Hindistan, dünyanın en kalabalık demokrasisi. Hatta hızla artan nüfusu nedeniyle 2020 yılında şu anda dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin'i geride bırakması bekleniyor. 2001’de 1 milyar 029 milyon olan nüfusu 2011 yılındaki sayıma göre 1 milyar 210 milyona ulaştı.
Resmi istatistiklere göre ülkede her iki saniyede bir çocuk doğuyor. Yetkililer, bu durumun önüne geçilmesi için pek çok teşvik programı uyguluyor. Ancak birbirinden farklı etnik grupları ve dini inanışları bünyesinde barındıran Hindistan’da bu teşvik kampanyalarının başarıya ulaşması zor görünüyor.
Son yıllardaki hızlı ekonomik büyümesiyle küresel güç olma yolunda emin adımlarla yürüyen Hindistan birbirinden farklı etnik gruplardan oluşuyor. Resmi dil Hintçe olmasına rağmen ülkede 850 çeşit dil ve lehçe konuşuluyor. 27 eyaletten meydana gelen ülkede her eyaletin kendi resmi dili bulunuyor.
Nüfusun yüzde 83'ü Hindu, yüzde 11'i Müslüman, yüzde 2'si Hıristiyan, yüzde 2'si Sih ve geri kalan yüzde 2'si de diğer dinlere mensup. Nüfus fazlalığı nedeniyle halkın yaşam kalitesi ise bir hayli düşük. Hatta büyük çoğunluğu açlıkla karşı karşıya.
Hindistan'da yüzyıllar önce dayanışma birliği olması amacıyla kurulan kast sistemi giderek toplumsal çatışmaya dönüştü. Kast sistemi 1975'te çıkarılan bir kanunla kaldırıldı. Ancak kırsal bölgelerde bu sistem hala devam ediyor.
Halkın dörtte üçü tarım ve hayvancılıkla uğraşıyor. Ülke topraklarının yarısına ekim yapılıyor. Bu toprakların yüzde 80'ine de tahıl ekiliyor. Madencilik ve imalat sektörü diğer gelir alanlarını oluşturuyor.
EKONOMİSİ HIZLA BÜYÜYOR
Hızla büyüyen bir ekonomiye sahip olan Hindistan ekonomik kalkınmaya 80'li yılların sonunda başlamasına rağmen, bugün geldiği noktada dünya çapında en az Çin kadar dikkat çekiyor. Özellikle son yıllarda yakalanan ekonomik büyüme ve kalkınma eğilimi, büyük güçlerin ilgisini Hindistan'a kaydırdı.
Nitekim ülke 2010 yılında 1 trilyon 43 milyar ABD doları olarak kaydedilen Gayri Safi Milli Hasılası ile dünyada beşinci büyük ekonomi oldu. Uluslararası araştırmalar Hindistan'ın 2022 yılında ABD, Çin ve Japonya'nın ardından en büyük dördüncü ekonomi olacağını ortaya koyuyor.
Hindistan genç nüfusuyla da dikkat çekiyor. Ülkenin nüfusu bir milyar 200 milyon. Tahminlere göre, 2025 yılında Hindistan, Çin’i geçerek 1 milyar 460 milyonluk nüfusla dünyanın en kalabalık ülkesi olacak.
Ülkenin yaş ortalaması 26. Düşük ücretlerle çalışan bu nüfus büyük bir işgücü oluşturuyor. Hindistan işgücüne her yıl 10 milyon kişi katılıyor. Her ne kadar ekonomik büyüme verileri olumlu seyretse de, ülkede nüfusun halen önemli bir bölümüne su ve elektrik gibi temel hizmetler ulaştırılamıyor. 600 milyon Hintlinin evinde elektrik dahi bulunmuyor.
Enerji altyapısındaki eksiklik nedeniyle elektrik kesintileri en gelişmiş bölgelerde bile yaygın. Ayrıca hızlı ekonomik büyümeye paralel olarak dış borç yükseliyor, bütçe ve cari işlemler açığında artış kaydediliyor. Büyümenin getirdiği bir diğer sorun, artan refahın eşit olarak dağıtılmaması.
Kırsal kesimler ekonomik gelişmeden yeterince pay alamıyor. Hindistan nüfusunun yaklaşık yüzde 25'i günlük 1 doların, yüzde 25'i aşan ikinci dilimi ise günlük 2 dolarının altında gelire sahip. Buna karşın ülkedeki orta ve orta üstü kesim, 300'er milyon dolarlık gelir dilimlerinin sahibi...
GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİ EN BÜYÜK SORUNU
2 trilyon dolarlık satın alma gücü ile dünyanın en zengin 10’ncu ve Çin’den sonra en hızlı büyüme kaydeden ikinci ekonomiye sahip olsa da Hindistan, çarpıcı şekilde dünyanın en fazla yoksul insanına da ev sahipliği yapıyor.
Hindistan'ın doğusu ve batısı arasında gelir dağılımı bakımından büyük uçurumlar var. Nüfusun önemli bir bölümüne su ve elektrik gibi temel hizmetler ulaşmıyor. 500 milyondan fazla Hintlinin evinde elektrik yok. Ekonomik büyümeden kırsal kesimler yeterince pay alamıyor. Doğu eyaletlerinde yaşayan insanların yüzde 66'sı yoksulluk sınırı altında.
Nüfusun yüzde 25'i günde 1 doların, yüzde 25’'i aşan ikinci dilimi ise günde 2 doların altında gelire sahip. Hindistan'ın yüzde 30'a yakını yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Hindistan'ın 8 eyaletindeki 421 milyon yoksul, Afrika'nın en yoksul 26 ülkesinde yaşayan 410 milyon insandan fazla. Borç nedeniyle 250 bin çiftçinin canına kıydığı Hindistan'da 800 milyon insan mülksüz.
Hindistan'da okuma yazma oranı yüzde 70 civarında. İlköğretim çağındaki 50 milyondan fazla çocuk yoksulluktan ötürü okula gitmiyor. 1 milyar 200 milyon nüfuslu ülkede 122 dilden 26'sı eğitim dili olarak kullanılıyor. Bu da okuma yazma oranlarını olumsuz etkiliyor. Erkeklerde okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde 38, kadınlarda bu rakam yüzde 66'ya kadar çıkıyor.
14 yaşın altındaki 12 milyon çocuk tarlada, ev işlerinde, atölyelerde ve hizmet sektöründe düşük ücretlerle çalıştırılıyor. BM çocuklara yardım fonu UNICEF'in araştırmasına göre çocuk Ölümlerinde Hindistan Çin ile ilk sırada. Çocuk ölümlerinin üçte biri Çin ve Hindistan'da gerçekleşiyor. Ölümlerin ana sebepleri zatürre, ishal ve yetersiz beslenme.
Hindistan'da 8 dakikada bir çocuk kayboluyor ve bunların yarısı bir daha bulunamıyor. Kaçırılan çocukların bir kısmının fuhuşa zorlandığı belirtilirken, önemli bir kısmı evlerde hizmetçi olarak çalıştırılıyor. Hindistan'da yarım milyon çocuk bu konumda.
Uluslararası çalışma örgütü İLO’nun verilerine göre 250 milyon çocuk çok kötü koşullarda çalıştırılıyor. Bunların yüzde 61’i Asya’da ve ilk sırada Hindistan var. Hindistan'da üç kadından biri normal kilosunun altında ve bu durum düşük kilolu bebek riskini artırıyor.
Doğum sırasında ölen kadınlar açısından Hindistan yine ilk sırada. Her yıl on binlerce kadın ve çocuk yeterli sağlık hizmeti alamadığı için hayatını kaybediyor. Dünyada kadına şiddette de Hindistan diğer ülkeleri geride bırakıyor. Her yıl 25 bin kadar cinsel saldırı vakası kaydediliyor. 2013 yılı rakamlarına göre 21 dakikada 1 cinsel saldırı suçu işleniyor.
Avustralya'da kurulan “Walk Free Foundation” farklı bir araştırma yapıyor. Vakıf, zorla evlendirilen, fuhuşa zorlanan, borçlandırılarak ya da insan kaçakçıların eline düşerek çalıştırılan insanları “Modern Köleler” olarak niteliyor. Vakfın "2014 Küresel Kölelik Endeksi"ne göre dünya nüfusunun yüzde 5'i kölelik şartlarında yaşıyor. Hindistan 145 milyon kişi ile ilk sırada.
KAST SİSTEMİ HALA YÜRÜRLÜKTE
Ülkenin yüzde 80’inden fazlasının benimsediği Hinduizmin en belirgin toplumsal vasfıysa ülkeyi hiyerarşik kastlara bölmek. Hindistan demokrasisi kastlar arasındaki büyük çatlakları kapatmaya çalıştıysa bile tam anlamıyla başarılı olamadı.
Hinduizme göre dört büyük kast var. Kast sisteminin en üst sırasında kutsal din adamları sınıfı “Brahmanlar” yer alıyor. Brahmanların altında “Ksatriyalar” denilen yöneticiler bulunuyor. Bu kastın altındaki “Vaisyalar”, zanaatkârlar ve tüccarlar. Onların altında ise “Shudralar”, yani köylüler yer alıyor. Shudralar, Hinduizmde en alt kastı temsil ediyor.
Kastlar, ırsi, evliliklerin kast içi gerçekleştiği hiyerarşik gruplar. Her bir kastın ayrı bir toplumsal faaliyet alanı bulunuyor. Avrupalıların “parya”, yani “dokunulmazlar” (pis görüldükleri için dokunulmayanlar) dedikleri “dalitler” ise kast sisteminin dışında.
Paryalar diğer kastların yapmak istemedikleri kötü işlerden sorumlu. Dalitler'in Hint nüfusu içindeki oranı yüzde 18 civarında. Bu oran yaklaşık 180 milyon Hindu'ya tekabül ediyor. Hindistan'ın kurucu lideri Mahatma Gandi’nin girişimiyle Hint hükümeti parya statüsünü yıktı. Aşağı kastların diğer üyeleri gibi paryalar da pozitif ayrımcılık programlarından istifade ediyor.
Demokrasinin kat ettiği ilerlemelere, genel oy hakkı ve çok partili hayata rağmen Hint Birliği, kastlar yüzünden hâlâ kelimenin batılı anlamıyla demokratik bir sivil topluma sahip değil. Bir yandan köy hayatına dair eski düzenlemeler sistemi zayıfladı; diğer yandan, kast kimliği muhafaza edildi. Hatta siyasi partiler hedeflerine ulaşabilmek için şu veya bu kast’ın desteğini arıyor.
Kendini kast sistemi içerisinde tanımlayan toplumsal örgütlenmeye dayanan Hinduizm, Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından çok partili demokrasiye geçmenin çelişkilerini yaşadı.
Müslümanları da içine alan Hindistan’ın en eski partilerinden laik “Kongre Partisi” bağımsızlıktan sonra sonuçları yetersiz olsa bile tarım reformu yaparak büyük toprak sahiplerinin gücünü zayıflattı. Öte yandan da kamu makamlarına en kötü durumdaki kastların üyelerini getirmeyi özellikle tercih etti.
“Birlik içinde çeşitlilik” ilkesini benimseyen “Kongre Partisi” kast sistemini büyük ölçüde gevşetti ama hindu kitleler değişimi içselleştiremedi. Fanatik Hindu din adamları kast inanışını sürdürdü. Kastlar arasında modernizmin sebebiyet verdiği gerilimler, Hindu milliyetçiliğinin radikalleştirilmesiyle aşılmaya çalışılıyor.
HİNDU FANATİZMİ TOPLUMSAL BARIŞA TEHDİT
Müslümanların yanı sıra Sih, Hristiyan ve Budistlerin yaşadığı Hindistan'da radikal Hindu milliyetçiliği çok dinli ve çok kültürlü geleneksel yapıyı tehdit ediyor. “Hindutva” olarak anılan radikal Hindu milliyetçiliği, Hindu din devleti "Rasthra"yı savunanlar tarafından da büyük destek gördü.
Hindu fanatikler Hindu olmayanlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmasını, gerekirse şiddet kullanmak suretiyle Hindistan'dan çıkarılmasını istiyorlar. Oysa Hindistan'ın son 800 yıllık tarihine Müslümanlar damgasını vurdu. Tarihçilere göre Hindistan'a yazılı tarihi getiren de Müslümanlardı. Bugün Hindistan medeniyeti denildiğinde ilk akla gelen yapılar, Taç Mahal dahil, Müslümanlara ait.
1980’lerin başlarında yükselişe geçen Hindu milliyetçiliği Sih’lerin tepkisiyle karşılaştı. 1983-1992 yılları arasında Hindu-Sih çatışmasında 25 bin kişi öldü. Hindistan'ın bağımsızlığının ardından uzun yıllar iktidarda kalan Kongre Partisi'nin liderlerinden Başbakan İndra Gandi 1984’te Sih koruması tarafından öldürüldü. Oğlu Rajiv Gandi de başbakanken, 1991’de bir başka etnik çatışmada, Tamil gerillaları tarafından öldürüldü.
1980’de kurulan Hindistan Halk Partisi BJP, radikal bir Hindu partisi olarak sahneye çıktı. BJP, önce Uttar Pradeş eyaletinde, 16. Yüzyılda Babür Şah tarafından Ayodhya’da yaptırılan Babri Mescidi’nin yıkılmasına odaklandı.
Hindulara göre Babri Mescidi, Hindu tanrısı Rama’ya adanan kutsal tapınağın yıkılması suretiyle inşa edildi. BJP’nin kışkırttığı Hindu kalabalıklar 1992’de Babri Mescidi’ni yıktı. Hinduların Ram tapınağı iddiası bilimsel destekten yoksun. Ancak Müslüman Hintlilere yönelik gerginlik ve şiddet aralıksız sürdü.
Fanatik Hindu milliyetçileri Müslüman erkeklerin asimile edilemeyeceği gerekçesiyle şiddet yoluyla Hindistan'dan çıkarılmaları gerektiğine inanıyor. Bir diğer fanatik kadın Hindu örgütü "Samiti" ise Müslüman semtlerine kılıçlı yürüyüşler düzenledi. Samitiler büyük şehirlerde tahrik unsuru olarak kullanıldı.
Hindu milliyetçiliğinin çekirdeğini kast sisteminde üst sırada olan Brahmanlar teşkil etti. Hindu milliyetçiliği daha sonra alt orta sınıflara mensup Hindular arasında yayıldı. Hindu milliyetçiliğinin şiddete yönelmesinde etkenlerden birisi ise aşağı kasttan Hintlilerin 1980’lerde kitleler halinde İslamı kabul etmeleriydi.
Laik "Kongre Partisi"nin bu gelişme karşısında etkisiz kaldığını düşünen Hindular BJP ve Shiv Sena gibi radikal partilere yöneldi. Hindu fanatizminin Hindistan'a bedeli çok ağır oldu. On binlerce insan Hindu-Müslüman, Hindu-Sih çatışmasında hayatını kaybetti. Hinduistlerle Müslümanlar arasındaki çatışmayı körüklerken bir an olsun tereddüt bile etmeyen Hindistan Halk Partisi şimdi merkez sağ çizgiye kaydı.
Hindu fanatiklerle arasına mesafe koyan BJP 2014 seçimlerinde yeniden iktidara geldi. BJP’nin liderleri geçmişteki olaylardan ötürü Müslümanlardan özür dilemeye hazır olduklarını ilan etti. Ancak, BJP’yi dahi yozlaşmakla suçlayan Hindu fanatizmi Hindistan'ın bütünlüğüne ve huzuruna yönelik bir tehdit olarak varlığını sürdürüyor.
ÜLKEDE 177 MİLYON MÜSLÜMAN YAŞIYOR
Resmi olarak Hindistan’da yaklaşık 177 milyon 300 bin Müslüman yaşıyor. Hindistan, Endonezya ve Pakistan’ın ardından dünyada en çok Müslüman nüfusa sahip üçüncü ülke.
Ancak yine de Müslümanlar, çoğunluğu Hindulardan oluşan nüfusun yaklaşık yüzde 13'ünü oluşturuyor.
İslam Hindistan'da 8. Yüzyılın başlarında Arap tüccarlar aracılığıyla girdi fakat gerçek etkinliğini 12. yüzyılda kazandı. Hindistan’ın İslamlaşması büyük çoğunlukla Türklerle oldu.
İlk olarak Gaznelilerle başlayan Türk-İslam devletleri zinciri Tuğluklular, Lodiler, Delhi Türk Sultanlığı ve son olarak Babür İmparatorluğu'yla sona erdi.
Bugünün Hindistanı; Hinduizm, Budizm, Sihizm ve İslam gibi dört büyük dinin kamu hayatına damgasını vurduğu laik anayasası olan bir ülke. Hindistan'da farklı inanca sahip olan kesimler arasında genelde bir uyum görülse de, Hindularla Müslümanlar arasında zaman zaman ölümlere de neden olan gerginlikler yaşanıyor. İlişkilerin kırılma noktası ise Keşmir.
Hindistan, Pakistan ve Çin sınırlarında dağlık bir bölge olan Keşmir'in Müslüman halkının, Hindistan ile bütünleşmek istememesi nedeniyle, Hindistan ile Pakistan arasında 1947 ve 1965 yıllarında iki savaş yaşandı. Keşmir sorunu, 1948 yılından beri Birleşmiş Milletler'in gündeminde.
Üçte ikisi Hindistan, kalan kısmı Pakistan topraklarında yer alan Keşmir'i Hindistan kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası sayıyor. Pakistan ise Keşmir'in geleceğinin BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde kendi halkı tarafından yapılacak bir referandum ile belirlenmesi gerektiğini savunuyor.
EN BÜYÜK MÜSLÜMAN AZINLIK
Nüfusu 1 milyarın üzerinde olan Hindistan'da yaklaşık 180 milyon Müslüman yaşıyor. Bu açıdan bakıldığında dünyada sayıca en fazla Müslüman azınlığın Hindistan'da yaşadığı görülüyor. Hindistan Müslümanları hem hükümetin hem de Hindu nüfusun ağır baskısı altında. Değişik zamanlarda Hinduların Müslümanlara saldırmalarıyla çıkan çatışmalarda çok sayıda Müslüman hayatını kaybetti.
Hindistan'da Müslüman toplumu temsil eden başlıca kuruluşlar Hindistan Alimleri Meclisi, Hindistan Müslüman Öğrenciler Birliği ve İslâmi İstişare Kurulu. Müslümanların evlenme, boşanma, miras gibi özel alanlarını kapsayan konularda İslâmi hükümler uygulanıyor. Dönem dönem yönetimler bunu uygulamadan kaldırmak ve Hindistan kanunlarını geçerli kılmak istediyse de karşılaşılan direnç değişimi engelledi.
Hindistan Müslümanlarının yaşadığı sorunların geçmişi ise 20. Yüzyılın ilk yıllarına dayanıyor. 1915’te Gandhi, Hindistan’a gelerek barışçı bir mücadele platformu yaratmaya karar verdi.
1919’da İngilizlerin getirdikleri anti-terör yasaları yaygın protesto dalgalarına yol açacak ve aşırı baskılar tepkileri artıracaktı. Esas dönüm nokrası da İngiliz General Dyer’ın kapalı bir meydanda sıkışan silahsız göstericilere ateş açtırdığı Amritsar kentinde yaşandı. Cephaneleri biten İngilizler ateş kestiğinde, meydanda yatan 400 masum ölü ve bin yaralı bir dönemin sonu oldu.
Gandhi de bu tarihten itibaren ‘sivil itaatsizlik' kampanyalarının hazırlığına başladı. Radikal Hindular ise bu yöntemi benimsemedi. II. Dünya savaşı öncesinde Kongre Partisi eyaletlere özerklik getiren yeni sistem çerçevesinde yapılan seçimlerde, büyük bir başarı kazandı. Müslümanları eyalet hükümetlerinden dışlandı.
Muhammed Ali Cinnah’ın koalisyon önerilerinin reddedilmesi Müslümanlar ile Hindular arasındaki ortak zemini tamamen ortadan kaldırdı. Hinduların Nehru liderliğindeki katı tutumu, Müslümanların endişelerini körükleyince, Cinnah da mücadele çağrısı yaptı. 1946’nın 16 ağustos günü Müslümanların ilan ettikleri ‘Genel Direniş’ kanlı çatışmalara dönüştü. Birkaç ayda en az 12 bin kişi hayatını kaybetti. Hindular ve Müslümanlar kendi bölgelerine göçe başladı.
14 Ağustos 1947’nin gece yarısından itibaren Hindistan ve kuzeydoğu ile kuzeybatıdaki Müslüman çoğunluğa dayanan Pakistan birbirlerinden kopup bağımsızlıklarını ilan etti. Bu sırada yaşanan büyük göç ile en az 12 milyon Müslüman, Hindu ve Sih yer değiştirdi. Karşılıklı katliamlarda yarım milyondan fazla insan öldü. 1971’deki Hint-Pakistan Savaşı’ndan sonra Doğu Pakistan’da, 'Bengladeş' adıyla ayrı bir devlet kuruldu.
1964’teki ölümüne kadar Hindistan, Jawaharlal Nehru tarafından yönetildi. Daha sonra İndira Gandhi, 1966 ve 1980’de iki kez başbakanlığa getirildi. Ülkedeki büyük fakirlik ortamında, etnik farklılıklar art arda çatışmalara neden olmaya devam etti. İndira Gandhi 1984'te, Sihlerin en kutsal mekânı Altın Mabet'e yapılan bir saldırı sonrasında, Sih muhafızları tarafından öldürüldü.
Yerine geçen oğlu Rajiv Gandhi ise yolsuzluklar nedeniyle yıprandı ve 1991’de öldürüldü. Hinduların Sih mabetlerinin yanı sıra camilere de saldırmaları, 1991-1993 arasında yeni şiddet dalgaları oluşturdu.
GUJARAT’DA 2 BİN MÜSLÜMAN KATLEDİLDİ
Hindu - Müslüman gerilimi ülkede sık sık çatışmalara neden oluyor. Bu gerilimin katliama dönüştüğü bir başka eyalet ise Gujarat oldu. 27 Şubat 2002’de Gujarat'ta yaşanan olaylarda 2 bine yakın Müslüman öldürüldü.
Hindu - Müslüman geriliminin katliama dönüştüğü bir başka eyalet Gujarat oldu. Hindistan’ın batısında Müslümanların yoğun olarak yaşadığı eyalette 27 Şubat 2002 günü bir trende çıkan ve 58 kişinin diri diri yanarak can verdiği yangını kimin yaptığı bulunamadı.
Yangının Müslümanlar tarafından planlandığı ve gerçekleştirdiği iddialarının yayılması üzerine bir kaç saat içinde Müslüman toplumuna karşı bir linç hareketi başladı. Kısa süre içinde 2 bine yakın Müslüman öldürüldü. 150 bin Müslüman evlerinden zorla çıkartılıp sürüldü.
Anne babalar çocuklarının gözlerinin önünde dövüldü, hakarete uğradı, öldürüldü. Müslümanların ibadet yerlerine saldırıldı. Yaşananlara tanıklık eden bir Müslümanın olaylar sonrasında medyaya yansıyan ifadeleri o günün özeti gibiydi: “Evimizi ateşe verdiler. Sünnetli olup olmadığımı kontrol ettiler. Daha sonra benim de ellerimi bağladılar. Yaşlı annemi ve babamı ellerindeki sopalarla acımadan vurarak dövdüler. Kız kardeşimi saçından sürükleyip mutfağa götürdüler…”
Yaşananlar dünyada geniş yankı buldu. Uluslararası af örgütünün olaylarla ilgili hazırladığı raporda dikkat çekici detaylar vardı. Af Örgütü'nün raporuna göre, hükümet olaydan sonra, birçok parti ve hükümet üyelerinin de yer aldığı gözlemlenen, Hindu grupların Müslüman azınlığa yönelik yaygın ve sistematik saldırılarını önlemek ya da durdurmak için hiçbir şey yapmadı.
Olayların birçoğunda yapılan ihlaller insanlığa karşı suç oluşturmaktaydı. Af Örgütü yetkilileri olayla ilgili yaptıkları açıklamada, Gujarat eyalet yönetiminin şiddet olayları sırasında başta kadınlar ve kız çocukları olmak üzere Müslümanları korumadığının altını çizerek, “Ve ne yazık ki, birçok saygın yerel gözlemcinin gösterdiği kanıtlara rağmen, hala kusurunu kabul etmeyi ve üzüntüsünü dile getirmeyi reddetmesi kurbanları bir kez daha aşağılamaktır” demişti.
Şiddet olayları sonucu Müslümanları öldürmekle suçlananlarla ilgili toplam 9 dava açıldı. Mahkeme 31 Hindu’yu Müslümanları öldürmek, isyan çıkarmak ve evleri ateşe vermek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı.
2002 yılında yaşanan olaylardan sonra Hintli yazar Arundati Roy'un kaleme aldığı bir yazıda kullandığı şu ifadeler de Hindistan'da benzer olayların yeniden yaşanma ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyordu: “Küçücük bir şey, bir sinema kuyruğundaki bir kargaşa ya da trafik lambasındaki bir kavga ölümcül sonuçlar doğurabilir... Müslümanların birçoğu, özellikle de gençler, muhtemelen militanlaşacaklar. Berbat şeyler yapacaklar. Sivil toplum onları kınamaya çağrılacak...”
KATLİAMIN SORUMLUSU MODİ ŞİMDİ BAŞBAKAN
2002 yılında Gujarat'ta yaşanan olaylarla ilgili tartışmalar Hindistan'ın gündemindeki yerini koruyor. Bu tartışmaların odak noktasında ise dönemin eyalet başbakanı, bugünün başbakanı Narendra Modi var.
Modi, 2014 yılının mayıs ayında düzenlenen genel seçimlere Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisi’nin başbakan adayı olarak katılmıştı. 2001 yılından başbakan seçilene kadar Gujarat eyaletinin başkanı olan Narendra Modi, 2002 yılında eyalette meydana gelen Hindu Müslüman çatışmalarında gerekli güvenlik önlemlerini almayarak Müslümanların şiddete maruz kalmasına seyirci kalmakla suçlanmıştı.
Hakkında 2002 yılındaki olaylardan dolayı birçok dava açılan Modi ve hükümeti bu davalardan bazılarından hüküm giyerken Modi şu ana kadar ceza almadı. Kabinesindeki bazı bakanların bu olaylardan suçlu bulunarak hapse atıldığı Modi’ye, başta ABD olmak üzere birçok Batılı ülke büyükelçilikleri dini ayrımcılık yaptığı gerekçesi ile ülkelerine vize vermemişti.
Narendra Modi’nin Hindistan başbakanlığı için aday olarak gösterilmesi partisinde de bölünmeye neden olmuştu. Partinin liberal yüzleri Modi’nin adaylığının BJP’nin liberal Hindulardan ve Müslümanlardan gelecek oyları engelleyeceği görüşündeydi.
Narendra Modi'nin seçim kampanyasında, milyonlarca Müslüman’ın yaşadığı Uttar Pradesh eyaletindeki nefret söylemi yüklü seçim kampanyası tartışmalara neden olmuştu. Parti içi ve dışındaki muhalifler çatışma endişesini yüksek sesle dile getirmişti.
Seçimlerden önceki son konuşmasını İslam mimarisinin nadide örneklerinden Taç Mahal’in de bulunduğu Agra’da yapan Modi, yine Müslümanları hedef almıştı. “Müslüman azınlık için halkın yüzde 75'inin ihmal edildiğini” söyleyen ve Hindulara “haksızlık” yapıldığını savunan milliyetçi lidere, binlerce Hindu destek vermişti.
DOĞUM KONTROLÜ İÇİN KISIRLAŞTIRMA KAMPLARI!
Hindistan, ekonomisini hızla geliştirse de sosyal yaşamda önemli sorunlarla karşı karşıya. Bunlardan en önemlisi ise kadınların karşı karşıya kaldığı kötü muameleler. Devlet politikası olarak kabul edilen kısırlaştırma ameliyatları onlarca yıldır Hintli kadınların ölümüne neden oluyor.
Devlet artan nüfusla baş etmek için zaman zaman aile planlaması kampları kurarak, kitlesel kısırlaştırma ameliyatları yapıyor. Resmi rakamlara göre, Hindistan'da 2013-2014 yılları arasında 4 milyon kısırlaştırılma ameliyatı yapıldı.
Ülkenin gündeminde, kasım ayında kısırlaştırma ameliyatları nedeniyle hayatını kaybeden kadınlar var. 11 Kasım'da Çattişgarh eyaletinde 83 kadın devlet tarafından kurulan bir sağlık kampında ameliyat edildi. Bu kadınların 15'i ameliyat sonrası yaşanan komplikasyonlar sonucu hayatını kaybetti.
Bilaspur bölgesine bağlı Pendari köyünde yaşayanların iddiası, ameliyatların aceleye getirildiği, ölümlerin de bu nedenle yaşandığı yönünde. Eyaletin sağlık bakanı Amar Agraval "Suçlu bulunanlar katı şekilde cezalandırılacaktır. Ancak şu anda önceliğimiz kadınlara en uygun sağlık hizmetini vermek" şeklinde konuşsa da, bu tür ölümlerin ülke için bir ilk olmaması soru işaretlerini arttırıyor.
2012 yılında Bihar'da üç kişi, iki saat içinde 53 kadını ameliyat ettikleri için tutuklanmıştı. Bu kişiler ameliyatları bir tarlada anestezi olmadan gerçekleştiriyordu. Ülkede yoksul kadınlara bu tür ameliyatları olmaları için para ödendiği iddia ediliyor.
Hindistan'daki kısırlaştırma kampanyası 1970'lerde, dünya bankası, İsveç Uluslararası Kalkınma Kurumu ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'dan alınan on milyonlarca dolarlık destekle başladı.
Bireysel özgürlüklerin askıya alındığı 1975'teki olağanüstü hal döneminde, eski başbakan İndira Gandhi'nin oğlu Sanjay Gandhi, çoğu insanın 'dehşet verici' olarak nitelendirdiği yoksul erkeklerin kısırlaştırılması uygulamasını başlattı. O dönem polisin köyleri kuşatıp, erkekleri sürükleyerek ameliyathaneye götürdüklerine dair haberler duyulmuştu. Uygulamadan İslam düşmanı Hintli yazar Salman Rüşdi'nin 'Geceyarısı Çocukları' adlı romanında da bahsediliyordu.
NAMUS CİNAYETLERİ OLAĞANLAŞMIŞ DURUMDA
Ekonomik ve siyasi istikrarı yakalamış görünse de, Hindistan sosyal yaşamda kangren haline gelmiş sorunlarla baş etme konusunda zorlanıyor. Hindistan pek çok doğu ülkesi gibi namus cinayetlerinin sıkça yaşandığı bir ülke.
Ülkede bu tür cinayetler, etnik ve dini gruplarda ve özellikle de kuzey ve kuzeybatı bölgelerinin Pencap, Rajasthan, Haryana, Uttar Pradesh kırsal kesimlerinde yaygın. Haryana, Pencap ve Uttar Pradesh’de yılda 900’e yakın cinayet işleniyor.
Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre, uluslararası düzlemdeki namus cinayetlerinin beşte biri Hindistan’da işleniyor. Bu, BM’nin açıkladığı rakam ancak uluslararası insan hakları örgütleri ve kadın gruplarına göre birçok aile, bu cinayetleri ceza almamak için “kaza sonucu ölüm” veya “canına kıyma” olayı olarak bildiriyor.
Hindistan’da ailenin şerefini korumak adına aile üyelerinin öz kızını öldürmeleri için birden fazla neden var. En bariz neden, günümüzde kast sisteminin katı biçimde uygulanması ve kırsal kesimlerde yaşayanların evlilik kurumuna bakış açıları.
Eğer bir kız ailenin onayını almaz ve ‘kast’ı dışında biriyle evlenmek isterse, ailesinin şerefine leke sürdüğüne dair yaygın bir inanış söz konusu. Aynı inanışın gereği olarak hem kız hem de evlenmek istediği kişi öldürülüyor.
Bu tür cinayetlere onay veren ise Hindistan’ın kuzey ve kuzeydoğusunda, hukukun uygulanmadığı yerlerde, özellikle cinsellik ve evlilik konusunda tek otorite olan 10-15 kişilik Khap Panchayats yani köy meclisi.
Bu meclisin üyeleri seçilerek iş başına gelmiyor. Köyün yaşlı “kanaat önderleri” durumundalar. Adalet Bakanlığı, ruhani liderlerden, sosyal hizmet uzmanlarından ve gönüllülerden, bu tür cinayetlerin topluma kötü etkileri olduğu konusunda halkı ikna etmek için yardım istiyor. Ancak namus cinayetlerinin işlenmeye devam etmesi, bu konuda başarı sağlanamadığını gösteriyor.
BİLİŞİM SEKTÖRÜNDE HIZLI BÜYÜME
Hindistan, kadın hakları konusundaki bu karanlık tabloya rağmen pek çok konuda gözle görülür bir ilerleme sağlıyor. Bunların başında da şüphesiz bilişim sektörü geliyor. Hindistan, bilişim sektöründe dünyanın önde gelen ülkelerinden. Son on yılda yüzde 50 büyüyen bilişim sektörü, yılda yaklaşık 30 milyar dolarlık bir ciroya sahip.
İhracata yönelik yapılanan sektörde yüzde 60’ı yerli olmak üzere toplam 5 bin firma faaliyet gösteriyor. Yazılım ürünlerinin yüzde 70’i ABD, yüzde 14’ü İngiltere ve geri kalanı Avrupa ülkeleri tarafından satın alınıyor.
Hindistan’da 650 bin çalışanıyla ve milli gelire yüzde 2'lik katkısıyla yazılım sektörü en hızlı gelişen sektör. Yazılım sektörü için 150’nin üzerinde üniversite ve 500 enstitüde, mühendislik başta olmak üzere profesyonel çalışanlar yetiştiriliyor. Toplam 10 milyar dolara yakın gelir elde eden Hindistan yazılım firmalarının genel ihracatındaki yeri ise yüzde 20 düzeyinde.
Dünya bilişim piyasasının üçte ikisi de Hintli firmaların elinde. Fortune dergisinde yer alan dünyanın 500 en büyük firmasından 250’si Hintli firmaların müşterisi. Dünyada her dört çokuluslu şirketten biri yazılım işlerini Hintli firmalara yaptırıyor.
Hindistan’daki yaklaşık 5 bin bilişim teknolojisi ve yazılım hizmeti şirketinin yüzde 60’ı yerli firmalardan oluşurken, kalan yüzde 40’ı hem Hindistan hem de yurt dışında ofisleri bulunan çok uluslu şirketlerden oluşuyor.
Hintli firmalar ve Hindistan hükümetinin desteği, Hindistan bilişim sektörünün gelişmesine hız kazandırdı. 1970’lerde başlayan süreç, 1990’larda yapılan ciddi ve planlı yatırımlarla bugünlere geldi. Sektör geliştikçe Hintli yazılım şirketleri özel yazılımlar geliştirmeye ve yurt dışı pazarlarına bunları ihraç etmeye başladı. Rekabet gücü açısından da çok büyük avantajları bulunuyordu.
Aynı özel yazılımların ABD gibi ülkelerde geliştirilmesi karşında Hintlilerin kozu ucuz iş gücüydü. Ucuz işgücünün yanı sıra, yüksek öğrenim ve bilgisayar mühendisi yetiştirilmesine verilen önem, büyük Amerikan firmalarında çalışan Hintlilerin sayıca fazlalığı ve yazılım hizmetleri için büyük sermayeye gerek olmaması gibi unsurlar da bu ülkenin yazılım sektörünün hızlı gelişmesinde önemli rol oynadı.
Hindistan sadece yazılım sektörüyle bilişim sektöründe öne çıkmıyor. Bankacılık, sigortacılık, teknoloji, telekomünikasyon, mühendislik ve işletme hizmetleri gibi alanlarda faaliyet gösteren pek çok uluslararası şirketin çağrı merkezlerini yönetiyor, finansal muhasebe kayıtlarını tutuyor ve veri tabanı hizmetleri sunuyor.
MARS’TA UYDUSU BULUNAN 4. ÜLKE
Hindistan ayrıca, son yıllarda uzay araştırmalarına hız veren ülkelerden biri. Yeni Delhi yönetimi, özellikle fırlatma rampaları konusundaki yatırımlara ağırlık veriyor. Geçmişte Fransız Guyanası ve Baykonur'u tercih eden pek çok ülke, artık uydularını Hindistan'ın Andra Paradeş Bölgesi'nde bulunan merkezden fırlatmayı tercih ediyor.
Hindistan uzay araştırmaları merkezi, Fransa, Almanya, Kanada ve Singapur'a ait 5 ayrı uyduyu aynı anda uzaya göndermeyi başardı. Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin de seyrettiği törenle fırlatılan roket 714 kilogramlık Fransız gözlem uydusu, 14 kilogramlık alman uydusu, 15'er kiloluk 2 kanada uydusu ve 7 kiloluk bir Singapur uydusunu taşıdı.
Narenda Modi, roketin başarıyla fırlatılmasının ardından "Hindistan'ın uzay çalışanlarında dünyanın servis sağlayıcısı olmayı hedeflediğini" söyledi. Ancak Hindistan'ın uzay programı sadece "taşıyıcı ülke" olmakla sınırlı değil. Zira Hindistan, 5 Kasım 2013'te Bengal körfezi kıyısındaki bir üsten ilk insansız uzay aracını Mars'a gönderdi.
"Mars aracı' anlamına gelen Mangalyaan uydusu 24 Eylül'de yörüngeye yerleşti. Böylelikle, Hindistan Kızıl Gezegen'de uydusu olan dördüncü ülke oldu. Mangalyaan uydusu tarafından gönderilen görüntüler de dünyaya ulaştı. Misyonun bir parçası da mars atmosferinde yaşam belirtisi aramak.
74 milyon dolara mal olan Mangalyaan projesi, mars yörüngesine başarıyla girilen ilk deneme ve benzerleri arasındaki en ucuz sefer. NASA'nın son Maven misyonu bunun neredeyse 10 katı maliyete sahipti.
BOLLYWOOD HER YIL 2 BİN FİLM ÜRETİYOR
Rengarenk kıyafetler, eğlenceli şarkılar, coşkulu danslar ve bol mimik; işte Bollywood sineması. Hint filmleri dünya çapında bir ekol, sadece Hindistan'da değil tüm dünyaca tanınıyor ve izleniyor. Farklı tarzlarıyla zaman zaman alay konusu olsa da müdavimi çok.
Hint kültürünü dünyanın dört bir yanına başarıyla taşıyan Bollywood, Hindistan'ın en karlı sektörü. Her sahnenin şarkılarla bölündüğü ve yüzlerce kişinin mükemmel bir uyumla dans ettiği bu renkli filmler bugün dünyanın en büyük sinema endüstrisini oluşturuyor.
Yirminci yüzyılın başında Amerikan ve Çin film endüstrileriyle birlikte küresel bir girişime dönüşen Hindistan sinema sektörü her yıl 2 bine yakın film üretiyor. Dünya ekonomisine 90'larda açılan Hindistan'da hükümet, sinema sektörünü önemli bir araç olarak kullanmayı başarmış durumda.
Ülke yönetimi, bu filmler sayesinde hem ülkesini hem de Hint kültürünü tüm dünyaya tanıtıyor. Ülkede farklı dillerde konuşan birçok etnik grup bulunması yerel sinema sektörlerini de geliştirmiş. Ülkede Bengali, Malalayam, Tamil ve Telugı gibi dillerde de yüzlerce film çekiliyor. Ancak hem Hindistan'da hem de dünyada en popüler filmler Bollywood adıyla anılan Mumbai sinemasının ürünleri.
Bollywood, adını Amerika Birleşik Devletleri'nin popüler sineması Hollywood'dan alsa da, çekilen filmler tamamen Hint kültürünü yansıtır nitelikte. Hollywood'un iki katı üretim yapılan Bollywood'da filmlerin özellikleri de Amerika'dakilerden farklı. Ortalama uzunluğu 3.5 saati bulan filmler, içinde mutlaka müziği ve dansı barındırıyor.
Zaten filmlerin süresi de bu nedenle uzuyor. Neredeyse her tonlamaya karşılık bir mimik veya jest içeren Bollywood oyunculuğu da kendine özgü bir tarz yaratmış durumda. Ülkede her yıl 2 milyarın üzerinde sinema bileti satılıyor.
Türkiye'de de büyük ses getiren Hint filmleri oldu. Bunların başında Türkçeye de uyarlanan ve müziğiyle uzun yıllar akıllarda kalan 1951 yapımı Avare filmi geliyor.
İngiltere’nin 2 yüzyıla yakın bir süre sömürgesi olan Hindistan, bu dönemden kalan pek çok alışkanlığı devam ettiriyor. Örneğin kriket ülkenin milli sporu. Ancak son dönemde ülkede futbola olan ilgi hızla artıyor. Bugün FIFA sıralamasında 158'inci olan Hindistan'da 21 Ekim 2013’te sadece 8 takımın olduğu bir futbol ligi oluşturuldu. Federasyon ülkede ilgiyi attırmak için renkli görüntülerin yer aldığı bir tanıtım filmi hazırlattı.
Loading...
Kaynak: Kuzey Haber Ajansı