Mahmut Osmanoğlu-Dünya Bülteni
Burhaneddin Rabbani Afgan Mücahitlerinin Sovyetler Birliği'ne karşı verdiği cihadın önde gelen simge isimlerinden biri. Sovyet kuklası Necibullah rejiminin düşmesi ardından cumhurbaşkanı olmuş ama Taliban'ın başkent Kabil'i ele geçirmesi ardından ülkenin kuzeyinde hükümetini devam ettirmişti.
11 Eylül hadiseleri sonrasında Amerika ve Kuzey İttifakının Taliban rejimini düşürmesiyle tekrar Kabil'e dönen Rabbani, baskı altında makamını bırakmak durumunda kalmıştı.
Sovyetlere karşı mücadele veren Cemiyeti İslami'nin liderliğini halen yürütmekte olup, kısa bir süre önce Afganistan'da barış sağlanması için kurulan "Ulusal Uzlaşı Şurası"nın başına getirilmiştir.
Dünya Bülteni olarak kendisi ile üst düzey görüşmelerde bulunmak üzere geldiği Ankara'da görüştük.
Mahmut Osmanoğlu: Efendim siz kısa bir süre önce, Afganistan'da barışın sağlanması için hükümet tarafından kurulan "Ulusal Uzlaşı Şurası"nın başkanlığına getirildiniz.. "Ulusal Uzlaşı Şurası"nın faaliyetleri nasıl yürüyor?
Burhaneddin Rabbani: Bismillahirrahmanirrahim: Biz Afganistan sorununun çözümünün savaş olmadığını daha önceden de inanıyorduk ve hala da aynı kanaati taşıyoruz. Afganistan meselesinin, Afganistan buhranının çözümünün asıl yolu görüşmeler ve siyasi müzakerelerdir. "Ulusal Uzlaşı Şurası" oluşturulduktan sonra, biz de bu prensipten hareketle şura başkanı olarak görevimize ve faaliyetlerimize başladık.
Bu çerçevede iki program başlattık:
Bunlardan birincisi Afganistan'ın içerisi ile ilgilidir. Afganistan'ın içerisi ile ilgili stratejimiz barış, uzlaşı ve diyalog kültürünü tüm ülkede yaygınlaştırmaktır. Bu konuda programımızı hazırladık. Programımızda tüm ülke çapında, tüm vilayetlerde barış konusu âlimler, ileri gelen şahsiyetler, eski cihad komutanları, gençler, kültürel gruplar, sivil toplum kuruluşları ve toplumun her kesimi ile tartışılacak.
Bununla ilgili olarak ben şahsen Kandehar, Herat ve Nengerhar vilayetlerine gittim. Görüşmelerimiz oldukça etkili de oldu.
Programımız tabiî ki halen devam ediyor. Diğer vilayetler de heyetler gönderdik. Ben de zaman zaman gideceğim.
"Ulusal Uzlaşı Şurası" bağlamında, barış ve Taliban sorunu sadece iç bir sorun değildir: Hem Taliban'ın ortaya çıkmasında destek olan ve hem de halen desteklerini devam ettiren bazı ülkeler var. Bununla ilgili ben bazı bölgesel görüşmeleri de başlattım.
Bu çerçevede ilk görüşmeleri Pakistan'da başlattım: Pakistan Taliban'ın ortaya çıktığı ve daha sonra desteklendiği ülkedir. Halen de Pakistan'da bir çok Taliban mensubu bulunmaktadır.
Pakistan'ın şimdi kendi Taliban'ı ile de başı dertte...
Sonunda kendileri de sorunla karşı karşıya kaldılar. Ben "Ulusal Uzlaşı Şurası" başkanı sıfatı ile çoğu Pakistanlı liderle görüştüm: Devlet Başkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı, istihbarat servisi ISI başkanı, muhalefetler liderleri, eski başbakan Nevaz Şerif, Eyalet valileri, dini grup liderlerinden Gazi Hüseyin Ahmet, Mevlevi Semiulhak ile görüştüm...
Mevlevi Fazlurrahman ile?
Mevlevi Fazlurrahman yoktu, görüşemedik..ama diğerleri ile görüştük... Senato başkanı ile görüştük. Eyaletler de de görüşmelerimiz oldu. Hayber Pahtunhah eyaletinde iktidar partisi Hodayı Hidmetgar National Party lideri İsfendiyar Veli ile görüştüm. Tün önemli liderlerle detaylı olarak görüştüm, bu sürece destek vermeye çağırdım.
Bu tür programlarımız devam ediyor. Diğer yaygın programlarımız var. Âlimler şurası var. Diğer konular da var ama biz diğer ülkelerle de görüşmek istedik. Bu çerçevede sorunumuzun aşılmasında işbirliği yapması için Türkiye'de de görüşmelerde bulunmak istedik. Körfez ülkelerini de ziyaret edeceğiz. Bölge ülkelerine de gideceğiz. İran da bizi davet etti. Oraya da gideceğiz.
Netice olarak şunu söylemek istiyorum: Taliban meselesi sadece iç bir sorun olmayıp, bölgesel ve uluslar arası bir sorun olduğu için bu çalışmalar başladık ve devam ediyoruz.
Bu konuyla ilgili Türkiye'de görüşmelerde bulundunuz mu?
Tabii ki! Ben zaten bu amaçla geldim. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı, Meclis Başkanı ile görüştüm. Onlara Türkiye'nin bölgedeki birçok ülke ile irtibatı olduğu için bu konuda çok iyi bir rol oynayabileceğini anlattım.
Hatta, eğer bir gün gelirde Taliban irtibat bürosu açmak isterse, en uygun ülkenin Türkiye olduğunu düşünüyorum. Bu konu öncelikle Talibanla görüşülmeli, biz de bunu kabul ederiz. Çünkü bizim öncelikle Taliban'la temas kurmamız gerekmektedir.
Türkiye bölge ülkeleri, özellikle Pakistan, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, NATO da olduğu için NATO ülkeleri ve Batı ile Amerika ile ilişkileri olduğu için Afganistan sorununun çözümünde çok iyi ve önemli bir rol oynayabilir.
Bu yüzden görüşmelerde bulunduk. Ama bu tabii ki görüşmelerin başlangıcıdır. Bazı ülkeler bazında program hazırlayıp Afganistan'a barış getirilmesi çalışmalarının pratiğe aktarılmasında Afganlılarla işbirliği yapmaları için uygulamaya koymayı düşünüyoruz.
Bu uzlaşı çalışmalarına karşı Taliban'ın ne tür bir tepkisi var?
Tek bir Taliban yok... çeşit çeşit Taliban var. Talibanı kendi yayınları üzerinden dikkate aldığımızda uzlaşma çalışmalarına zahiren karşı çıkıyorlar. Ama yapılmakta olan yan görüşmelerde müzakerelere katılmakla ilgilendiklerini hissediyoruz. Ama kendi iç sorunları olduğunu da gözden ırak tutmamak gerekir. Daha önceden Cihad ilan etmişlerdi, ileri, geri konuşmuşlardı. Daha önceden ortaya koymuş oldukları söylemden bir anda çark etmeleri tabiî ki mümkün değildir. Dolayısıyla bazı yollar bulmaya çalışıyoruz.
Afganistan meselesinin çözümü için resmi çerçevede "Ulusal Uzlaşı Şurası" başkanı olarak çaba harcıyorsunuz. Biz sizin Afganistan'ın köklü gruplarından biri olan Cemiyeti İslami Afganistan olarak Afganistan'a barış ve istikrar, Afgan halkına huzur getirmek için ne tür bir çözüm yolu önerdiğinizi merak ediyoruz?
Barış ve güvenliğin temini her şeyin temeli ve önceliğimizdir. Bizim asıl politikamız ülkeyi savaş durumundan barış durumuna çekmektir. İkinci adımda ise, barıştan sonra bizim milli birliğe ihtiyacımız vardır. Bizim etnik bazdaki, parti bazındaki anlaşmazlıkları bir kenara koyup, halkı, partileri, grupları, etnik grupları yaygın bir milli programa ikna etmeliyiz.
Bundan sonra bizim yapacağımız iş cehalet, fakirlik, eğitimsizlik, hastalıklarla mücadeledir. Sosyal hizmetler geliştirilmelidir. Milli menfaatler çerçevesinde Komşu ülkeler ve dünya ülkeleri ile oldukça samimi ve dostça ilişkiler sağlamaktır. Ülke içerisindeki tabii kaynaklardan istifade edilebilecek ve yatırım çekecek bir ortam oluşturmalıyız.
Bölgede bulunan ve Türkiye gibi dostça ilişkilere sahip olduğumuz ülkelerin, Pakistan gibi diğer İslam ülkelerinin ve hatta ülkemizde yatırımlarının faydalı olabileceğini düşündüğümüz ülkelerin Afganistan'da yatırım yapmalarını temin etmeliyiz.
Bütün bunlar bizim ülkede güvenlik ve barışı sağladığımız andan itibaren yapmamız gereken işlerdir.
Afganistan'daki yabancı güçler tarafından yapılan bombalamalarda sivillerin öldürülmesi hem Türkiye'de ve he de İslam ülkelerinde büyük tepki topluyor. Buna karşı sizin tepkiniz nedir?
Biz başından beri savaşın bir çözüm olmadığını söyleyegeldik. Hala da savaşın bir çözüm yolu olmadığını söylüyoruz. Barışın hâkim olması gerekir. Biz halkın, sivillerin öldürülmesinin kabul edilemez olduğunu, bunun Afganistan'ın mazlum halkına haksızlık olduğunu ve Afganistan halkının bu musibetten kurtulması gerektiğini söylüyoruz. Bu yüzden "Ulusal Uzlaşı" sürecini çok ciddi bir şekilde yürütüyoruz
Şunu da unutmadan söylemeliyiz ki uluslar arası toplum da artık savaşın bitirilmesi gerektiğine inanıyor.
Muhterem Üstad, burada bizim de, yaklaşık 30 yıldır Afganistan'ı izleyen birisi olarak, öngördüğümüz bir tehlikeye dikkat çekmek istiyoruz: Gerek Taliban, gerek Hikmetyar liderliğindeki Hizbi İslami ve gerekse de diğer direnişçi muhalif gruplar barış için yabancı askerlerin ülkeden geri çekilmesini bir ön şart olarak ortaya sürüyorlar. Ancak, yabancı askerler çekildikten sonra herkesin herkesle savaşını önlemek için garanti ne olacaktır?
İşte bu sebepten dolayı biz, yabancı askerler çıkmadan ülkede Taliban ve diğer cihad gruplarının aynı tavrı sergilediği bir iç birlik ve beraberlik sağlamanın gereğine inanıyoruz. Diğer taraftan, bizim Afganistan ordusu ve polisini güçlendirmeye ihtiyacımız vardır. Her bölgede güvenlik ve istikrarı sağlayacak güçlü bir polis örgütüne ihtiyaç vardır.
Ancak tüm bunların en önemlisi, şu an savaşmakta olan gruplar ve daha önceki Cihad grupları arasında bir birlik ve beraberlik oluşturmaktır.
Peki bu mümkün müdür?
Evet, bizim tüm çabamız da zaten buna yöneliktir. Neden mümkündür diyecek olursanız, hepimizin hedefi Afganistan'ın bağımsız olması, özgür olması, yabancıların bizim geleceğimiz üzerinde hâkimiyetlerinin olmaması, dini ve milli değerlerin hâkim olmasıdır. Bunlar hepimizin üzerinde ittifak ettiği hususlardır. O halde neden anlaşmazlığa düşelim ki!
Sizce Taliban'ın Afganistan'da bir barış arayışı var mı?
Taliban içerisinde bizimle temas halinde olan ve barış sağlanmasını isteyen birçok kişi var. Tabidir ki onlar içerisinde baskı altında olan, duygularıyla hareket eden insanlar da vardır. Bu tür insanlar her grup içerisinde bulunabilir. Ama çoğunun savaştan bıktığına, yorulduğuna inanıyoruz. Savaşın devamının kendilerini karanlığa götürdüğüne ve önlerinde bir ışık olmadığına inanıyorlar.
Son sorumuz Sovyetler Birliği'ne karşı verilen Cihad ile ilgili. Afganistan halkı Sovyetler Birliği'ne karşı destansı bir savaş verdi. Bu savaşı zaferle de taçlandırdılar. Afganistan Cihadından istifade edemeyen tek halk ise Afganistan halkı oldu. Sizce, Afganistan Cihadının rotasından çıkması ve istenilen menzile ulaşmamasının nedeni ne idi?
Bunun tabii ki bir sebebi vardır. En önde gelen sebeplerden birisi şu idi: Mücahitler başkent Kabil'i ele geçirmeden önce bazı ülkeler, bugün İslamafobia olarak da isimlendirilen bir yaklaşımla, insanlarını korkutmak için "komünizmi yenen bu büyük güç karşısında hiç kimse duramaz" diyerek Mücahitlerin zaferini bir kâbus olarak göstermeye çalıştılar. Bu gücün yok edilmesi için de Mücahitler başkent Kabil'e girmeden planlar yapmaya başladılar. İşbaşına geldiğimizde bize karşı tehlikeli bir komplonun kurulduğunu açıkça gördük.
Cihad döneminde, bizim kurtardığımız bölgelerde çeşitli faaliyetler yapan, klinik açan, okul açan kişiler, ülkeler, hatta İslam ülkeleri Rusların yenilip geri çekilmesiyle birlikte, daha iç savaşlar başlamadan önce, onlar da faaliyetlerini durdurdular ve Afganistan'dan çıktılar.
Bu bir komplo idi. Hepsi çekip gittiler ve bizi bir yığın sorunla baş başa bıraktılar. Bizim sorunlar yumağı içinde boğulmamızı istiyordular. Zaten burada bir yönetim olması için çaba gösteriyordular. Müslüman ülkelerin büyükelçiliklerinin bulunduğu bir dönemde, meclisin oluşmaması, yönetimin oluşmaması için çaba gösteriyorlardı. Bu çalışmalarını açıkça yapıyorlar. Bir büyükelçiden diğerine koşuyorlardı.
Yani başarısızlığın ilk sebebi dış komplo idi. İyi bilenen, meşhur olmuş ve açıkça ortada olan bir komplo.
Diğeri ise, Mücahitlerin tecrübesizliği idi. Kadroları yoktu; Zafere ulaştıktan sonra nasıl hükümet edeceklerine dair bir program yapmamışlardı. Çünkü hükümet etmek öyle basit bir iş değildir. Özellikle de baştan aşağı yanmış ve yıkılmış bir ülke de; küçük tabancadan tutun stinger füzesine kadar, RPG roketatardan tutun Scud füzelerine kadar, savaş helikopterlerinden SU 26 savaş uçaklarına ve envai çeşit tanklara kadar halkın elinde birkaç milyon silahın bulunduğu bir ülkede hükümet etmek hiç de kolay değildi.
O dönem Sovyetler Birliği tarafından finanse edilen yenilmiş gruplar Mücahit gruplar içerisine sızdılar. Çeşitli Mücahit gruplar içerisine sızdılar. Bunda bazı ırkçı konular etkili oldu. Bunda bazı yakın çevremizdeki ülkelerinde açıkça parmağı vardı. Afganistan ne kadar uzun süre savaş sahnesi olarak kalsa o kadar mutlu idiler. Savaşı teşvik ediyorlar, finanse ediyorlardı. Çok silah vardı. Oldukça silahlı bir ordunun çöküşünden sonra silahların dağınık bir şekilde Mücahitlere karşı bazı kesimlerin elinde kalması ve bunların bazı gruplara katılması daha sonraki savaşların da bir sebebi oldu.
Bazı tecrübesizlikler, bazı grupların bencillikleri Afganistan'da yakılan iç savaşa yakıt sağladı ve başarısız olduk.
Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz Efendim.
BURHANEDDİN RABBANİ KİMDİR?
1940 doğumlu Burhanettin Rabbani, Ruslara karşı savaşan iki büyük gruptan Cemaat-i İslami'nin lideriydi.
Rusların gönderilmesi sonrası 1992 yılında mücahit örgütleri tarafından devlet başkanı ilan edildi. Ancak 1996 yılında Taliban'ın başkent Kabil'i ele geçirmesi üzerine ülkenin kuzeyine geçmek zorunda kaldı.
Rabbani, Sovyet işgalinin ardından mücahit gruplarınca kurulan koalisyon tarafından 1992'de cumhurbaşkanlığına seçilmişti.