İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan Mekke Anlaşması ile İran’ın bölgesel ittifaklara yaklaşımına ilişkin açıklamalarda bulundu. Bölge ülkelerinin güvenlik anlayışında son yıllarda önemli bir değişim yaşandığını savunan Bekayi, dış aktörlere dayalı güvenlik politikalarının sorgulanmaya başladığını belirtti.

Bekayi, İran’ın temel yaklaşımının bölge ülkelerinin kendi aralarındaki işbirliğine dayanan ve dış güçlerden bağımsız şekilde şekillenen bir güvenlik sistemi oluşturulması olduğunu ifade etti. Açıklamasında özellikle son iki üç yılda yaşanan gelişmelerin bölge ülkelerinin güvenlik algısını değiştirdiğini söyledi.

“GÜVENLİK SAHTE TÜCCARLARDAN SATIN ALINAMAZ”

Bekayi, bölge ülkelerinin son dönemde yaşanan gelişmelerden önemli sonuçlar çıkardığını savunarak, “Bölge ülkeleri, son iki üç yılda yaşanan olayların ardından güvenliğin sahte tüccarlardan satın alınamayacak bir unsur olduğunu anladılar” ifadelerini kullandı.

İranlı sözcü, bölgedeki güvenliğin dış güçlerden sağlanması anlayışının yerine bölge ülkelerinin kendi imkanlarıyla oluşturacağı ortak bir sistemin öne çıkması gerektiğini belirtti. Bekayi, İran’ın politikasının da dış aktörlere bağımlı olmayan, bölge ülkeleri arasındaki işbirliğini esas alan bir güvenlik mimarisine dayandığını söyledi.

İRAN’DAN “İÇSEL GÜVENLİK MİMARİSİ” VURGUSU

Bekayi, İran’ın bölgesel güvenlik politikasını anlatırken, “İran'ın temel politikası, dış güçlere dayanmayan, bölge ülkelerinin kendi aralarında işbirliğine dayalı içsel bir güvenlik mimarisi oluşturmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Açıklamasında bölgedeki güvenlik tehditlerine de değinen Bekayi, İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’ye yönelik eylemlerini örnek gösterdi. Bekayi, İsrail’i bölgedeki en büyük tehdit olarak nitelendirirken bölge ülkelerinin güvenlik politikalarını yeniden değerlendirdiğini savundu.

“ABD’NİN VAAT ETTİĞİ GÜVENLİĞE DAYANAMAYACAKLARINI ANLADILAR”

Bekayi, bölge ülkelerinin ABD ile kurduğu güvenlik ilişkilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. İranlı sözcü, ülkelerin yalnızca ABD tarafından sağlanacağı vaat edilen güvenlik anlayışına dayanamayacaklarını gördüklerini ileri sürdü.

Bekayi, “Bölge ülkeleri artık ABD'nin vaat ettiği güvenliğe tek başına dayanamayacaklarını idrak etmişlerdir. Çünkü ABD kendisi bu güvensizliğin bir parçasıdır” ifadelerini kullandı. Açıklama, İran’ın bölgesel güvenlik politikalarında dış aktörlerden bağımsız bir yapı kurulması yönündeki yaklaşımını yeniden gündeme getirdi.

MEKKE ANLAŞMASI İRAN İÇİN TEHDİT Mİ?

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan Mekke Anlaşması’nın İran açısından bir tehdit oluşturup oluşturmadığına ilişkin soruyu da yanıtlayan Bekayi, Tahran yönetiminin anlaşmaya yönelik olumsuz bir yaklaşımı bulunmadığını belirtti.

Kolombiya'nın Medellin şehrini deprem vurdu
Kolombiya'nın Medellin şehrini deprem vurdu
İçeriği Görüntüle

Bekayi, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ile İran arasında dini, tarihi ve kültürel bağlar bulunduğunu ifade ederek anlaşmanın İran’a karşı kurulmuş bir yapı olarak değerlendirilmesi için herhangi bir neden olmadığını söyledi.

“İRAN’A KARŞI OLDUĞUNU DÜŞÜNMEK İÇİN NEDEN YOK”

Bekayi, Mekke Anlaşması hakkında, “Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ile derin dini, tarihi ve kültürel bağlarımız var. Bu anlaşmanın İran'a karşı olduğunu düşünmek için hiçbir neden yok” ifadelerini kullandı.

İranlı sözcü, bölge ülkelerinin dış müdahalelerden bağımsız şekilde kendi imkanlarına dayanan güvenlik modelleri aramasını önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Bekayi, söz konusu yaklaşımın İran’ın uzun süredir savunduğu bölgesel işbirliği anlayışıyla uyumlu olduğunu ifade etti.

BÖLGESEL GÜVENLİKTE YENİ İŞBİRLİĞİ ARAYIŞI

Bekayi’nin açıklamalarında öne çıkan başlıklardan biri, bölge ülkelerinin güvenlik politikalarında dış aktörlere bağımlılığı azaltmaya yönelik eğilim oldu. İran’ın yaklaşımına göre bölgesel güvenliğin temelini Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, İran ve diğer bölge ülkeleri arasındaki doğrudan işbirliğinin oluşturması gerekiyor.

Bekayi, Mekke Anlaşması’nı da bölge ülkelerinin kendi imkanlarına dayanarak dış müdahalelerden bağımsız bir güvenlik anlayışı geliştirme arayışının göstergelerinden biri olarak değerlendirdi.