ABD Başkanı Donald Trump’ın Temmuz 2026’da Türkiye’den ABD’ye dönüşü sırasında uygulanan olağanüstü güvenlik operasyonunun ayrıntıları gündeme geldi. Washington Post’un haberine göre Trump, Türkiye’deki NATO Zirvesi sonrasında İran’dan kaynaklanan olası bir tehdide karşı alınan önlemler kapsamında kamuoyuna açıklanan seyahat planından farklı şekilde hareket ederek başka bir uçakla Türkiye’den ayrıldı. Başkanlık uçağı Air Force One ise Beyaz Saray personeli, güvenlik görevlileri ve gazetecilerin bulunduğu şekilde havalandı ve operasyon kapsamında yanıltıcı unsur olarak kullanıldı.

Trump, daha sonra gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtlarken uçak değişikliğinin kendi kararı olmadığını ve Gizli Servis ile ordunun güvenlik talimatlarına uyduğunu söyledi. ABD Başkanı, operasyon sırasında bindiği diğer uçağın da güvenlik bakımından uygun olduğunu belirtirken, kendisinin bulunduğu uçağın hedef alınma riskinin daha yüksek olabileceğini düşündüğünü ifade etti.

“GİZLİ SERVİS VE ORDU NE DERSE ONU YAPARIM”

Trump, uçak değiştirme kararının kişisel inisiyatifiyle alınmadığını belirterek güvenlik protokolünün Gizli Servis ve ABD ordusu tarafından yönetildiğini açıkladı. ABD Başkanı, kendisine farklı bir uçakla seyahat etmesinin söylendiğini ve verilen talimata uyduğunu ifade ederken kullanılan alternatif uçağın da güvenlik açısından uygun olduğunu söyledi. Washington Post’un aktardığı bilgilere göre operasyon, Trump’ın seyahat güzergâhının ve bulunduğu uçağın mümkün olduğunca gizli tutulmasını amaçlayan geniş kapsamlı tedbirlerden oluştu.

Trump açıklamasında, “Bu tamamen Gizli Servis'e bağlı. Ben sadece onlar ne diyorsa ona uyarım. Dolayısıyla Gizli Servis ve ordunun yönlendirmesine uyarım. Benden farklı bir uçakla gitmemi istediler, o da güvenlik açısından eşdeğer bir seçenekti” ifadelerini kullandı.

“BİR TEHDİT VARDI, FAZLA SORU SORMADIM”

ABD Başkanı, güvenlik birimlerinin kendisine yönelik bir tehdit bulunduğunu değerlendirdiğini belirterek operasyon sırasında ayrıntılı sorular sormadığını söyledi. Trump, yalnızca İran kaynaklı değil farklı kaynaklardan da sürekli tehdit aldığını ifade ederken güvenlik görevlilerinin yönlendirmelerini yerine getirdiğini aktardı. Temmuz ayındaki Türkiye ziyaretinin hemen ardından yaptığı açıklamalarda da İran’ın hedef listesinde üst sıralarda bulunduğunu söylemişti.

Trump, “Bunu yapmamı istediler, ben de yaptım. Ne derlerse onu yaparım. Sanırım bir tehdit vardı. Bu konuda pek fazla soru sormadım. Çok fazla tehdit alıyorum” sözleriyle güvenlik operasyonuna ilişkin değerlendirmesini aktardı.

TÜRKİYE’DEN AYRILIŞTA GİZLİ OPERASYON

Trump’ın Türkiye’den ayrılışı sırasında uygulanan güvenlik planının ayrıntıları Washington Post’un 10 Ağustos 2026 tarihli haberinde ortaya çıktı. Habere göre Beyaz Saray’ın kamuoyuna yaptığı açıklamalar Trump’ın Air Force One ile seyahat ettiği izlenimini verirken ABD Başkanı farklı bir uçakla gizlice Türkiye’den ayrıldı. Operasyon sırasında Air Force One’ın havalanması, Trump’ın hangi uçakta bulunduğu konusunda hedef şaşırtmaya yönelik planın parçası oldu.

Washington Post’un 11 Ağustos tarihli devam haberinde Trump’ın havaalanında görünmeden diğer uçağa ulaştırılabilmesi için ikram operasyonunda kullanılan ekipmanlardan yararlanıldığı aktarıldı. Gazeteciler, Beyaz Saray personeli ve destek ekibinin önemli bölümü ise Air Force One’da kaldı. Trump daha sonra operasyonun olağanüstü niteliğini küçümseyen açıklamalar yaptı ve güvenlik birimlerinin talimatlarını yerine getirdiğini söyledi.

UÇAK DEĞİŞİKLİĞİNDE İRAN TEHDİDİ GÜNDEMDEYDİ

Türkiye’deki NATO Zirvesi sırasında ABD ile İran arasındaki gerilim de devam ediyordu. Trump, 8 Temmuz’da Türkiye’den ayrılırken yaptığı ilk açıklamalarda iki uçak kullanılmasının İran kaynaklı güvenlik endişeleriyle bağlantılı olduğunu reddetmiş, aynı konuşmada sürekli tehdit aldığını ve İran’ın hedef listesinde ilk sırada bulunduğunu söylemişti. Washington Post’un daha sonra yayımladığı haber ise gizli uçuş planının İran tehdidi nedeniyle uygulandığını ortaya koydu.

Trump’ın dönüş yolculuğunda eski Air Force One uçaklarından birini kullanması da daha önce gündeme gelmişti. 9 Temmuz tarihli Washington Post haberinde Trump’ın Türkiye’den dönüş yolculuğunun bir bölümünde son anda uçak değiştirdiği ve iki başkanlık uçağının İngiltere’deki RAF Mildenhall üssünde durduğu bildirilmişti.

İRAN BAĞLANTILI SUİKAST DOSYALARI

Trump’a yönelik İran bağlantılı suikast iddiaları daha önce ABD yargı makamlarının soruşturmalarına da konu oldu. ABD Adalet Bakanlığı, İran Devrim Muhafızları Ordusu ile bağlantılı olduğu belirtilen Pakistan vatandaşı Asif Merchant’ın 2024 yılında ABD topraklarında bir siyasetçi veya hükümet yetkilisine yönelik suikast planı kapsamında suçlandığını açıkladı. Merchant Temmuz 2024’te gözaltına alınırken federal kolluk kuvvetleri saldırı gerçekleşmeden planı engelledi.

Dosyadaki hukuki süreç daha sonraki dönemde de devam etti. ABD Adalet Bakanlığı, 6 Mart 2026’da federal jürinin Merchant’ı kiralık cinayet planı ve ulusal sınırları aşan terör eylemi gerçekleştirmeye teşebbüs suçlarından mahkûm ettiğini açıkladı. Bakanlık açıklamasında Merchant’ın İran Devrim Muhafızları Ordusu adına faaliyet gösterdiği ve 2024’te siyasi suikastlar organize etmek amacıyla ABD’ye gönderildiği belirtildi.

FARHAD SHAKERI HAKKINDA TRUMP’A YÖNELİK SUİKAST SUÇLAMASI

ABD Adalet Bakanlığı’nın Kasım 2024’te açıkladığı ayrı bir dosyada İran Devrim Muhafızları Ordusu bağlantılı olduğu belirtilen Farhad Shakeri’nin de Donald Trump’a yönelik suikast planıyla görevlendirildiği öne sürüldü. Savcılığın suçlamasına göre İran yönetimiyle bağlantılı Shakeri’den dönemin seçilmiş başkanı Trump’ı takip etmesi ve öldürülmesine yönelik plan hazırlaması istendi.

ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar, İran kaynaklı tehditlerin Trump’ın güvenlik planlamasında uzun süredir dikkate alınan başlıklardan biri olduğunu gösterdi. Trump’ın Türkiye’den dönüşünde uygulanan gizli uçuş planı da Temmuz 2026’da ABD ile İran arasındaki yüksek gerilimin devam ettiği dönemde gerçekleştirildi.

2024’TE TRUMP’A İKİ AYRI SALDIRI

Trump, 2024 başkanlık seçimleri sürecinde ABD içinde de iki ayrı ciddi güvenlik olayı yaşadı. Pennsylvania’daki seçim mitinginde düzenlenen silahlı saldırıda Trump kulağından yaralanırken saldırgan güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. Florida’da ise Trump’ın golf oynadığı sırada silahlı bir kişinin bulunduğu olayın ardından şüpheli yakalandı. Söz konusu iki olayla İran bağlantılı suikast planları aynı kapsamda değerlendirilmedi; ABD makamlarının kamuoyuna açıkladığı İran bağlantılı dosyalar Merchant ve Shakeri soruşturmaları üzerinden ayrı şekilde yürütüldü.

Beşşar Esad hakkında idam kararı: 2011 Dera katliamı davasında hüküm verildi
Beşşar Esad hakkında idam kararı: 2011 Dera katliamı davasında hüküm verildi
İçeriği Görüntüle

İRAN’DAN TRUMP’A YÖNELİK TEHDİT MESAJLARI

Trump’a yönelik İran kaynaklı tehditler, 2020 yılının Ocak ayında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD saldırısında öldürülmesinden sonraki dönemde daha fazla gündeme geldi. İranlı yetkililer ve İran bağlantılı unsurlardan Trump ile görev yaptığı dönemdeki bazı ABD yetkililerine yönelik tehditler gelirken ABD güvenlik kurumları çeşitli suikast planları hakkında soruşturmalar yürüttü.

Temmuz 2026’da Tahran’daki Süleymani sonrası gelişmelerin de etkisiyle Trump karşıtı mesajlar yeniden kamuoyuna yansıdı. Associated Press tarafından aktarılan bir görüntüde İran’daki bir cenaze töreninde “We Will Kill Trump” mesajının yer aldığı bir pankart taşındı. Trump ise İran’ın kendisine yönelik bir suikast gerçekleştirmesi halinde ABD’nin karşılık vermesine ilişkin talimat verdiğini açıkladı.

“BEN GİDERSEM SİZ DE GİDERSİNİZ”

Trump, Türkiye’den dönüş yolculuğunda gazetecilere yönelik açıklamalarında İran’ın hedef listesinde üst sıralarda bulunduğunu söyleyerek kendisine yönelik tehditlere dikkat çekti. Temmuz ayında yaptığı ilk açıklamalarda uçak değişikliğinin güvenlik gerekçesiyle bağlantısını reddetmesine rağmen sürekli tehdit aldığını ifade eden Trump’ın, Ağustos ayında Washington Post’un haberinden sonra Gizli Servis ve ordunun yönlendirmesiyle farklı uçakta seyahat ettiğini doğrulaması operasyonun ayrıntılarını yeniden gündeme taşıdı.

Trump’ın gazetecilerle konuşması sırasında kullandığı “Sürekli onların listesindeki bir numaralı isim olduğumu okuyorum. Ama eğer ben gidersem, siz de gidersiniz, değil mi?” sözleri de Türkiye’den ayrılış sırasında güvenlik tehdidinin konuşulduğu anlardan biri olarak kayıtlara geçti.