Dünya Bülteni/ Haber Merkezi
Şu tesadüfe bakın. Balkanlardan, Kafkaslara, Orta Asya’ya, Küba’dan Baltık kıyılarına kadar birçok coğrafyada mülteci sorunlarına yol açmış olan Rusya, bu defa ortak sınırı bulunmayan bir başka ülkede, Suriye’de aynı insanlık dramına imza atıyor.
18. ve 19. Yüzyıl boyunca Rusların baskısıyla insanlar Balkanlardan güneye, “Türk” topraklarına doğru göç etmek zorunda kalmıştı. Önce Avusturya hegemonyasına isyan eden Polonyalılar ve Macarlar.
Macar lider Tökeli İmre, Avusturya’ya karşı bağımsızlık mücadelesini kaybedince Osmanlı onu himaye etti. Altı yılını eşi ve yakınlarıyla birlikte Osmanlı topraklarında geçirdikten sonra 1705’te İzmit’te öldü. Bugün İzmit’te bir Türk Macar Dostluk Derneği ve Kartepe’de Tökeli İmre ve eşi İlona Zrinyi için bir anıt mevcut. Anıt Türkler ve Macarlar tarafından ziyaret ediliyor.
Aynı dönemde bir başka Macar lider Rekoczy Osmanlı’ya iltica edince önce İstanbul Yeniköy’de, sonra Tekirdağ’da ikamet ettirildi. Kendisi ve maiyeti için konaklar tahsis edildiği gibi belli bir maaş ödendi. Tekirdağ’da ikamet ettiği ve öldüğü (1735) konak, bugün kendi adına müze olarak faaliyet gösteriyor. Şu bizim İbrahim Müteferrika, Rakoczy’nin maiyetindeki bir tercümandı. Macaristan Parlamento Binası’nın bahçesindeki en önemli eser, Rakoczy’nin at üzerindeki heykelidir.
Sadece Macarlar mı. Ruslara karşı savaşı kaybeden İsveç kralı Demirbaş Şarl da soluğu Osmanlı topraklarında almıştı (1709). Beş yıl kadar aramızda yaşadı. Dönemin padişahı III. Ahmet tarafından “krallar gibi” ağırlandı. Şahsına günlük maaş bağlandı. İstediği zaman ülkesine döndü. Kültürümüzün bir çok öğesini, hatta kelimelerimizi ülkesine götürdü. Bugün İsveç dilinde bazı Türkçe kelimeler hala kullanılıyor.
Macarlar 1848’de yeni bir özgürlük savaşı verdi. Esasen Osmanlıdan sonra özgürlük yüzü görmemişlerdi. Avusturya başa çıkamayınca Rusya’dan yardım istedi. Ruslar müdahale etti. Ruslar olmasa belki de o zaman Avusturya’dan ayrılacak, bağımsız ülkelerini kuracaklardı. İsyancı lider Lajos Kossuth’un sığınacağı bir ülke vardı; Osmanlı devleti. Yıl 1849. O zaman Sultan, Abdülmecid. Rusya ve Avusturya “isyancıları” tehditle geri istiyor. O çelimsiz, zarif padişah şöyle diyor; “ Tacımı veririm, tahtımı veririm fakat devletime sığınan mültecileri asla vermem”.
O zamanın kayıtlarına göre Kossuth’la birlikte 1350 Macar mülteci Vidin’e yerleştirilmiş. Vidin’in nüfusu 25000. O kadar güzel misafir ediliyorlar ki, kaynaşıyorlar, Türkçe öğreniyorlar. General Bem ve 240 kişi Müslüman oluyor. Bazılarına Paşa ünvanı verilerek Osmanlı ordusunda görevlendiriliyor. Kossuth güvenlik nedeniyle Vidin’den Şumnu’ya oradan Kütahya’ya getiriliyor. Burada Türkçe Gramer kitabı bile hazırlıyor. O tarihte Osmanlı’nın Polonyalı ve Macar mültecileri himaye etmesi Avrupa’da büyük sempati topladı. O heyecanla İngiltere, Fransa gibi büyük Avrupa güçleri Kırım Harbinde Osmanlı ile müttefik oldular.
Gelelim 93 harbi ve sonrasına. Yine Ruslar, yine mülteciler. Fakat sıra Balkanların Müslüman ahalisine gelmiştir. Kırım halkı Dobruca’ya, oradan aşağıya Osmanlı topraklarına büyük kütleler halinde hicret etti. Avrupa sessiz kaldı. Romanya, Bulgaristan, Sırbistan topraklarındaki Müslümanlar büyük bir soykırıma maruz kalırken, kendini kurtarabilenler Anadolu’ya doğru iltica etti. İstanbul’da camiler mültecilerle doldu. Avrupa sessiz kaldı. Oysa Macarlardan, Polonyalılardan daha büyük bir katliam yaşanmaktaydı.
Avrupa’yı haydi bir kenara koyalım da, Macaristan’ı anlamakta zorluk çektiğimizi söyleyebilirim. Yakın zamanlarda bir Macaristan ziyaretim oldu. Budapeşte’de Osmanlı izlerinin kökünün kazındığını gördüm. Türk ziyaretçilere Gül Baba’nın türbesini gösteriyorlar. 150 yıllık Türk varlığından kala kala bir türbe kalmış. Budin kalesindeki onca Türk eseri; camiler, medreseler, hamamlar, imaretler, mezar taşları nerede? Hiç değilse minarelerini yıkarak korunamaz mıydı?
Oysa Macar halkı Osmanlı dönemine daha bir ılıman tutumuyla biliniyor. Ne de olsa uzun zaman geçmiş. Hatta bilim adamları Macarların Türk soyundan gelip gelmediğini tartışıyor. Hepsini bir kenara bırakalım, yukarıda bahsettiğim ilişkiler var. Macar parlamentosunun yanına heykelleri dikilen iki önemli Macar lider de başı sıkışınca Türk topraklarına iltica etmiş. Bugünlerde Macar hükümeti medyaya düşen haberlere göre mültecilere karşı pek iyi davranmıyor ve bu insani durumda Hıristiyan kimliğine atıfta bulunuyor. Kendi liderleri ve halkları bir zamanlar mülteci durumuna düşmüş olan bir milletin daha duyarlı olmasını bekliyoruz.
Şu tesadüfe bakın ki yine yüzyılımızın en büyük mülteci dramlarından birisi yaşanıyor ve sebep olarak yine aynı ülkenin adı geçiyor; Rusya. Rusya’nın desteği olmasaydı Suriye’de sular kuşkusuz daha kısa zamanda durulacaktı. Ülkenin iç dinamiklerine göre bir sonuç ortaya çıkabilecekti. Fakat görüyoruz ki bir avuç iktidar eliti gücünü Rusya’dan alarak ülkesinin başına musallat olmaya devam ediyor. Rusya’nın silah ve asker desteğiyle ayakta duruyor.
Rusya’nın fiili müdahalesi karşısında sessiz kalan ve bu haliyle rejimi desteklemiş olan Batılı güçlerin rolünü de yabana atmamak gerekiyor. Onlar net bir tavır alabilselerdi, üç yüz şu kadar bin insan katledilmeden, milyonlar mülteci olmadan sorun çözülebilirdi. Model aynı. Dünya savaşlarında olduğu gibi yine Rusya saldırıyor, onlar destekliyor, sonunda da barış melekleri gibi ortaya çıkacaklar. Barışa son veren bir barışa ulaşmak için ellerinden geleni yapacaklar. Rusya ise dünyadaki mülteci dramlarından bir yenisine daha imzasını atmış olarak tarihteki yerini alacak.