Mahmut Osmanoğlu
Rohingya olarak bilinen Arakanlı Müslümanlar 25 Ağustos 2017 sonrasında yeni bir ‘etnik temizlik’ hamlesine maruz kaldılar. Myanmar rejimi, güvenlik güçlerine saldırı yapıldığını iddia ediyordu ve güya o saldırıya katliamla karşılık veriyordu. Ancak saldırı bahanesi ile gerçekte hem soykırım yapılıyor ve hem de Rohingya vatansızlaştırılıyordu.
Bangladeşli yetkililere göre üç bin, bölgeyi yakından ve kendi kaynaklarından izleyen Avrupa Rohingya Konseyine göre ise beş bin, ihtiyar, kadın, çocuk ve hatta bebek katledildi. Kısa bir süre önce görüştüğümüz Avrupa Rohingya Konseyi başkanı, sayının on bine kadar çıkabileceği endişesini taşıyor. Bağımsız bir kurul tarafından bir soruşturma yapılabilirse insanlık dışı başka ne tür cinayetlerin işlendiğini öğrenebileceğiz.
Öldürülenler yanında Bangladeş’e sığınanlar var. Sayıları dört yüz bini aşmış durumda. Bir de daha da kötü durumda olan iç göç mağdurları var. Sayılarının iki yüz bine ulaştığı tahmin ediliyor. Sığınmacı akını halen devam ediyor, sayı yükseliyor.
Myanmar rejimi aynı şekilde güvenlik güçlerine saldırı iddiasıyla Ekim 2016’da aynı şekilde ‘etnik temizliğe’ girişmiş, yetmiş bine yakın Arakanlı Müslüman yine Bangladeş’e sığınmak zorunda bırakılmıştı. Helikopterlerle Arakan Müslümanlarının köyleri bombalanmış ve yakılmıştı.
BM insan Hakları Yüksek Komiserliği Bürosunun 3 Şubat 2016’da hazırladığı rapor, Arakan Müslümanlarının dramını gözler önüne seriyor. Aşağıda verdiğim linkten rapora ulaşılabilir ve Myanmar’da olan biten insanlık dışı uygulamaları anlamak için önemli bir belgedir.
http://www.ohchr.org/Documents/Countries/MM/şashReport3Feb2017.pdf
Raporun sonuç bölümünden biraz alıntı yapacak olursak:
Ekim 2016’da Myanmarın Rakhine eyaletinden kaçıp Bangladeş’e sığınan Rohingyalarla yapılan görüşmelerde toplanan bilgilere göre “Myanmar güvenlik güçleri yaygın yargısız infazlar, keyfi ateş açmalar ve tutuklamalar, zorla alıkoymalar, tecavüz, toplu tecavüzler ve diğer cinsel şiddet, işkence, mülkiyeti yağmalama, gasp etme, yakıp yıkma, dini ayrım ve zulümlere başvurdu.”
Dışarı ile irtibatı kesilmiş bölgelerde ordu ve güvenlik güçleri, uluslararası insan haklarını özellikle de Rohingyaların hayat hakkını hiçe sayarak “bebekler, çocuk, kadın ve yaşlıların öldürülmesi, kaçmakta olan insanlara ateş açılması, köylerin tamamen yakılması, toplu tutuklamalara gidilmesi, yaygın ve sistematik tecavüz, cinsel şiddete başvurulması, gıda ve gıda kaynaklarının kasıtlı olarak yok edilmesi” gibi insanlık dışı cinayetler işlemiştir.
“Üç bağımsız kaynaktan alınan analizler açıkça göstermektedir ki 9 Ekim’de (2016) üç kontrol noktasına yapılan saldırılara kimin bulaştığını araştırmak yerine güvenlik güçleri kasıtlı olarak tüm Rohingya toplumunu hedef almıştır. ‘Bölge Temizleme Operasyonları’ muhtemelen yüzlerce kişinin ölümüne, 66.000 kişinin Bangladeş’e kaçmasına ve 22.000 kişinin iç göçmen durumuna düşmesine neden olmuştur”
“Tatmadawın (Myanmar Ordusu) 9 Ekim’den bu tarafa uyguladığı “önceden hesaplanmış terör politikası” izole, (tek başına) bir hadise değildir.”
“Bir etnik ya da dini gruba mensup kişilerin, işkence, keyfi gözaltılar, tecavüz ve cinsel şiddet, evlerin ve ibadet yerlerinin yıkılması neticesinde zorla yer ve yurtlarından edilmesi, diğer bağlamda etnik temizlik olarak tanımlanmaktadır.”
BM raporunda yukarıda birkaç alıntı ile değindiğimiz raporda BM Myanmar rejiminin 9 Ekim 2017 sonrası Arakan Müslümanlarına yönelik ‘daha önceden eşi benzeri görülmemiş’ şiddeti ‘etnik temizleme’ olarak nitelemektedir.
Dünyanın gözü önünde Rohingyaların tabiri ile bir ‘yavaşlatılmış soykırım’ yapılıyor, BM’nin deyimi ile “dünyanın en fazla zulme uğramış topluluğu” üzerinde ‘etnik temizliğin kitabı’ yazılıyor. Aslında, 2016 Ekim ayında bir katliam ve sığınmacı akını, Ağustos 2017’de yeni ve daha büyük bir kıyım ve sığınmacı akınından bahsediyorsak Myanmar rejimi ve ordusu artık ‘yavaşlatılmış soykırımı’ hızlandırmış bulunuyor ve resmi en son rakamlara itibar edecek olursak ülkedeki 1,2 milyon Rohingya’dan artık geriye bir milyondan daha az kalmış bulunuyor. Arakan, Müslümanlardan tamamıyla arındırılmaya çalışılıyor.
Arakan meselesini anlayabilmek için biraz geriye gidip sorunun tarihi geçmişine göz atmamız daha sonra ise günümüz ve sorunun geleceğini değerlendirmemiz gerekiyor.
Tarihi Arka Plan
Birleşmiş Milletler tarafından “dünya üzerinde en fazla zulme uğramış azınlık” olarak nitelendirilmelerine rağmen son dönem hariç Arakan Müslümanları dünyanın ve de en önemlisi Müslüman dünyanın ilgisini fazla çekmedi. Bazı uluslararası güçler özellikle gözlerini kapamayı tercih ediyorlar.
Son iki yıldır Myanmar rejiminin işlediği vahşetler vesilesiyle Rohingya hem Türkiye ve hem de diğer Müslüman ülkelerin gündemine girdi. Oysaki bu insanlar on yıllardır on binlerle katlediliyorlar, yüz binlerle evlerini barklarını terke mecbur bırakılıyorlardı.
Etimolojik olarak Arapça merhamet kelimesi ile ilişkilendirilen ‘Rohingya’ Müslümanlarının bugün karşı karşıya oldukları katliamlar ve öz vatanlarında ‘yabancı’ kılındıkları süreci anlamak için oldukça ilginç tarihlerine de bir göz gezdirmek gerekiyor.
Tarihi kaynaklar Arakan’ın, tarihin çeşitli dönemlerinde bağımsız ve egemen bir monarşi olarak Hindu, Budist ve Müslümanlar tarafından yöneltildiğini kaydediyor.
Tarihi verilere göre, İslâm Arakan’a Müslüman tüccarlar vasıtasıyla 788 yılından önce ulaştı ve yerli halk gruplar halinde İslâm’ı kabul etmeye başladılar ve o tarihten sonra İslâm Arakan’da medeniyetin gelişmesinde önemli rol oynadı.
Arakan, aynı zamanda İslâm’ın bölgeye gelmesi ve yerleşmesinin en büyük etkenlerinden olan Arapların 9. ve 10. yüzyıl kaynaklarında Ceziretür Rahmi ya da Ceziretür Rahme yani Rahmet Adası olarak nitelendiriliyor.
Uzmanlar, Arakan Müslümanlarını niteleyen ‘Rohang’ kelimesinin ‘Rahme’nin zamanla bozulmuş hali olduğunu öne sürüyorlar.
Bölgedeki Müslümanların kökenleri ise yerli unsur Maghlar, denizden ticaret ve tebliğ amacıyla gelen Araplar, karadan siyasi, askeri amaçlarla bölgeye gelen ve yerleşen Hindistanlı, Moğol, Patan, Fars ve Türklerden oluşuyor.
Arakan Müslümanlarının en parlak devri, yaklaşık 350 yıl süren Mrauk-U Sultanlığı döneminde yaşandı. Bengal Sultanlığının desteği ve himayesi ile 1430’dan 1784 yılına kadar süren bu Arakan sultanlığında Müslümanlar, Budistlerle birlikte yüzyıllarca dostluk içerisinde yaşadılar ve ülkeyi yönettiler.
1203 yılında Bengal’in Müslümanlaşması sonrasında İslâm’ın Arakan’a etkisi fazlalaştı ve 1430 yılından itibaren Müslüman bir tabi devlet oluşturmaya kadar ulaştı. Bölgenin yerli unsurları Maghlar 15. yüzyılda İslâm’ı benimsemeye başladılar ve 1430-1530 yılları arasında Arakan, Müslüman Bengalin himayesi altına girdi.
Arakan’daki Müslümanların yönetimi ve etkisi 1784 yılında Burmalılar tarafından işgal edilene kadar 350 yıl sürdü.
Bundan sonra Arakan Müslümanları, üç kırılma noktası yaşadılar.
Bunlardan birincisi 1784’de başlayan Burma işgali idi. Burmalıların işgali ile birlikte Müslüman Rohingyaların yüzyıllar sürecek çileli imtihanları başladı.
40 yıl süren işgal esnasında Müslümanlar, kitleler halinde Bengal tarafına göç etmek zorunda bırakıldılar.
İkinci kırılma noktası ise ingiliz sömürge yönetimi oldu.
Burmalılar ardından gelen ve 1824 tarihinden 1948 yılına kadar süren İngiliz sömürge yönetimi de farklı değildi. İngilizler, Hint Alt Kıtasında Müslümanlara uyguladıkları politikanın aynısını Arakan’da da uyguladılar: Müslümanları hükümetten, eğitimden uzak tuttular. Müslümanlar kasıtlı olarak geri bırakıldı.
İngilizlerin Arakan’a vurduğu en büyük darbe ise, Burma’nın, İngiliz Hindistan’ından ayrılması esnasında Arakan’ın 1937 yılında İngiliz Burmasına katılması oldu.
Oysa Arakan, İngilizlerin bölgeyi terk etmesi esnasında Doğu Pakistan’ın bir parçası olabilir ve bütün bu mezalimi yaşamak zorunda bırakılmayabilirdi.
Dolayısıyla, Arakanda bugün yaşananları büyük oranda İngilizlerin kirli mirasının bir uzantısı olarak da görmek mümkündür.
Rohingya Müslümanları bağlamında üçüncü kırılma noktası ise Burma’nın bağımsızlığını kazanması oldu.
1948 yılında bağımsızlığını kazanan Burma içerisinde bir eyalet statüsü kazanan Arakanlı Müslümanlara karşı bu dönemde baskılar, katliamlar arttı, Rohingya’nın büyük imtihanı başladı.
Burmanın bağımsızlığını kazanmadan kısa süre önce başlayan baskılar, katliamlar, sürgünler hala devam ediyor. Büyük bir demograşk erozyon yaşayan Burmalı Müslümanlar ana yurtlarında ‘azınlık’ ve ‘yabancı’ konumuna düşürüldüler. Vatansızlaştılar.
Arakanlı Müslümanlar; 1942, 1947, 1954, 1978 yıllarında büyük kıyımlar yaşadılar, on binlercesi öldürüldü, yüz binlercesi göç etmek durumunda kaldı.
2012 yılı ile birlikte sanki yeni bir dönem başladı ve ‘yavaşlatılmış soykırım’ hız kazandı. 2012, 2016 ve en son geçtiğimiz Ağustos ayının 25’inde Arakanlı Müslümanlar kendi deyimleri ile “dedelerinden kötü şeyler gördüklerini duymuşlardı ama şu an en kötüyü” yaşıyorlardı.
Mevcut Durum
Nobel ödüllü Myanmar devleti başdanışmanı ve dışişleri bakanı Aung San Suu Kyi tara- fından BM eski genel sekreteri Koş Annan’a kurdurulan “danışma Komisyonu” 24 Ağus- tos 2017 de bir yıl önce başladığı çalışmalarını tamamladı ve Myanmar hükümetine tavsiyelerini bir açıklama ile duyurdu.
http://www.rakhinecommission.org/app/uploads/2017/08/ş- nalReport_Eng.pdf
Açıklamada “mevcut sorunlar hızlı bir şekilde çözülmezse iki toplum arasında- ki (Rakhine eyaletindeki Müslümanlar ve Budistler) radikalleşmenin gerçek bir risk” oluşturduğu bilgisi verildi.
Annan, Aung San Suu Kyi ve hükümet liderlerinin komisyonun bulgularını ve tavsiyelerini dikkate alacakları sözü verdiklerini duyurdu ve Rakine politikalarını koordine etmek ve komisyonun tavsiyelerinin uygulandığını temin edebilmek için bir bakan tayin edilmesini önerdi.
Annan raporu aslında sorunu detayları ile ele alıyor ve mevcut problemlerin çözümü için 88 tavsiyede bulunuyor.
Ancak, Annan raporunun yayınlandığı günün ertesi günü yani 25 Ağustos 2017’de Rakine eyaletinde Myanmar güvenlik güçlerine saldırıldığı iddiaları yer aldı ve sivil halka yönelik Myanmar ordusu ve radikal Budist topluluklar yeni bir etnik temizliğe başladı. Neticesinde Avrupa Rohingya Konseyi verilerine göre 5 ila 10 bin civarında Rohingya katledilirken 220 binini çocukların oluşturduğu 400 binden fazla Müslüman Bangladeş’e sığınmak durumunda kaldı. Sığınmacılar halen de akın ediyorlar.
Arakanlı Müslümanlar lehine Annan raporu ile birlikte yeni ufuklar açılacak iken, 9 Ekim 2016 saldırıları sonrası ismini duyuran Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusunun (ARSA) üstlendiği 25 Ağustos 2017 saldırılarının zamanlaması manidar gözüküyor.
Son katliamlarla birlikte, tam manasıyla olmasa da dünya üzerinde bir Rohingya bilinci oluşması bu dramın olumlu yönü olsa da Müslüman dünya, bölge ülkeleri ve uluslararası kuruluşların yapması gereken önemli işler var.
Türkiye’nin özellikle de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gündeme getirmesi ve devlet başkanları ve hükümetler düzeyinde temaslarda bulunması, Sn. Emine Erdoğan’ın, dışişleri bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun bizzat sığınmacı kamplarına gidip sığınmacılarla görüşmesi, Türkiye’nin binlerce ton yardımı, hem sığınmacı kamplarına ve hem de Myanmar içindeki mağdurlara göndermesi, dünya üzerinde büyük bir etki oluşturdu. Hükümetler, STKlar ve halklar bazında hareketlenmeler oldu ve devam da ediyor.
Ancak sorunu kökünden çözmek için iki ayaklı bir politika gütmek kaçınılmaz gözüküyor.
Bu iki ayaktan birisi ve asıl tarafını Myanmar devleti ve içerideki ‘devletsiz’ Müslümanlar oluşturuyor. Bu süreç işin zor ve vakit isteyen boyutudur. Diğer ayak ise sığınmacıların oluşturduğu insani durumdur.
Sorunun Myanmar ayağı ile ilgili diplomasi ve yumuşak güç kullanımı öne çıkmaktadır.
Geride kalanların güvenliği, sığınmacı durumuna düşenlerin geri getirilmesi için çaba gösterilmelidir. Myanmar hükümetini dışlamak yerine diplomasi enstrümanlarını kullanarak irtibat kapısı sürekli açık bulundurulmalıdır. Myanmar Hükümeti ve ordunun tavrını değiştirecek baskı enstrümanlarının devreye sokulması, kalanların güvenliğinin sağlanması için konu uluslararası plana çekilmelidir.
Neticede sorun içeride çözülecek ise Myanmar Hükümeti ile anlaşılarak ve ikna edilerek çözülecektir. Bu yüzden Sn. Cumhurbaşkanın Myanmarlı lider Aung San Suu Kyi ile görüşmesi oldukça önemlidir, asıl muhataba ulaşmaktır. Bu yüzden TiKA’nın içeride yardım edebilmesinin önü açılmıştır.
Bu noktada başka bir önemli konu ise oradaki sivil siyasetin elinin güçlendirilmesinin gereğidir. Seçimleri kazanmış olsa da iktidar partisi muktedir değildir. Siyasetin zorda kalması, ordunun elini güçlendirecektir ve zaten ordu da bunu istemektedir. Arakan Müslümanlarının oradaki bekasını temin etme ve haklarını elde etmelerinin yolu hükümetten geçmektedir. Yoksa yakın ve orta erimde 25 Ağustos benzeri bir iki katliam sonucunda Arakanda bir tek Müslüman dahi kalmayacaktır. Dolayısıyla, hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve kanaat önderleri, Myanmar hükümetine bir taraftan bu yönde baskılarını artırırken diğer yandan, Endonezya örneğinde olduğu gibi, diyalog içerisine de girmelidirler.
İçerideki Müslümanlarla ilgili başka bir boyut ise Koş Annan raporunda da değinilen iç göçmen durumuna düşmüş Arakanlılardır. Yine onların da kendi yurtlarında göçmen gibi yaşamalarının önüne geçilmeli ve evlerine barklarına dönüş yolunu açacak çabalar gösterilmelidir.
Myanmar hükümeti ile sorunun üzerine gidebilmek için Annan komisyonu tavsiyeleri bir temel oluşturabilir ve Annan’a göre Aung San Suu Kyi başta diğer sivil liderler tavsiyeleri uygulama sözü vermişlerdir. Tavsiyelerin uygulanması, oradaki Müslümanlara büyük oranda rahatlama sağlayacaktır.
Myanmar’ın içi ile ilgili başlatılacak başka bir inisiyatif ise meseleyi din düzlemine çekmeden, genel kurmay başkanı ve radikal Budistlerin liderleri gibi asıl suçluları deşifre etmek ve uluslararası düzlemde cezalandırılabilmelerinin peşine düşmektir.
Meselenin diğer ayağında ise sığınmacılar vardır. Burada ise sürdürülebilir insani yardım ve Arakan Müslümanları ile uzun süreli dayanışma devreye girecektir. Ortada ülkelerinden sürülmüş bir buçuk milyondan fazla Rohingya vardır.
Bir kısmı nesillerdir kıt imkânlar içerisinde kamplarda yaşamaktaydı. Bir kısmı ise yeni sığınmacı konumuna düştü ve en temel hayat ihtiyaçlarından mahrumlar. Öncelikle bu sığınmacıların rehabilite edilmeleri ve insani yaşam şartlarına kavuşmaları gerekiyor. Çünkü ne kadar sığınmacı kamplarında kalacakları belli değil.
Ülkesinin kapılarını açarak yüzbinlerce sığınmacıyı kucaklayan Bangladeş gibi ülkelerin yükünün paylaşılması kısa, orta ve uzun erimli insani yardım planlaması ile mümkündür ve insani yardımlar sürdürülebilir hale getirilmelidir. Gıda, sağlık ve eğitim gibi ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yardımlar da zorunludur. ihtiyacı olan ülkeler istihdam imkânları da oluşturabilirler.
Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar tecrübesinden hareketle bu yardım faaliyetlerinin milyarlarca doları bulabileceğinden hareketle insani yardımların sürdürülebilir olması ve mümkün olduğunca fazla ülkenin yükü paylaşması önemlidir.
Meselenin çözümü ile ilgili tartışmalar, mutlaka ülkeden kaçarak sığınmacı durumuna düşmüş Arakan Müslümanlarının geri dönüşünü içermelidir.
Sonuç Olarak
Arakan’da büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. Sorunun kökeninde etnik-dini husumetler, tarihi hesaplaşmalar var gibi gözükse de sorunun siyasi, ekonomik, askeri ve stratejik boyutları da var; Myanmar’ın liberalleşmesi ve dışa açılması var, yeni uygulayacağı kalkınma programları var. ‘Yavaşlatılmış soykırımın’ son iki yılda hızlandırılması, adeta birilerinin acelesi olduğu izlenimi veriyor. Bölgenin tabi kaynaklar açısından zengin olduğu, stratejik bir konuma sahip olduğu somut bilgileri de var. Rohingya Avrupa Konseyi Başkanı “Myanmar, Çin ve Hindistan gibi bölgede büyük menfaati olan ülkelerden teminat almış olmasa bu derece pervasızca davranamazdı” diyor.
Arakan Müslümanları son iki yılda iki büyük travma yaşamış olmasına rağmen gelinen noktada bazı olumlu boyutları da görmezden gelemeyiz. 9 Ekim 2016 ve 25 Ağustos 2017 tarihlerinde yaşanan insanlık dramı, Rohingya açısından benzersiz olsa da Müslüman ülkeler başta dünyanın bu zalimliğe tepkisi de daha önceden görülmemiş düzeyde oldu. Uluslararası bir Rohingya bilinci oluşmaya başladı. BM Aung San Suu Kyi, BM Genel Kuruluna gi- demiyorsa bu baskılar yüzünden gidemiyor. Sorun BMGK’ya taşındı ve tartışılacak. Önemli kararlar çıkabilir, Rohingya sorununun tüm dünyanın gündemine taşınması, Myanmar hükümeti üzerindeki baskıların daha da artmasına neden olacaktır.
Neticede, dünya çapında bir Rohingya bilinci oluşmaya başlamışken Rohingya meselesine köklü çözüm için çabalar diplomasi ve insani yardım boyutlarıyla sürmeli, uluslararası kuruluşlar devreye sokulmalı, tüm dünyada protestolar devam ettirilmeli ve bu insanlık ayıbı gündemden düşürülmemelidir.
Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi (Ekim-Kasım Aralık 2017 2.sayısı)