İsrail hükümeti, Kudüs’ün kuzeyinde bulunan Nebi Samuel Mescidi ve çevresindeki yaklaşık 110 dönümlük araziye “kamulaştırma” gerekçesiyle el koydu. Müslüman vakıflarının yönetiminde bulunan bölgeye yönelik kararın, İsrail’in Kudüs’te yürüttüğü ilhak ve Yahudileştirme politikalarının yeni bir adımı olduğu değerlendiriliyor.
Müslümanlar ve Hristiyanlar tarafından kutsal kabul edilen Nebi Samuel Mescidi’nde Hz. Samuel’in medfun olduğuna inanılıyor. İsrail’in son adımıyla birlikte bölgenin kontrolünü genişletmeyi hedeflediği belirtiliyor.
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben-Gvir’in de göreve geldiği 2022 yılından bu yana Yahudi yerleşimcilerle birlikte Kudüs’te çeşitli dini mekanlara baskınlar düzenlediği, Nebi Samuel Mescidi ve çevresinin de bu bölgeler arasında yer aldığı ifade ediliyor.
MESCİD-İ AKSA PLANIYLA İLİŞKİLENDİRİLİYOR
İsrail’in son dönemde Mescid-i Aksa’nın statüsünü “çok dinli turistik bölge” olarak değiştirmeyi hedefleyen planlar üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. Nebi Samuel Mescidi’nde atılan adımın da bu planın bir provası niteliğinde olduğu değerlendiriliyor.
Bölgenin uzun süredir İsrail tarafından “arkeolojik alan” ve “kamu yararı” gerekçeleriyle hedef alındığı belirtiliyor. İsrail makamları, Nebi Samuel bölgesinin Yahudilere ait olduğu iddiasıyla 1990 yılından bu yana arkeolojik kazılar yürütüyor.
“35 YILDIR İDDİAYI DESTEKLEYEN KALINTI BULUNAMADI”
Uzmanlar, yaklaşık 35 yıldır sürdürülen kazılarda bölgenin Yahudi tarihine ait olduğu yönündeki iddiaları destekleyecek herhangi bir kalıntının ortaya çıkarılamadığına dikkat çekiyor.
Kazılarda Eyyubi ve Memlük dönemlerine ait Müslüman eserleri ve tarihi kalıntıların bulunduğu, ancak Yahudi anlatısını destekleyen bulgulara ulaşılamadığı ifade ediliyor.
Müslümanlar, Mescid-i Aksa’nın kuzeyinde bulunan Nebi Samuel Mescidi’nde Samuel Peygamber’in medfun olduğuna inanıyor. Bölgedeki tarihi imar faaliyetlerinin de geçmiş Müslüman devletler tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor.
FİLİSTİN DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN TEPKİ
Filistin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İsrail’in “kamu yararı” ve “arkeolojik alan” söylemlerini Filistin topraklarına el koymayı meşrulaştırmak amacıyla kullandığı ifade edildi.
Açıklamada, söz konusu uygulamaların uluslararası hukuka aykırı olduğu belirtilerek, kararın Kudüs’ü Filistin çevresinden koparmayı, kentin coğrafi ve demografik yapısını değiştirmeyi ve Filistin kimliğini hedef almayı amaçlayan sistematik politikaların parçası olduğu kaydedildi.
Kararın “idari işlem” ya da “kalkınma projesi” değil, “güç kullanılarak gerçekleştirilen yasa dışı toprak gaspı” olduğu ifade edilen açıklamada, uygulamanın Birleşmiş Milletler Şartı ile uluslararası hukuk ve kararların ihlali anlamına geldiği belirtildi.
HAREM-İ İBRAHİM CAMİİ İÇİN DE BENZER UYARI
Middle East Eye’a değerlendirmelerde bulunan Kudüs Uzmanı Halil Tüfekçi, İsrail’in Nebi Samuel Mescidi’nde 1990 yılından bu yana kademeli bir süreç yürüttüğünü söyledi.
Tüfekçi, zaman içinde Müslümanların ibadet alanlarının daraltıldığını ve son aşamada bölgeye el konulduğunu belirtti. Benzer bir sürecin El-Halil’de bulunan Harem-i İbrahim Camii’nde de yaşandığını ifade eden Tüfekçi, Yahudi yerleşimcilerin baskınlarının ve Filistinlilere yönelik kısıtlamaların artırıldığını kaydetti.
İsrail hükümetinin Kurban Bayramı’nın birinci gününde Mescid-i Aksa’da bayram namazına sınırlı izin verdiği, Harem-i İbrahim Camii’nde ise ciddi kısıtlamalar uyguladığı belirtildi. Kısıtlamalar nedeniyle bayram namazına katılımın normal seviyenin yüzde 30’unun altına düştüğü ifade edildi.





