Dünya Bülteni/ Haber Merkezi
İsrail, İkinci Dünya Savaşı sonunda İngiltere'nin mandası altındaki Filistin topraklarının bölünmesiyle oluşturuldu. İsrail devletinin kuruluşu, dünyanın dört bir yanına dağılan Yahudiler için bir yurt oluşturmayı amaçlayan Siyonist hareketin uzun süren çabalarının meyvesi olduğu kadar, Nazilerin zulmüne uğrayan Yahudilere, Batılıların bir ikramı aynı zamanda ve petrol bölgesinde güvenecekleri bir uzantısı da...
1948 İsrail'in kuruluşu
Nazi dönemindeki Yahudi Soykırımı sonrasında, uluslararası toplumda bir Yahudi devletini tanınması yolundaki baskılar yoğunlaştı. 1948'de de İsrail kuruldu.
Kurulma aşamasında ve öncesinde, yüz binlerce Filistinli, Yahudi İrgun tedhiş hareketinin katliamlarıyla, bölgeden sürüldü.
İsrail devleti ilan edildikten bir gün sonra, Ürdün, Mısır, Lübnan, Irak ve Suriye orduları ile savaşa tutuştu ama bu ordular püskürtüldü. İsrail ordusu, bazı bölgelerdeki küçük direnişleri de katliamlarla bastırdı.
1946 Der Yasin Katliamı
İsrail tarafından gerçekleştirilen katliamların en bilineni, kurulmasından iki sene önce Der Yasin'de gerçekleştirilendi. 1946 senesinde, Filistin köyü Der Yasin'e giren Moşe Dayan'ın liderliğindeki çete, uyumakta olan 576 Filistinliyi, bomba ve otomatik silahlarla tarayarak öldürdü. Moşe Dayan, ilerleyen yıllarda İsrail Savunma Bakanı, çetenin en acımasız fertlerinden biri olan bayan Golde Meir ise İsrail Başbakanı oldu.
Bu katliamdan sadece bir ay önce de, daha sonra başbakan olacak Menahem Begin'in başında olduğu bir başka çete, Kudüs'te İngiliz yönetiminin yerleşmiş olduğu ve dörtte üçü sivil halka açık olan yedi katlı lüks Kral Davud Oteli'ni 350 kilo TNT ile havaya uçurmuş, 91 kişinin ölmesine sebep olmuştu.
1953 Şaron katliamı
İlerleyen yıllarda İsrail'in başına gelecek olan Ariel Şaron da, silahlı hayatının ilk eylemini, 1953 yılında bir Filistin köyünü basıp 60 kişiyi katlederek gerçekleştirdi.
1982 Sabra ve Şatilla katliamı
Katliamlar üzerine kurulu yıllar geçiren İsrail'in hafızalarda yer tutan en önemli katliamlarından biri ise 1982 yılında gerçekleşti. Şaron'un yol vermesi ve emriyle, Hristiyan Falanjistler, Lübnan'daki Filistinlilerin yerleştiği Sabra ve Şatilla kamplarını bastı, 600 kişiyi doğradı. Bu katliamda, bin 800 kişi de kayboldu.
2002 Cenin Katliamı
İsrail'in hafızalarda en fazla iz bırakan katliamı ise 2002 yılında Cenin'de gerçekleşti. Cenin kasabasının dışındaki bir mülteci kampına girmek isteyen İsrail askerlerine, kamp sakinleri ve direnişçiler karşı koydu. Tam altı gün süren bu direnişte, bazı kaynaklara göre İsrail en az 30 askerini kaybetti.
Yiyeceğin ve cephanenin bitmesi sonrasında direniş kırıldı. Kampa giren İsrail askerleri, silahsız ve savunmasız halkın, önceden belirledikleri bir meydanda toplanmasını istedi. Halkın bunu reddetmesi üzerine, İsrail uçakları ve helikopterleri, havadan attıkları füzelerle, bütün bir kampı imha etti, ardından buldozerlerle enkazı ezdi.
Çoğu hava saldırısında füze isabeti sonucu ölürken, sağ kalanların genç olanları da kurşuna dizildi. Bu katliamda ölü sayısı en az bin olarak ifade edildi. Ama İsrail, katliamı gizleyebilmek için, ölenleri toplu mezarlara defnetti.
2009 Gazze Saldırısı
İsrail Savunma Kuvvetleri'nin, Işık Bayramı'nın devam ettiği 27 Aralık 2008 tarihinde yerel saatle 09:30 sıralarında Hamas'ın İsrailli sivillere ve askeri birimlere karşı kassam roketli saldırılar yaptığı gerekçesi ile başlattığı savaş. İsrail'in saldırıları nedeniyle 1000'den fazla insan hayatını kaybetmiştir.
2014 Gazze katliamı
Ramazan ayında başlayan katliamda 2 binden fazla kişi ölürken 11 binden fazla kişi yaralandı.
Halen işbaşında olan hiçbir yöneticisinin kendi topraklarında doğmadığı İsrail’in, bugün, 67'nci kuruluş yıldönümü kutlanıyor. Filistinliler ise Nekbe Günü dedikleri kendileri için felaket gününü bir dizi gösteriyle protesto ediyor.
NEKBE
Filistinlilerin Nekbe (Büyük Felaket) dediği, İsrail'in kuruluş yıldönümü Filistinlilerin İsrail'in 1948 yılında kurulduğu tarihe atıfla felaket olarak niteledikleri olay. Nekbe 700 binden fazla Filistinlinin 1948'de topraklarından sürülmesinin adı. Sözcük ilk olarak Arap aydını Konstantin Zureyk tarafından Ağustos 1948'de ortaya atıldı.
Zureyk, Nekbe sözcüğünü 'sürmekte olan' olarak kullandı. Zira 500'den fazla Filistin köyünün yıkımı 1948'de değil, İsrail işgali takip eden yıllar içerisinde gerçekleşti.
Her yıl, "Nekbe Günü" olan 15 Mayıs'ta Filistinliler evlerine dönme talebiyle gösteriler yaparken, mülteciler uzun süredir kayıp olan evlerinin anahtarlarını sembol olarak saklıyor.
Birleşmiş Milletler Yardım ve Kalkınma Ajansı'na (UNWRA) göre, Ortadoğu ülkelerine dağılmış dört milyondan fazla kayıtlı Filistinli mülteci var.
Aydoğan Kalabalık
Filistin resmi rakamlarına göre, İsrail tarafından işgal edilen Filistin topraklarında 1948 yılında 1 milyon 400 bin Filistinli yaşamaktaydı. Bu nüfusun 800 bini köylerinden çıkarılarak, Batı Şeria veya Lübnan, Ürdün ve Suriye gibi komşu ülkelere sürüldü.
An itibariyle tarihi Filistin topraklarında 11.8 milyon kişi yaşıyor. Yahudi nüfusun oranı yüzde 51 olmasına rağmen, söz konusu toprakların yüzde 85'inde yaşıyor. Geriye kalan yüzde 15'lik bölümde ise nüfusun yüzde 49'u, yani Filistin halkı hayatını devam ettirmeye çalışıyor.
El Cezire gibi kaynaklara göre, 1948'de Siyonist çeteler 70 farklı katliam gerçekleştirdi. Bu katliamlarda 15 bin Filistinli hayatını kaybetti.
1948 öncesinde Filistinliler, 1300 köy ve şehirde yaşamaktaydı. Yahudiler bu iskan alanlarının 774'ünü ele geçirdi ve 531 köyü tamamen yerle bir etti.
1948 yılında 1.4 milyon olan Filistinlilerin bu günkü toplam nüfusu 11.6 milyondur. Bu nüfusun 5.6 milyonu Batı Şeria ve Gazze'de geri kalanı ise hala sürgünde yaşamaktadır. Lübnan'daki kamplarda yaşayan Filistinliler'e eğitim ve mülk edinme gibi hiç bir hak tanınmamaktadır.
Filistin Kurtuluş Örgütü, komşu ülkelerde yaşayan Filistinlilere vatandaşlık verilmesine karşı tavır sergilediğinden, yıllardır Filistin halkı üçüncü sınıf bir kenar mahalle sakini olarak kabul edilmektedir. Sadece Ürdün FKÖ'nun baskılarına ragmen Filistinlilere vatandaşlık vermiştir.
Ürdün'de yaşayan Filistinliler, Lüban ve Suriye'deki Filistinlilere oranla daha fazla iş, eğitim, mülk edinme, özgüven, vatan ve devlet gibi insani duygulara sahiptir. Diğer ülkelerdeki Filistinli nesiller, hala Nekbe'yi veya faciayı yaşamaktadır.
2013 verilerine göre halen, 5.3 milyon Filistinli sığınmacı durumundadır. Sığınmacıların yüzde 59'u Ürdün, Suriye ve Lübnan'da, yüzde 17'si Batı Şeria'da, yüzde 24'ü ise Gazze'de yaşamaktadır. Gazze aslında bir mülteci kampıdır.
Lübnan'da 12, Suriye'de 9, Ürdün'de ise 10 ayrı sığınmacı kampı bulunmaktadır. Buralara hala Arapça'da çadır kent anlamına gelen, "muhayyemat" denilmektedir.
Vatanlarını bütün uygulamalara ragmen terk etmeyen Filistinlilere "48" Filistinlileri deniliyor. İsrail topraklarında İsrail vatandaşı olarak yaşayan "48" Filistinlilerinin nüfusu 2012 verilerine göre 1.4 milyon.
1918 yılında Filistin'de yaşayan Yahudiler, nüfusun yüzde 8'ini oluşturuyordu. Toprakların ise sadece yüzde 1.56'sı Yahudilere aitti. "Nekbe" internet sitesi verilerine göre 1800 yılında Filistin'de 5 bin civarında Yahudi vardı. 1918'e gelindiğinde sayı 55 bine, 1948 yılında ise 650 bine yükseldi.
Yahudi nüfusun artmasında 2. Dünya savaşı ve Hitler'in uygulamalarının yanı sıra, Yahudileri "İsrail'e yükseltmek" için yapılan propagandalar etkili oldu. Yahudiler İsrail'e göçü "yıkarı çıkma-yükselme", İsrail'den ayrılışı ise "aşağı inme- alçalma" olarak isimlendirilmektedir. İsrail'e gelip vatandaşlık alıp geri dönenlere "aşağı inen" denilmektedir.
1948 ve 1967 savaşlarında Yahudiler, bütün İsrail'i, Suriye Golan tepelerini, Mısır Sina yarımadasını, 1982 yılında ise Lübnan'ın güneyini işgal etti.
1973 yılında kadar İsrail ve müttefiklerinin Arap ülkelerine karşı üstünlüğü söz konusudur. 6 Ekim 1973 Savaşı'nın ardından Enver Sedat yönetimindeki Mısır'ın İsrail askerlerini Sina Yarımadası'ndan çıkarmasının ardından dengeler değişti.
Yeni dönemde, direniş güçlerinin İsrail'e karşı bariz bir üstünlük sağladığı görülmektedir. Bunun delili ise Hizbullah'ın İsrail'i Lübnan'dan, İslami Direniş Hareketi Hamas'ın ise, Gazze'den çıkarmayı başarmış olmasıdır.
Levent Baştürk
Filistinliler ve Filistin Davası için dayanışma içinde olan insanlar bir Nekbe Günü’nde daha meydanlarda toplandı ve yürüyüşler düzenledi. Her 15 Mayıs Filistinliler için bir anma ve yas günü.
14 Mayıs ise İsrail’in bağımsızlığını ilan ettiği gün. İsrail’deki Bağımsızlık Günü kutlamalarının günü Yahudi takvimine göre her yıl değişebiliyor. Lakin 14 Mayıs’ın İsrail ve dünya Yahudilerinin çok büyük bir kesimi için “Dönüş”ün tescillendiği gün olduğunu belirtmek gerekiyor. Bir sevinç ve mutluluk günü onlar için.
Birinin neşe, sevinç ve mutluluğu diğerinin acısı, kederi ve yası üzerine inşa edilmiş. Nekbe Günü, acıları ve kederleri paylaşma günü. Bir topluluğun bağımsızlığının bir diğeri için doğurduğu felaketi unutmama günü. Türkçe ifade edecek olursak, Felaket Günü.
Bitirmek üzere olduğumuz hafta içinde İsrail Yahudileri, ülkenin kuruluşunun 68. Yıldönümü’nü coşku içinde kutladılar. İsrail, Batı Şeria, Gazze ve dünyanın dört bir yanına dağılmış yurtsuz bırakılmış Filistinliler ise Nekbe veya Felaket Günü’nde hem 68 yıl önce vuku bulan yurtsuzlaştırılmayı andılar hem de “süregiden Nekbe”yi protesto ettiler.
Nekbe Günü, İsrail devletinin 1948’de kurulmasına binaen Filistin’de vuku bulan etnik temizliğe atıf yapan bir gün. İsrail’in kuruluşunun ilan edildiği toprakların yerlisi olan Filistinlilerin yüzde 85’inden fazlası köylerinden ve kasabalarından ayrılmaya zorlandı etnokratik Siyonist entitenin devletleşmesi için. Boşaltılan yerleşim birimleri yerle bir edildi. Ayrılanların yerine başka ülkelerden gelen Yahudiler yerleştirildiler. Akre ve Hayfa gibi geçmişin köklü Filistin şehirleri boşaltıldı ve geçmişin izlerinden geriye pek bir şey bırakılmadı. Yaklaşık 700 binden fazla insan evlerinden, köylerinden ve kasabalarından şiddet tehditi ve kullanılması sonucunda kovuldular.
İsrail devleti olarak resmiyet kazanan Siyonist entitenin bekası uğruna bölgenin Filistinlilerden arındırılması hadisesi bağımsız ilanından önce başlamıştı. 30 Mart ve 30 Mayıs günleri arasında 200 civarinda Filistinli köyü işgal edilmiş ve meskunları güç kullanılarak kovulmuştu. Daha İsrail’in bağımsızlığı ilan edilmeden önce, Siyonistlerin yerleştikleri topraklardaki yerli nüfusun yarısına yakını etnik temizliğe maruz kalmışlardı. 1949 sınırlarını oluşturan topraklarda, savaştan önce 700 civarında Filistinli kasabası varken, savaş bittiğinde bu rakam 170’e inmişti.
İsrail hakimiyeti altındaki toprakların Filistinlilerden arındırılması siyaseti bağımsızlığın ilanından sonra da devam etti. İsrail sınırları içinde kalan topraklardan Filistinlilerin uzaklaştırılması 1950 sonlarına kadar sürdü.
Ayrılanların geri dönmesine İsrail hiç bir şekilde izin vermedi. Dönüş hukuki açıdan imkansız hale getirildi. Her şeye ragmen dönmeye teşebbüs edenlere karşı Siyonist entite şiddet kullanmaktan çekinmedi. 1956’ya kadar, evine dönmek isteyen 5 bin Filistinli işgal güçleri tarafından katledildi. Çıkarılan yeni kanunlarla ayrılan Filistinliler’e vatandaşlık hakkı tanınmadı; mülk ve topraklarına da el konuldu.
Filistinliler her yıl hem İsrail’in resmi bağımsızlık gününde hem de 15 Mayıs’ta Nekbe Günü vesilesiyle bir araya geliyorlar. İsrail’deki gösterilere Yahudi insan hakları aktivistleri de destek veriyorlar.
Ancak “bölgedeki tek demokrasi” olarak anılan; ama gerçekte bir etnokrasi olan İsrail, Nekbe Günü’nü kanunsuz ilan eden bir yasayı 2012’de kabul etmiş durumda. Siyonist resmi söyleme göre, bu anma günü İsrail’in “Yahudi Devleti” olma durumunu inkar anlamına geliyor. Ayrıca aynı söylem neşe ve mutluluk günü olması gereken bir günün yas günü haline getirilmesini bir meydan okuma olarak değerdirmekte.
Açıkça düşünce özgürlüğünü ihlal eden bu yasaya karşı yapılan iptal başvurusu “tek demokrasi”nin Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi. Dolayısıyla İsrail hükümeti, bu gösterilerin yapılmasını engellemek için elinden geleni yapmakta her yıl. Engelleme nedeniyle her yıl çeşitli olayların vuku bulduğunu, tutuklamaların olduğunu ve hatta yaralanma ve ölüm vakalarına neden olunduğuna şahit oluyoruz.
Nekbe, belirttiğimiz gibi, süregiden bir durum. Çünkü mülteci durumuna düşen Filistinlilerin geri dönme talepleri bir insanlık hakkının sonucu. Bugün Birleşmiş Milletlere kayıtlı 5 milyonun üzerinde Filistinli mülteci var. 1948-1949 savaşının sonucunda topraklarından uzaklaştırılan Filistinlilerin yurtsuzluk halinin devam etmesi “süregiden Nekbe”nin sadece bir yönü.
1967 savaşının ardından da 300 bin üzerinde Filistinli topraklarından ayrılmaya zorlanmıştı. Ayrıca İsrail’in Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te zorla topraklara el koyma ve ev yıkma politikaları devam ediyor. Filistinlilerden arındırılan topraklar üzerinde yeni yerleşim birimleri sürekli genişliyor. 1967’den bu zamana İsrail’in 1949 sınırlarının dışında inşa edilen yeni yerleşim birimlerinde yaşayan İsrail vatandaşı Yahudilerin nüfusu 600 bine ulaşmış durumda. Ve bu tamamen Filistinlilerin evlerine ve topraklarına el konulması sonucunda ortaya çıkan bir durum. Batı Şeria ve Gazze’deki Filistin toplumu hala kuşatma ve askeri yönetim altında yaşamaya devam ediyor. Eylül 2015’ten beri devam eden olaylarda 200’den fazla Filistinli hayatını kaybetmiş durumda.
Ortadoğu bölgesinin geneli gibi, Filistin acıya doydu. Filistin barış yüzü görmeden bölgenin barış yüzü görmesi zor görünüyor. Barış ise “süregiden Nekbe” ile temin edilecek bir durum değil. Nekbe’nin son bulması, sadece Filistinlilerin üzerine düşen bir sorumluluk değil. Bir apartheid rejimi olan Siyonist entiteye karşı, aynen bir zamanlar Güney Afrika beyaz azınlık rejimine karşı olduğu gibi uluslararası toplumun hem sivil toplum bazında hem de devletler düzeyinde ortak bir girişim içinde harekete geçmesi gerekiyor.
Kaynak: Aydoğan Kalabalık, Levent Baştürk