halbuki bu- gün dine, ümmete hizmet hususunda geceyi gündüze katarak çalışmak icab eder. Her tarafta medreseler çökmüş, ilim ve irfan ocakları yıkılmış, köyler imamsız kalmış, halkın din hisleri gevşemiş, münkerât alabildiğine ile- rilemiş olduğu böyle bir zamanda en mühim vazife ulemaya terettüp ettiği gibi en mühim mesuliyet de onların omuzlarına yüklenmektedir. Halkı tarîk-i hak ve sırat-ı müstakimde yürütmek hususunda lazım gelen bil- cümle tedåbir-i diniye ve ictimaiyeyi düşünmek ve tatbik etmek memle- ketin en büyük irşad memurları olan müftilere müteveccih bir fariza-i diniyedir.

Her şehirde ve kasabada müftilik daireleri hakiki bir surette birer mer- kez-i dini olmalı ve en büyük ve en müsmir faaliyetleri, faaliyet-i diniye ve ictimaiyeyi bu dinî merkezler göstermelidir.

Medreselerin teâlîsi için çalışmak istenilirse daha birtakım menâbi'-i varidat bulmak mümkündür. Bugün İstibdal Kanunu mûcebince müs- teğna-anha olan evkaftan, hususiyle müteaddit medreseler olan yerlerde mühim istifadeler olunabilir. Bazı medreseler var ki kasabanın en şerefli bir noktasında olmak itibariyle birçok para, varidat getirebilir. Bu medreseler İstibdal Kanunu'na tevfi- kan ve mahalli İstibdal Komisyonları marifetiyle istibdal olunarak hepsi- nin varidatını ihtiyaca göre bir iki medreseye tahsis etmek ve bu suretle elde kalacak bir veya iki medresenin hayatını idame etmek mümkün olan yerlerde hiç durmayıp teşebbüsâtta bulunmalı ve bu suretle medârisi tev- hid etmelidir. Artık bir dakika bile tereddüt ve ataletle geçirilecek zaman değildir.

Onun için Şer'iye Vekâleti bu hususta bütün müftileri hareket ve faaliyete davet eder. İşbu tamim vasıl oldu- ğu zamandan itibaren nihayet bir ay zarfında her müfti kendi dairesi dahilinde (kasabada, nahiyede, köyde) ne kadar münkarız olmuş medrese bulunduğu, bunların vari- dat-1 vakfiyeleri olup olmadığı, varsa neden ibaret olduğu, bunlardan hal-i hazırda ne suretle istifade kâbil oldu- ğu, yeniden küşad edilen medâris-i ilmiyenin miktarı ve talebesi neden ibaret olduğu, elhasıl memleketinde medârisin mazisi, hal ve istikbali hakkında mufassal bir rapor yazıp Şer'iye Vekâleti'ne irsal edecektir. Bütün müfti ve müderris efendilere şunu da hatırlatmak isterim ki; bir zamanlar şaşaa-i kemâli giptafermâyı cihan ve bugün hayretlerle gördüğümüz Avrupa'daki ulûm ve fünûnun pekçoğuna masdar-1 irfan olan medreselerimizi yeniden ihya ve Müslümanlığı i̇'lâ etmek için medreselere hakkıyla talebe ola- cak kimseleri kaydetmek icap eder. Müslümanlığa hizmet maksadıyla değil, yalnız askerden kurtulmak maksadıyla medreseye girmek isteyen -kim olursa olsun-katiyyen reddo- lunmak lazımdır. Verese-i enbiyâ olmakla mübahi olan sınıf-1 ilmiye için askerliğin ne kadar kudsi bir va- zife olduğu düşünülürse, bu vazife-i mukaddeseden kaçmak isteyenleri medreseye kayıt değil, doğrudan doğruya mensup oldukları [askerlik] şubeler[in]e teslim etmek iktiza eder. Medrese, vazife-i mukaddeseden kaçanların ilticagâhı olmayıp ilim ve irfan ocağı olduğunu hatırlatmaya lü- zum görmem. Tahsilden maksat, dini ve vatanı i'lâya hasr-1 vücut etmek- tir. Muallimîn ve talebenin bugün hizmet-i fiiliyeden istisnası, İslâmın lazım-ı gayrımufariki olan ulûm ve fünûnun neşr u tamimi maksadına matuftur. Müstakil bir vatana sahip olmadıkça ferâiz-i diniyenin bir- çoklarını bile ifa edemeyeceğimizi hatırlarsak bugünkü mücahededen kaçmak isteyenleri hain-i din telakki etmemiz icabeder.

Elhasıl bütün medreselerde hatıra, gönüle bakılmayarak bihakkın tahsil meraklısı olup da din ve vatana hâdim olabilecek kimselerin kabu- lüne itina olunması lazımdır. Bunu, nizamnamenin beşinci maddesinde 
musarrah olduğu üzre Encümen-i İlmi Heyetleri taht-1 nezaret ve mu- rakabede bulunduracaklardır. Sevk-i menfaat veya herhangi bir tesir ile hilaf-1 nizam bir hal anlaşıldığı tak dirde buna cüret edenler -müderris, talebe herkim olursa olsun- hakkında tatbik edilecek cezanın pek şedid olacağını hatta İstiklâl Mahkemesi'ne kadar verileceklerini beyan eylerim.

Vatanı kurtarmak ve yükseltmek için çalışanları Cenabı Hak muvaffak buyursun. Âmin.

Umûr-i Şeriye ve Evkaf Vekili

Abdullah Azmi (imza)

Dipnotlar:

1. Konu hakkında daha mufassal okumalar yapmak isteyenler benim şu çalışmalarıma bakabilir: İslamcıların Siyasi Görüşleri 1-Hilafet ve Meşrutiyet, genişletilmiş 2. bs., İstanbul, Dergah Yay., 2001, s. 60-78, 128-40; "Ulema-Siyaset İlişkilerine Dair Önemli Bir Metin: Muhalefet Yapmak/Muhalefete Katılmak", Divan, sayı: 4, 1998, s. 1-25; "Ulema-Si- yaset İlişkilerine Dair Metinler-II: Ey Ulema! Bizim Gibi Konuş!", Divan, sayı: 7, 2000, s. 65-134. 2. Talebe ve meslektaşlarım Arzu Güldöşüren, Zeynep Altuntaş ve Ali Adem Yörük'le beraber medrese islahatı süreçlerinin bütün metinlerini tahlilleri ve biyografileriyle birlikte neşre hazırlama çalışma larımız devam ediyor. Bu çabaların ve metinlerin tamamı Cumhuriyet devrine intikal eden medresele- rin durumu ve kapasitesi hakkında da mevcut eksik bilgi ve kanaatleri tashih etmeyi gerektirecek veriler sunacaktır.
3. Umur-1 Şeriye ve Evkaf Vekaleti Tedrisat Müdiriyet-i Umumiyesi, Medaris-i İlmiye Nizamnamesi, İstan bul, Evkaf-1 Islamiye Matbaası, 1338-1341 [1922].
37 s.
4. Ekmeleddin Ihsanoğlu'nun babası İhsan Efendi Yozgat'ta, bu tamimin gönderildiği 1922 yılında medrese tahsiline başlıyor ve Kahire'ye intikal ettik- ten sonra da yazışacağı müftü Mehmet Hulusi Efen- di'den ders okuyor. Bu bakımdan İhsanoğlu'nun, babasının o yıllara ait notlarından ve arkadaşlarının anlatımlarından da istifade ederek yazdığı fasil tamimin Yozgat kısmıyla daha bir anlam kazanıyor. bk. E. İhsanoğlu, Yozgatlı İhsan Efendi, İstanbul," Doğan Kitap Yay, 2018, s. 44-69.
5. Istibdal, bir vakıf malının başka bir mülk veya malla değiştirilmesi manasına gelir.
6. Medaris-i İlmiye Nizamnamesinin esbab-ı mücibe (gerekçe) kısmında Encümen-i İlmi'ler eliyle medre- selerin nasıl yönetileceği ve müşterek sorumlulukla- ra işaret eden paragrafi şöyledir:
"Medaris-i İlmiye gerek teşkilat, gerek tedrisat itibariyle medaris-i atikadan [kadim medreselerden] farklı olduğu için eskiden olduğu gibi her medreseyi büsbütün bir zatın uhdesine tevdi etmek muvafik olamayacağından müftilerin riyaseti tahtında Evkaf memuruyla ulema-yı mahalliyeden müntehab [seçilmiş) zevattan mürekkep 'Encümen-i İlmi-ler tarafından idaresi tensib edilmiştir. Her mahaldeki medrese hakkında o mahallin ulemasını alakadar etmek ve o medresenin terakki ve tekamülü husu- sunda cümlesinin mesai-i meşkûrelerini inzimam ettirmek [eklemek] pek musib [isabetli] bir tedbir olacağı kanaatindeyiz" (s. 4).
7. Cumhuriyet Arşivi, Nu. 51-0-0-0/2-1-13. Belgeden bizi haberdar eden Rabia K. Gündoğdu'ya müte- şekkirim.

Kaynak: Derin Tarih Dergisi