Kudüs akıl sağlığınıza garip şeyler yapabilir

İşte orada bir adam, sakallı ve gözlüklü bir yerleşimci, onu El Halil’den Kiryat Arba’ya götürmemizi istiyordu. Ve Kiryat Arba ne yerleşimdi! Yaklaşık 50 Filistinli’yi öldürdükten sonra, hayatta kalanlar tarafından öldürülen Baruch Goldstein’in memleketiydi ve arabayı kullanan Kudüs’teki adamımız Don, “Emin misiniz?” diye sordu ve “başka bir bakış açısı” duymak için istekli olan rehberim ve ben, “Neden olmasın?” dedik ve adam arka koltuğa, yanıma bindi. Ve El Halil’den çıktığımızda bizi işaret etti ve “Yahudi? Yahudi? Yahudi?” dedi.

Ve ben biraz şaşkındım ve Don’un konuşmasına izin verdim ve o “Hayır,” dedi. Bu dostumuzun bir süre sessiz kalmasını sağladı. Kemerinde bir silah taşıyordu ve bundan hiç hoşlanmamıştım. Fakat silahlı Filistinliler Yahudi yerleşimcileri öldürmüştü, o yüzden çenemi kapalı tuttum. Sonra Kiryat Arba’ya vardık ve daha büyük bir sakalı olan iri yarı bir adam, eşit devasalıkta bir silahla arabanın camına geldi ve girebileceğimizi söyledi. Ve yanımdaki yerleşimci şöyle dedi: “İsrail Vatanı- İsrailliler için. Araplar. Londra’da.” Evet, anlıyorum, diye homurdandık. Sanırım biraz Balfour Deklarasyonu’nun tersini andırıyordu. “Majestelerinin Hükümeti İngiltere’de Arap halkı için ulusal bir ev kurulmasını hoş görüyor...” İşte sanırım istediğiniz oldu.

Sonra King David Oteli’nden -eklemeliyim ki Kudüs’teki en iyi otel ve Yahudi ve Arap personel, benimle aynı fikirde olmasalar da, tek devletli çözüm için en iyi reklamlar!- telefon ettim ve Waqf’a benim ve rehberimin Harem el Şerif’i, Kaya Kubbesi’ni ve Düzlük’ü ziyaret etmemize izin verip vermeyeceklerini sordum. Geri arayıp evet dediler ve Pazartesi sabahı tam 09.00’da Peygamber’in ayak izine dokunabiliyordum. Bunu yaptım ve elbette Şam’daki Omayad Camii’ne çok benzeyen muhteşem camiiye girdim ve güzelliği karşısında hayrete düştüm.

Bana altın ve yeşilin cennetin renkleri olduğu söylendi, buna inanabilirim. Ve sonra bana Düzlük’ün ötesinde, yaşlı düzenbaz Mussolini’nin Filistin’deki en kutsal camiiye hediye ettiği Carrara mermerinden sütunları gösterdiler ve tabii ki Büyük Müftü ve onun Nazi Almanya’sına yolculuğunu ve Hitler’e yaptığı ziyareti, sonra Avrupalı Yahudileri Doğu’ya göndermek için yaptığı konuşmaları ve çağrıları araştırdığım öğrencilik günlerimi hatırladım... Biliyor muydu?

Sonra halıların arasından yürüdüm ve orada Filistinliler’in, 1990 cinayetlerinde onlara biber gazı atan İsrailliler’in mermi kovanlarını koydukları bir plastik tabut vardı. Üzerinde “Saltsburg, Pennsylvania, sadece açık alanda kullanılır.” yazıyordu. Hayal edebiliyorum. Saltsburg? Şirin küçük şehir?

Fakat sonra bir başka soru. Allah aşkına, bu kutsalın da kutsalı yerde kovanların işi ne? Burası gerçekten onların yeri mi? Burada, Hz. Muhammed’in ayak izine bu kadar yakın mı olmalılar? Evet, sanırım bir açıdan öyle. Fakat merak ediyorum. Ve sonra Düzlük’ün yakınında dikkatle restore edilen Hamam el Ayn’da bir brunch ve İsrail işgalini Conrad diliyle anlatan hoş bir Filistinli hanımla konuştum. Bana “İsrail işgali... Üzerinizdeki herşeyi arıyorlar; ruhunuza giriyorlar.” dedi. Bu gerçekten bir “of”.

Sonra İsrail ve Batı Şeria’dan ayrıldık. “Lütfen pasaportlarımızı damgalamayın. Lütfen pasaportlarımızı damgalamayın.” diye rica ettik. Ve İsrailliler pasaportlarımızı damgalamadı. Ve sonra, nehrin Ürdün tarafında, “Lütfen pasaportlarımızı damgalamayın. Lütfen pasaportlarımızı damgalamayın.” diye rica ettik ve Ürdünlüler damgalamadı. Yine de Amman Havaalanı’ndaki Ürdün göçmen bürosu yetkilisi pasaportlarımızı damgaladı ve böylece Lübnanlılar’ın Ürdün’den çıktığımızı, fakat asla oraya girmediğimizi görmesini sağladı. Fakat Lübnanlılar Ürdün damgasını gözardı ettiler.

Bunların hepsi bana Kutsal Vatan’ın, Kudüs’ün, “Al Kuds”un, “Yeruşalayim”in -farkettim ki İsrailliler Arap yol işaretlerinin üstüne, şehrin İbranice ismini Arap alfabesiyle yazıyorlar- biraz çılgın olduğunu düşündürdü. Daha önce hiç insanların yaklaştıkça delirdikleri bir şehirde bulunduğumu sanmıyorum.

Bir kez Zeytin Dağı’nın ve R Maxwell’in mezarının üstündeki Seven Arches Oteli’ne gitmiştim ve Ey Okuyucu, sakın ama sakın orada kalma. Orada bir grup Hristiyan ellerini birleştirmiş dua ediyordu ve duaları bitene kadar lobiden geçmeme izin vermeye hazır değillerdi. Onlara acelem olduğunu söyleyince, Hristiyan adamlardan biri suratıma yumruk atmakla tehdit etmişti.

Tuhaf yer Kudüs. Tuhaf yer El Halil. Allah aşkına, Tanrı onlara ne yaptı?

Kaynak: Star