Zaman-Mekân

Üniversite kapısındaki saklı tuğranın tarihçesi

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

Osmanlı sultanlarının gözalıcı kaligrafik nişan ve arması olan tuğralar sultanın ve babasının adını içerirdi. Mesela Kanuni Sultan Süleyman’ın tuğrasında ‘Süleyman Şah bin Selim şah han el-muzaffer daimi’ yazmaktaydı. İlk zamanlar, fermanlar gibi resmi evraklarda padişahın mührü olarak kullanılan tuğra sonraları hükümdarlık sembolü olarak paralar, bayraklar,resmi abideler,resmi binalar,camiler ve saraylarda kullanıldı. Tuğranın bu şekilde kullanımı ile hattatlar buna sanatsal bir boyut getirdiler ve hep daha güzelini yazmaya çalıştılar.

Osmanlı devletinin bir nişanı olan tuğralar Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise göz önünden uzaklaştırılmak istendi.  1927 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen, Türkiye Cumhuriyeti Dahilinde Bulunan Mebani-i Resmiye-i Milliye Üzerinde Tuğra ve Methiyelerin Kaldırılması'na dair 1057 nolu kanuna göre, tarihi binaların üzerindeki Osmanlı tuğralarının (arma) ve kitabelerinin sökülmesi ya da gizlenmesi kararlaştırıldı.  

Bu kanun ile yeni yönetim, resmi dairelere cumhuriyet mührünün vurulmasını amaçlarken eski dönemden kalan kitabe ve tuğraların- sanat değeri olanlarının- müzeye kaldırılmasını ya da zarar verilmeden üzerinin örtülmesini istiyordu. Ancak pratikte böyle olmadı. Sanat değeri yüksek tuğralar, kitabeler yerlerin söküldü, kazınarak ortadan kaldırıldı.

Ortadan kaldırılan ya da gizlenen yüzlerce tuğra ve kitabelerden biri de günümüzde İstanbul Üniversitesinin Beyazıt’ta bulunan abidevi kapısının üzerindeki Osmanlı tuğrası ve kitabesiydi.

Bu kapı bilindiği üzere aslında Osmanlı Harbiye Nezaretinin kapısıdır. Kapının üzerindeki tuğra ve kitabe 19. yüzyılın büyük hattatlarından Mehmed Şefik Bey tarafından yazılmıştı. En üstte Sultan Abdülaziz’in tuğrası bulunurken, kitabenin ortası celi sülüs yazıyla ‘Daire-i Umur-i Askeriyye’ yazılıdır.

Kitabenin sağında ve solunda ise Fetih suresinin birinci ve üçüncü ayetleri yazmaktadır. Sağda; İnna fetehnaleke fetham mubine-- Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Solda ise;  Ve yansura kâllahu nasran azizê-- Allah sana şanlı bir zaferle yardım etsin.

Mütareke döneminde İngilizler tarafından kullanılan Harbiye Nezareti Binası Lozan antlaşması sonrasında boşaltılınca Darülfünuna tahsis edildi. 1927 yılında çıkarılan kanuna göre aslında buradaki tuğranın da sökülmesi ve kitabenin kazınması gerekiyordu. Ancak o tarihte İstanbul Darülfünunu Emini-rektörü- İsmail Hakkı Beydi( Baltacıoğlu). İsmail hakkı Bey aynı zamanda bir hattatı. Ve buradaki kitabenin ne kadar mümtaz bir eser olduğunu biliyordu. Eserin zarar görmemesi için sadece üzerini mermer plakalar ile kapatmakla yetindi.

1933 yılında Darülfünun ilga edilip yerine İstanbul üniversitesi kurulunca,Daire-i Umur-ı Askeriyye ibaresinin bulunduğu orta kısımdaki mermerin üzerine yeni harflerle İstanbul Üniversitesi,Abdülaziz tuğrasının üstüne ise T.C. harflerini içeren bir mermer plaka kondu.  Bu abidevi kapının en önemli süsü yıllarca böylece gizlendi.  1949 yılına gelindiğinde ise kitabenin üzerindeki mermer plakalar kaldırıldı, ancak tuğranın olduğu kısma dokunulmadı. Günümüze kadar da Sultan Abdülaziz’in tuğrasının üstü kapalı halde idi. 2013 yılının son aylarında başlayan restorasyon çalışmalarının sonlandığı şu günlerde Sultan Abdülaziz’in tuğrasının olduğu kısım da açıldı ve restorasyonu yapıldı.