Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası
Topkapı Sarayı’nın üçüncü kapısı olan ve “Babü’s-saade, Saadet Kapısı” isimleriyle de anılan kısımdan içeri girildikten sonra iki kapı arasının sağında “Babüssade Ağası” dairesi, solda ise “Akağalar Koğuşu” vardır. Bu kapıdan sarayın üçüncü yeri olan Enderun kısmına girilir. İç içe geçmiş ikinci kapının hemen karşısında ise “Arz Odası” yer alır.
Bu ikinci kapının tam üstünde ve tavana yakın, Sultan III. Ahmet ‘in kendi el yazısı ve celi sülus hatla “Resul-ü hikmet-i mahafetulah” levhası vardır. Kemerin iki tarafında, dört satır halinde talik hat ve yaldızla sağdan sola:
Şer’e tatbik ile etdi vaz’ı kanuni cedid, Hazret-i Sultan Mahmud İbni Han Abdülhamid
Mülk-i mevrusun helal etmez mi eslafı ona, Eşkıya merdud babından harami na-bedid
Mısraları yazılıdır. Tam kemer üzerinde yine aynı hat ve yaldız ile:
Hakan-ı sahib kudretin devrinde âlem-ber-murad
Dergah-ı vala şevket-i Ya Rab! ola daim küşad
Kapının sağ ve solunda mermer üstüne kabartma olarak hakkedilmiş tuğralar ve sülus hat ile:
Habbeza hakan-ı zişan hakim-i hükm-i mecid
Hami-i adl ü şeriat Hazret-i Abdülhamid mısraı yazılıdır.
“Babü’s-saade, Saadet Kapısı”, Osmanlı saray protokolündeki konumu ve burada düzenlenen törenler dışında Osmanlı tarihi boyunca yeniçeri isyanlarının ulaştığı son nokta olmuştu. İhtilalci askerler ve gruplar, genellikle ilk iki kapıyı geçmiş fakat bu kapıdan öteye geçmemişlerdi. Sadece Genç Osman’ı tahttan indirmek isteyen Yeniçeriler, Saadet Kapısı’ndan girmeye cüret etmişler ve kapı bir defa da kırılarak açılmıştı.
Sultan III. Selim’i tahta çıkarmak isteyen Alemdar Mustafa Paşa, on beş bin askeriyle 28 Temmuz 1808 Perşembe günü Bab-ı Hümayun’dan Topkapı Sarayı’na girmiş, Darüssaadeağası Mercan Ağa, Silahdar Ahmed Bey ve Şeyhülislam Arif Efendi’yi hem meseleyi Sultan Mustafa’ya tebliğe, hem de III.Selim’i dışarı getirmeye göndermişti. Bunun üzerine, “Babüssade” denilen üçüncü kısmı kontrol altına almayan Alemdar’ın bu gafletinden yararlanan IV. Mustafa, Şeyhülislam’la gelenleri huzurundan kovmuş ve bu kapıyı derhal kapattırarak amcası III.Selim ve kardeşi Şehzade Mahmud’un idamlarını emretmişti. Bu emirle III. Selim öldürülmüş, Aradan iki saat geçtikten sonra kendisine haber gelmeyince şüphelenmeye başlayan Alemdar Mustafa Paşa, kapıyı kırdırarak açtırmıştı.
Paşa askeriyle içeri girip Arz Odası önüne gelince, Darüssade Ağası karşısına çıkmış ve “Sultan Selim Efendimiz dar-ı bekaya rıhlet eylediler” demiş, Paşa da, “Kanı cenaze göreyim ve mübarek kademine yüzler süreyim; Kafir arab en sonunda edeceğin bu muydu, tiz varup cenazeyi getir” diye bağırmıştı. Darüssade Ağası da birkaç baltacı ile Sultan Selim’in cenazesini bir şilte üzerinde Kuşhaneden çıkartarak, Arz Odası’nın önüne bu kapı önüne koydurmuştu. Ardından Alemdar , Sultan Selim’in yüzündeki örtüyü kaldırıp bakmış, hayatında kendisini görmediği için, etrafındaki devlet ricaline, “Sultan Selim bu mudur” diye sormuş, “Evet budur” cevabı üzerine kızgınlıktan gözleri kan çanağına dönmüş ve hemen ayaklarına kapanıp, “Vay Efendim, seni iclas içün bu kadar yerden şedd-i rahl idüp gelmiş iken şu gözlerim seni bu halde gördü” demiş ve bu cinayetin içoğlanlarınca işlendiği zannıyla “Bre gidi kafir-i küfran-ı nan-ı nimet içoğlanları, böyle dağmenendi gazi bir padişaha kafir bile kıymaz; urunuz şu kahbelere , Enderun-u Hümayun içinde asla zi-ruh kalmasun” diye etrafa emirler yağdırmıştı.
Kaynaklar:
İsmail Hami Danişmed, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.4, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1972.
Midhat Sertoğlu, Osmanlı Tarih Lugatı, İstanbul, 1986.
Ekmeleddin İhsanoğlu (Editör), Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, c. 1, İstanbul, 1994.