Gündem

Yeni savaşın adı: Hürmüz Boğazı savaşı

ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının 13’üncü gecesinde açıklanan hedefler, savaşın karakterindeki değişimi daha görünür hale getirdi. Nükleer tesisler ve İran yönetiminin geleceği tartışılmaya devam ederken, Washington ile Tahran’dan gelen açıklamalar çatışmanın artık büyük ölçüde Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, ticari gemilerin güvenliği, enerji sevkiyatının devamı ve geçişlerden doğan ekonomik haklar üzerinden şekillendiğini gösteriyor.

ABD ile İran arasındaki gerilim, karşılıklı askeri saldırıların ötesine geçen ve küresel deniz ticaretinin geleceğini doğrudan etkileyen yeni bir aşamaya taşındı. Savaşın ilk döneminde İran’ın nükleer kapasitesi, nükleer tesisleri ve ülkede olası bir rejim değişikliği ihtimali öne çıkarılırken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı ile İranlı yetkililer tarafından yapılan son açıklamalar çatışmanın merkezine Hürmüz Boğazı’nın yerleştiğini ortaya koydu. Operasyonların hedefleri, ticari gemilerin güvenliği, geçişlerin devam ettirilmesi, gemilere verilen zararların karşılanması ve boğazdan ücret alınıp alınamayacağına ilişkin tartışmalar, yaşanan sürecin giderek bir “Hürmüz savaşı” niteliği kazandığı değerlendirmelerini güçlendirdi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, İran’a yönelik saldırıların 13’üncü gecesinin tamamlandığını açıklarken, İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmayı amaçlayan operasyonlarda komuta merkezlerinin, insansız hava aracı depolarının, haberleşme ağlarının, kıyı gözetleme noktalarının ve deniz unsurlarının hedef alındığını bildirdi. Açıklanan hedefler arasında deniz kuvvetleriyle bağlantılı altyapının ve kıyı gözetleme kapasitesinin özellikle öne çıkması, Washington yönetiminin operasyonel önceliğinin İran’ın yalnızca kara ve hava gücünü sınırlandırmak olmadığını, Hürmüz Boğazı çevresindeki hareket kabiliyetini de azaltmak istediğini gösterdi.

HÜRMÜZ BOĞAZI OPERASYONLARIN MERKEZİNE YERLEŞTİ

CENTCOM, yürütülen operasyonların temel amacının Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilere ve sivil denizcilere yönelik tehditleri azaltmak olduğunu duyurdu. Hürmüz Boğazı’nın ticari gemi trafiğine açık olduğu ve ABD ordusunun desteğiyle geçişlerin sürdürüldüğü vurgulanırken, bölgede 50 binden fazla Amerikan askerinin görev yaptığı belirtildi. Washington’ın askeri varlığının büyüklüğü ile operasyonların gerekçesinin doğrudan deniz trafiği üzerinden açıklanması, çatışmanın enerji nakil hatlarını ve uluslararası ticaret yollarını koruma iddiasıyla şekillendirildiğini ortaya koydu.

Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’nden dünya pazarlarına ulaştırılan petrol ve doğal gaz sevkiyatı açısından kritik öneme sahip bulunuyor. Çatışmaların boğazdaki gemi trafiğini tehdit etmesi yalnızca ABD ile İran arasındaki askeri hesaplaşmayı değil, enerji ithalatçısı ülkeleri, deniz taşımacılığı şirketlerini, sigorta piyasalarını ve küresel petrol fiyatlarını da doğrudan etkiliyor. Savaşın nükleer program veya İran yönetiminin geleceği üzerinden tanımlanan ilk çerçevesi korunmakla birlikte, sahadaki askeri hedefler ve siyasi açıklamalar mücadelenin esas ağırlığının Hürmüz Boğazı’na kaydığını gösteriyor.

NÜKLEER KOMPLEKSİN BULUNDUĞU HONDAB HEDEF ALINDI

İran devlet medyası, Hondab, Hürremabad, Taft, Şirkuh, Anarak, Borucerd ve Konarak’ta şiddetli patlama seslerinin duyulduğunu aktardı. Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, ABD füzelerinin Markazi eyaletinde bulunan Hondab yakınlarını hedef aldığını duyurdu. Hondab’da İran’ın önemli ağır su üretim tesisi ile nükleer kompleksinin bulunması, saldırıların nükleer altyapı boyutunun tamamen ortadan kalkmadığını ortaya koydu.

İran kaynakları, Hürremabad’ın güneyinde de patlama meydana geldiğini bildirirken, Tasnim Haber Ajansı diğer kentlerde eş zamanlı patlamalar yaşandığını aktardı. Nükleer tesislerin bulunduğu bölgelerin vurulması, çatışmanın önceki gerekçelerinden birinin hâlâ geçerliliğini koruduğunu gösterse de CENTCOM’un operasyonlara ilişkin açıklamasında Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilerin korunmasına özel vurgu yapması, stratejik öncelikler arasındaki değişimi görünür hale getirdi.

DOĞU TAHRAN’DA HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ DEVREYE GİRDİ

İran’ın resmi haber ajansı Mehr, saldırılar sırasında doğu Tahran’da hava savunma sistemlerinin aktif hale getirildiğini duyurdu. İran’ın başkent çevresindeki savunma unsurlarını devreye sokması, saldırıların yalnızca kıyı bölgeleri veya askeri deniz unsurlarıyla sınırlı kalmadığını, ülkenin iç kesimlerinde ve stratejik merkezlerinde de yüksek alarm durumunun sürdüğünü gösterdi.

Tasnim Haber Ajansı ise Huzistan eyaleti yetkililerine dayandırdığı haberinde, Ahvaz yakınlarına düzenlenen ABD füze saldırılarında 4 kişinin hayatını kaybettiğini ve 5 kişinin yaralandığını bildirdi. Can kayıpları, askeri operasyonların sivil ve insani sonuçlarını yeniden gündeme taşırken, İran’ın farklı bölgelerinde eş zamanlı olarak duyulan patlamalar çatışmanın coğrafi kapsamının genişlediğine işaret etti.

PETROL FİYATLARI 100 DOLARIN ÜZERİNE ÇIKTI

Uluslararası basında yer alan değerlendirmelere göre ABD’nin 13 gündür aralıksız sürdürdüğü saldırılar, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’deki deniz ticaretini güvence altına alma hedefinin bir parçası olarak görülüyor. Deniz taşımacılığı güzergâhlarındaki risklerin artması ve enerji sevkiyatında kesinti yaşanabileceği endişesiyle petrol fiyatları yeniden 100 doların üzerine çıktı. Fiyatlardaki yükseliş, Hürmüz çevresindeki askeri hareketliliğin bölgesel bir güvenlik krizinin ötesinde küresel ekonomik sonuçlar doğurduğunu gösterdi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Orta Doğu’daki krizin “kontrolden çıkma noktasına geldiği” uyarısında bulundu. Guterres’in açıklaması, çatışmaların daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşebileceği endişesini yansıtırken, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz gibi iki kritik deniz güzergâhında güvenliğin bozulmasının uluslararası ticaret üzerindeki baskıyı daha da artırabileceğine dikkat çekti.

TRUMP ZARARLAR İÇİN İRAN VARLIKLARINI İŞARET ETTİ

ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nda saldırıya uğrayan gemilerin, gemilerde taşınan yüklerin ve ilgili diğer unsurların göreceği zararların ABD’nin elinde bulunan dondurulmuş İran varlıklarından karşılanacağını açıkladı. Truth Social platformu üzerinden yapılan açıklamada Trump, aksi yönde yeni bir duyuru yapılıncaya kadar söz konusu uygulamanın devam edeceğini belirtti.

Ortaya çıkabilecek zararların çok büyük tutarlara ulaşabileceğini ifade eden Trump, dondurulmuş İran varlıklarının kullanılmasının adil ve hakkaniyete uygun bir yaklaşım olduğunu savundu. Amerikan yönetiminin gemilere yönelik saldırıların mali sonuçlarını doğrudan İran’ın dondurulmuş varlıklarıyla ilişkilendirmesi, savaşın askeri ve stratejik yönünün yanında finansal ve hukuki bir mücadele alanının da oluştuğunu gösterdi.

ARAKÇİ’DEN “TEHLİKELİ EMSAL” TEPKİSİ

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Trump’ın açıklamasına sosyal medya hesabı üzerinden sert tepki gösterdi. Bir ülkenin varlıklarına el konularak gelecekte ortaya çıkabilecek ve söz konusu varlıklarla doğrudan bağlantılı olmayan taleplerin karşılanmasının son derece tehlikeli bir emsal oluşturacağını belirten Arakçi, uygulamanın uluslararası finans sistemi açısından geniş çaplı sonuçlar doğurabileceğini savundu.

Arakçi, el konulan devlet varlıklarından çıkar sağlayan ülkelerin de ilerleyen dönemde aynı uygulamayla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu. Hükümetlerin yabancı ülke varlıklarına el koymayı normalleştirmesi halinde hiçbir devletin varlıklarının güvende olmayacağını söyleyen İranlı Bakan, ortaya çıkabilecek kaosun ne güzel ne de barışçıl olacağını ifade etti.

İRAN HÜRMÜZ İÇİN GEÇİŞ ÜCRETİ TARTIŞMASI BAŞLATTI

Arakçi, Hürmüz Boğazı üzerinden yürüyen tartışmayı dünyadaki diğer stratejik su yollarından alınan geçiş ücretleriyle karşılaştırdı. Mısır’ın Süveyş Kanalı’ndan her geçiş için 200 bin ile 700 bin dolar arasında ücret aldığını belirten İran Dışişleri Bakanı, büyük konteyner gemileri veya tankerler için söz konusu rakamın 1 milyon doları aşabildiğini ifade etti.

Türkiye’nin İstanbul Boğazı için geçiş ücreti aldığını söyleyen Arakçi, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri’nin St. Lawrence Deniz Yolu’ndan ücret tahsil ettiğini kaydetti. Panama’nın her geçişten 100 bin ile 450 bin dolar arasında ücret aldığını aktaran İranlı Bakan, büyük Neopanamax gemilerinin Panama Kanalı’ndan geçiş maliyetinin 500 bin dolara ulaşabildiğini dile getirdi.

İran’ın onlarca yıldır Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden ücret almayı reddettiğini ve geçişleri ücretsiz tuttuğunu savunan Arakçi, Tahran yönetiminin yaptırımlara, uluslararası izolasyona ve karalama kampanyalarına rağmen aynı politikayı sürdürdüğünü söyledi. İran’ın tüm bunlara karşın krizin “kötü aktörü” olarak gösterilmesine tepki gösteren Arakçi’nin açıklamaları, Tahran yönetiminin Hürmüz Boğazı üzerindeki coğrafi konumunu ekonomik ve siyasi bir müzakere aracına dönüştürmeye hazırlandığı şeklinde değerlendirildi.

SAVAŞIN TANIMI DEĞİŞİYOR

ABD’nin askeri operasyonlarını ticari gemilerin ve sivil denizcilerin korunmasıyla gerekçelendirmesi, Trump’ın gemilerde oluşacak zararları dondurulmuş İran varlıklarından tahsil etme kararı ve Arakçi’nin dünya genelindeki kanal ve boğaz ücretlerini gündeme taşıması, savaşın yeni eksenini açık biçimde ortaya koydu. İran’ın nükleer programı ve ülkedeki yönetimin geleceği çatışmanın önemli başlıkları olmayı sürdürse de karşılıklı açıklamalar, asıl mücadelenin Hürmüz Boğazı’ndan kimin, hangi şartlarda ve hangi maliyetle geçeceği sorusu etrafında yoğunlaştığını gösterdi.

Yaşanan gelişmeler sonucunda çatışma, yalnızca “nükleer kapasiteyi engelleme” veya “rejim değişikliği” savaşı olarak tanımlanabilecek sınırların dışına çıktı. Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması, enerji sevkiyatının devamı, ticari gemilerin korunması, geçişlerin ücretlendirilmesi ve saldırılardan kaynaklanan maliyetlerin kimin tarafından karşılanacağına ilişkin tartışmalar, ABD ile İran arasındaki hesaplaşmanın kayıtlara giderek daha belirgin biçimde bir “Hürmüz savaşı” olarak geçtiğini ortaya koydu.