İran'ın sınırlı zenginleştirme planı işe yarayabilir

 

Buşehr nükleer reaktörünün faaliyete geçmesiyle birlikte – UAEK'nun güvenlik denetimi altında olan bir tesistir – İran çizgiyi geçti. İslam Cumhuriyeti, nükleer klüp adayı değil artık. Nükleer bir devlet. Dolayısıyla, söz konusu olan sanki nükleer eşiğin gerisindeki bir devletmiş gibi İran'a müzakere teklifinde bulunmak ve bu esnada cebri müeyyideler uygulamak batı adına gerçekçi değildir.
Buşehr'e yakıtı Ruslar sağlıyor fakat dışarıdan gelen bu yakıt çok geçmeden yerini İran yakıtına terk edecek. Ve İran daha pek çok reaktör inşası planı yapıyor. Bu durumdaki hiçbir devletin – yani yerli sanayisi nükleer enerjiye böylesine bağımlı olan hiçbir devletin – bir yabancı ülkeye yakıtın tek tedarikçisi olma izni vermeyi sürdürmesi muhtemel değildir. Yurtiçi ekonominin büyük bir bölümünü, diledikleri vakit arz fişini çekebilecek durumda olan yabancılara rehin etmek olur bu.
Madem ki nükleer meselenin bağlamı değişti, o halde kaçınılmaz olarak müzakerelerin içeriği de değişmelidir.

ABD, İran nükleer eşiği geçtiğinde ne yapılması gerektiği hakkındaki tartışmanın orta yerinde Buşehr'e gerçeğine çattı.

ABD'nin ikilemi


Savunma Bakanı Robert Gates, bu yılın başlarında, düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun örtülü bir şekilde silah yapımına uygun materyale çevrilebileceğini dolayısıyla da İran'ın eşiği geçebileceğini savunmuştu. Amerikan istihbaratı farketmeksizin böyle bir değişim yaşanabilir ve Amerika durumdan bihaber olabilir demeye getirmişti. Gates, bu ikilemin tek çözümünün, İran'ı düşük düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun bir kısmından vazgeçmeye zorlayacak bir kaldıraç gücüne sahip olmak olduğunu savunmuştu. Böylece, İran, eşiği geçmesine yetecek uranyuma sahip olma şansını yitirecekti.

Bu sav, barışçıl uranyum zenginleştirme ile silah yapımına yönelmiş uranyum zenginleştirme çalışmaları arasında özde hiçbir fark yoktur zira her iki yol da teknik bakımdan aynıdır diyen eski bir Amerikan doktrinine kulak vermektedir. Bu doğru ise, İran tanım gereği eşiği aşacaktır elbette - tıpkı düşük düzeyde uranyum zenginleştiren Japonya ve diğer bazı ülkeler gibi. Nükleer enerji sahasına girmektedir neticede.

Fakat Robert Gates "kaldıraç" gibi yüklü bir kelimeyi kullandığında artık başka bir şey konuşuyoruz demektir. Reaktör ve yakıt çevrimi sahibi bir devlet üzerindeki kaldıraç, yakıt stoğundan usulen feragat etmediği takdirde İran'ı savaşla veya sıkı bir kuşatmayla tehdit etmek anlamına gelir.
Obama, Gates gibi şahinlerin kendisini zorladığı eşiği geçme şartına onay vermeyi şimdiye değin reddetti.

Zenginleştirme barışçıl olabilir

İran, ABD'nin ayırt edilemezlik doktrininin yanlış olduğunda ısrar ediyor. İran görüşüne göre, barışçıl zenginleştirme, silah üretme amaçlı zenginleştirmeden ayırt edilebilirdir: Biri güvenlik denetimine tabi tutulabilirken diğeri tutulamaz.


2005 yılı civarlarında, o zamanın İran müzakerecisi Ali Laricani Avrupalılara üç kulvarlı bir çözüm önermişti: 1) Düşük düzey zenginleştirmenin ötesine geçemeyecek santrifuj 2) Zenginleştirme tesislerinde Avrupa'yla ortaklık 3) İlave gözetim

Avrupa üçlüsü bir cevap vermeye tenezzül etmedi. İngiltere Başbakanı Tony Blair'in nüfuzu altında kalarak zenginleştirmenin kalıcı olarak durdurulmasında ısrar ettiler.


Batının yeni bir yaklaşıma ihtiyacı var

Batının "uranyum zenginleştirme yok", "eşiği geçme yok" duruşuna yapışıp kalması Buşehr gerçekliği karşısında gerçekçi değil. İran, nükleer duruşunu Rusya ve Çin veya hatta başka ülkelerle müzakereye hazır olduğunun - İran'da kurulacak bir uranyum zenginleştirme tesisine ortak olunabileceğinin - işaretlerini veriyor. Muhafazalı bir çözümün yönünü gösteren açık bir işarettir bu. Peki ABD ve Avrupa ipucunu bu kez yakalayacak mı?

İran nükleer programı, Buşehr tesisinin faaliyete geçmesiyle birlikte artık geri çevrilemez bir noktaya ulaşmıştır. ABD ve dünyanın geri kalanı, bu teklife yanaşmalıdır. Bunun tek alternatifi, şu an ivme kazanmakta olan gidişattır yani Sunni Arap devletlerinin batılı silah sanayinin desteğinde silahlanma yarışına girişmesi ki bu, bir gün Ortadoğu'da hiç kimsenin istemediği yeni bir savaşa yol açabilir.


Kaynak: CSM

Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı