Bosna Savaşı'nın yaşandığı 11 Temmuz 1995'de Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa ve kasabadaki mültecileri korumakla görevli Hollanda askerleri bölgeyi Sırp ordusuna teslim etti ve bu tarihten itibaren tarihin en acımasız katliamlarından biri yaşandı. Sırp saldırganlar, 14 y l önce Srebrenitsa'da büyük bir acının yaşanmasına yol açtılar.

1992 Mart’ında başlayan Bosna Savaşı'ndan üç yıl sonra, savaş tam bitti denilen bir zaman dilinimde bölgede Hollandalı BM Barış Gücü askerlerinin bulunmasına rağmen 1995 y l Temmuzunda Srebrenitsa'da büyük bir insanlık ayıbı yaşandı.

Bosna'nın doğusunda bulunan ve nispeten daha izole bir bölgede bulunan Srebrenitsa'nın savaş öncesinde %75'i Müslüman Boşnak olmak üzere 24 bin civar nüfusu bulunmaktaydı. BM'nin "Korunaklı Bölge" olarak ilan ettiği alt bölgeden (Saraybosna, Bihaç, Gorajde, Zepa, Srebrenitsa, Tuzla) biri olan Srebrenitsa'nın bu özelliğinden dolay komşu bölgelerden de bölgeye mülteci akını yaşanmış ve katliam öncesinde 45 bine yakın bir nüfus Srebrenitsa'da toplanmıştı.

ABD'nin katliamdan bir ay öncesinde istihbarat bilgisi olarak haberdar olduğu, Ratko Mladiç'e bağlı 10 binden fazla çetniğin (aşır Sırp milliyetçileri) bölgeye doğru hareket ettiklerinin bilinmesi ve katliamın bir hafta kadar devam etmesine rağmen Batılı ülkeler tarafından herhangi bir müdahalenin yapılmamış olması hala cevap bekleyen sorulardan.

İNSAN HAKLARI BİLDİRGESİ SUNULDU

11 Temmuz 1789 da Fransız devrimci Lafayette, "İnsan Haklar ve Vatandaşlık Haklar

Bildirgesi"ni Devrimci Milli Meclisi'ne sundu. 1789 Fransız Devrimi'nin ardından, insan haklarını korumak amacıyla Fransız İnsan ve Yurttaş Haklar Bildirisi uzun müzakereler sonunda 26 Ağustos 1789′da Fransa Ulusal Meclisi'nde kabul edildi. Fransız İnsan ve Yurttaş Haklar Bildirisi, 1791′de kabul edilen Fransız Anayasası'na ön söz olarak eklendi.

Bildiri; insanların özgür doğduğunu ve eşit yaşamalar gerektiğini, insanların zulme karşı direnme hakkı olduğunu, her türlü egemenliğin esasının millete dayalı olduğunu ve mutlak egemenliğin bir kişi ya da grubun elinde bulunamayacağını, devleti idare edenlerin esas olarak millete karşı sorumlu olduğunu, hiç kimsenin dini ve sosyal inançlar yüzünden kınanamayacağını ortaya koyuyordu.

ÇİN’DE YAPAY ORDU BULUNDU

11 Temmuz 1975’te eski Çin’in başkenti Şian’da 2000 yıl öncesine ait, kilden yapılmış, gerçek boyutlarda ve savaş donan ml 6000 kişilik bir ordu bulundu. Seramik askerlerin hiç birinin diğerine benzememesi şaşkınlık yarattı. Tarihi İpek Yolu'nun başlangıcı olarak kabul edilen Çin'in Şian şehrinde, kazı sırasında çok say da silah, at arabası, davul ve boyanmış tahta halkalar da bulundu. Çinliler tarafından "dünyanın sekizinci harikası" olarak kabul edilen ve Terra Cotta askerleri olarak da bilinen Yeraltı Ordusu'nun bulunduğu sit alanında köylüler tarafından keşfedildikten sonra, 1977 ve 1985 yıllarında iki kez kazı çalışması yapıldı. Bunun ardından heykellerin korunması için Çinli ve Alman uzmanların işbirliğiyle 19 yıl süren çalışmalarda bulunuldu. Çin'in birleşmiş ilk feodal imparatorluğu Çin hanedanın (M.Ö. 221-206) kuran imparator Çin Şıhuang'ın (M.Ö. 259-210) mezar ve Yeraltı Ordusu, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Miraslar Listesine alındı.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 40. yıldönümü olan 1 Ekim 1979'da ziyarete açılan müzeyi her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turist ziyaret ediyor.

MISIR İNGİLİZLER TARAFINDAN İŞGAL EDİLDİ

11 Temmuz 1882'de Mısır'ın İngilizler Tarafından İşgal edilişi. Tunus'un Fransızlar tarafından işgali İngilizleri harekete geçirdi. Mısır, Mehmet Ali Paşa ve oğullarının idaresinde çok gelişmişti. 1869'da Süveyş Kanalı’nın Fransızlar tarafından açılmasıyla Mısır'ın siyasi ve ekonomik önemi giderek arttı. Süveyş Kanalının açılmasıyla Akdeniz limanları yeniden önem kazandı. İngilizler de Hindistan yolu üzerinden bulunan Mısır'ı ele geçirme plânları yapmaya başladılar. Mısır'ın başında Mehmet Ali Paşa soyundan gelen ve "Hidiv" denilen bir vali bulunuyordu. Bunlardan Hidiv İsmail Paşa Fransa ve İngiltere'den çok borç almış ve 1879 yılında iflas etmişti. İngiltere ve Fransa bunun üzerine Mısır işlerine karışmaya başladılar, Mısır maliyesinin koruma hakkını elde ettiler. Yabancıların müdahalesine karşı çıkan Mısırlılar ayaklanarak yönetimi ellerine geçirdiler. Karışıklıkları bahane eden İngilizler, 11 Temmuz 1882'de Mısır'ı işgal ettiler. Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında yapılan antlaşmaya göre; Mısır hukuken Osmanlı Devleti'ne ait olacak ve vergi ödeyecekti. Osmanlı Devleti ile İngiltere, Mısır'da birer Yüksek Komiser bulunduracaklardı. Bu anlaşmaya rağmen Mısır gibi zengin bir eyalet kaybedilmiş oldu.