ABD ve Avrupa, İsrail-Filistin çatışmasında, Afganistan ve Irak'ta bir yol bulmak için mücadele ederken, bölge hakkında varsayımlarının dayandığı stratejik zemin çarpıcı bir şekilde eksen değiştiriyor.
En bahse değer olanı, Türkiye'nin kendisine dar gelen Amerikan ittifak ceketini nihayet çıkarması, AB üyeliğine fiilen kayıtsız kalması ve ilgisini Asya ve Ortadoğu'daki Osmanlı komşularına odaklaması oldu.
Esasen Batı'ya burun kıvırmak olmasa da, bu eksen değişimi, İsrail'in Gazze'deki harekâtından İran ve Avrupa Birliği üyeliği sürecinin çıkmazda olmasına kadar tüm ABD ve AB politikalarından gittikçe rahatsız olduğunu ve hayal kırıklığına uğradığını yansıtmaktadır. Türkiye'de gerçekleşmekte olan İslam rönesansıyla da çınlamaktadır.
Şayet Türkiye bu yol üzerinde başarıyla ilerlerse, bölgedeki güçler dengesi adına, Sovyetler Birliği'nin çökmesi ve daha sonra Amerikan işgali yüzünden Irak'ta Sünni hâkimiyetinin imhası sayesinde İran'ın başat güç olarak yükselişi kadar stratejik önem-i haiz olacaktır.
Son aylarda Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında pek çok yeni anlaşma imzalandı ki müşterek bir siyasi vizyonun doğuşunu telkin ediyor. Ermenistanla imzalanan yeni bir anlaşma, Ankara'nın "sıfır problemli" komşuluk politikasını ne kadar ciddiye aldığının işaretini vermektedir.
Bununla birlikte, daha önemli olanı Irak, İran ve Suriye ile imzalanan ve müşterek ekonomik çıkarlarını yansıtan anlaşmalardır. Ortadoğu devletlerinin "kuzey kuşağı", Nabuko boru hattı tamamlandığında Orta Avrupa'nın başlıca doğalgaz tedarikçisi olmaya hazırlanıyor ki böylece Rusya'nın rolünü almakla kalmayıp petrol rezervlerinden dolayı jeostratejik ana çivi hükmündeki S. Arabistan'ın üstünlüğünü tedricen çembere alıyor.
Ekonomik durgunluk ve Mısır'ı aciz duruma düşüren kriz silsilesiyle birlikte ele alındığında, Ortadoğu devletlerinin ılımlı denilen ve Amerikan politikaları için merkezi önemdeki "güney kuşağının" giderek zayıfladığı ve zayıf halkaya döndüğü açıktır.
Gücün sabık Amerikan müttefiki Mısır ve S. Arabistan'dan kuzey kuşağı ülkelerine doğru sürüklendiğini bölgedeki siyasi oyuncuların farketmemesi mümkün değil ve Ortadoğu'da mutad olduğu üzere, kendilerini yeni güç gerçekliğine göre yeniden ayarlıyorlar. Bu en iyi şekilde Lübnan'da görülebilir: eski Amerikan müttefikleri ve Suriye hükümeti eleştirmenleri Başbakan Saad Hariri, Velid Canbolat ve haberlere göre 14 Mart Hareketinin Hıristiyan liderleri, hac ziyaretini Şam'da yapıyorlar. Bu mesajı bölgedeki diğerleri ıskalamadı.
Şayet Obama yönetimi bu gelişmelerden tam olarak haberdâr değilse, İran'a karşı yeni bir cezâi müeyyide turu için dünyayı seferber etme teşebbüsüne girdiğinde muhakkak ki haberdâr olacaktır.
Bu müeyyidelerin başarısız olması muhtemel zira aynı görüşte olmayanlar sadece Rusya ve Çin değil; müşteri çekmeye çalışılan "ılımlı, batı yanlısı Arap devletleri ittifakı" da kağıttan kaplana dönmeye başladı.
Ele aldığımda değişen güç dengesine bakınca, "ılımlılar" İran ve onun müttefikleriyle ciddi ciddi yüzyüze gelecek bir duruş sergilemiyorlar. Yemen'deki Husi isyancıların S.Arabistan tarafından bombalanması sonucunda Şii İran'a karşı hizipçi Sünni husûmetinin tetikleneceği ümidi boşa çıktı. Aksine, Suudi tepkisi bir diğer devletin iç çatışmasına tarafgir ve kabilevi bir müdahale olarak görüldü bölgede.
Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan, Mahmud Ahmedinejad'ın seçilmesinin meşruiyetini benimsemekle kalmayıp egemen bir ulus olarak İran'ın uranyum zenginleştirme hakkı olduğunda da ısrar etti. Batılı liderlerin aksine, İran'ın gidişâtı hakkında aşırı kaygılı görünmüyor.
ABD ve AB, güney kuşağı müttefiklerinin yerini, gücü artan kuzey kuşağının almasıyla cebelleşmek durumunda. Bu ayarı sonra yapmaktansa şimdi yapmak daha iyidir. Batı'nın kaydadeğer gördüğü meselelerin hiçbirisi (İran nükleer programı, İsrail'in güvenliği ve enerji arzının geleceği) yeni bir Ortadoğu'da yükselen gerçekliği görmezden gelerek çözümlenemez.
Yazar hakkında: Ortadoğu'da çalışmış eski bir M16 ajanı.
Kaynak: CS Monitor
Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı