Mevlid, önde gelen büyük camilerin baş imamları ve Mızıka-i Hümayun’un güzel sesli müezzinlerinin hazır olması ve padişahın “oturunuz” emriyle başlardı. Bu sırada kadınlar kafesler arkasından töreni takip ederler ve mevlid okunduğu sırada misafirlere gül suyu dökülerek, gümüş tepsiler içerisinde akide şekeri dağıtılırdı. Mevlidin bitiminin ardından da ikramlar devam eder ve gelenlere süslü sepetler ve kutularla şekerler, şerbetler ve naneli limonatalar verilirdi. Tebriklerin sunulmasının ardından ise kandil akşamı sona ererdi. Son dönemin kandil kutlamalarında yapılan bu uygulamalar dışında Sultan II. Abdülhamid, mübarek günlerde çeşitli tarikat ve cemaat mensuplarını sıra ile davet ederek adetleri olan zikir törenleri veya ayinlerini dervişleriyle birlikte sarayda yaptırmayı alışkanlık haline getirmişti.
Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası
Hicri takvimde Rebiülevvel ayının 11. gününü 12. güne bağlayan ve “doğum” manasına gelen “Mevlid Kandili”, Osmanlı’da, 1910 yılından itibaren, resmi törenle kutlanması kanunla kabul edilen bir gündü ve bu Cumhuriyet’e kadar da devam etti. Hicri takvimde Rebiülevvel ayının 11. gününü 12. güne bağlayan ve “doğum” manasına gelen “Mevlid Kandili”, Osmanlı’da, 1910 yılından itibaren, resmi törenle kutlanması kanunla kabul edilen bir gündü ve bu Cumhuriyet’e kadar da devam etti. Fakat bu güne ilişkin kutlamalar 16. Yüzyılın sonlarına doğru bir devlet töreni halini almıştı ve Mevlid Kandili’nde Osmanlı Sarayı’nın Küçük Mabeyn dairesinde Kur’an-ı Kerim okunması adettendi. Başta padişah olmak üzere mevlide bulunacak davetliler için minderler hazırlanır, kandil için çeşitli kişilere davetiyeler gönderilir ve sabahtan itibaren de gelen misafirler bir bir Sultan’a arz olunurdu. Davete iştirak edenler de resmi üniformalarını giymiş olarak gelirlerdi.
Mevlid Kandili sarayda bu şekilde idrak edilirken saray dışında ise gündüz alay düzenlenir ve bu alay Cuma selamlığından farklı olarak asker sayısı arttırılmış bir şekilde gerçekleştirilirdi. Tıpkı saraydakine benzer şekilde Mevlid gününden önce protokole dâhil devlet adamlarına davetiyeler gönderilir, ne zaman hangi camide bulunacakları bildirilerek davetlilerin tören kıyafetleriyle belirtilen camide bulunmaları sağlanır, yollar meşalelerle ışıklandırılırdı. Mevlid geceleri ev ve dükkânların önlerine kandil asılması ve beş pare top atılması Sultan II. Mahmud devrinden beri adettendi. Saray’daki ikramlar dışarıda da benzer şekilde yapılır askerlere de şekerler, şerbetler ve avaidler verilirdi. Verilen ikramlardan almak için camiler etrafında adeta izdiham olur ve bu işlemi yapan hademeler kimi zaman ezilme tehlikesi bile geçirirlerdi.
Sarayda veya camilerdeki bu törenlerden başka hemen her devlet adamının ve zenginin konağında, camilerde, mescidlerde ve halktan kimselerin evlerinde de mevlid okutulmakta idi. Osmanlı’da Mevlid Kandili’nde gerçekleştirilen ve dikkat çekici uygulamalardan biri de Hz. Muhammed (S. A. V) doğum günü olması münasebetiyle hapishanelerdeki bazı mahkumların affedilmesiydi. Bu mahkûmlar genellikle adi suçlulardan ve cezasının üçte birini çekenler içerisinden olurdu. Mevlid Kandili sebebiyle yapılan tahkikat neticesinde durumu uygun olan mahkûmlar padişah tarafından affedilerek serbest bırakılırdı.
İşte Hz. Muhammed sav. sevgisini tarif eden...
Fatih Sultan MehmetHan
Sen kokmayan gülü neyleyim,
Neyleyim sensiz baharı?
Sen doğmayan günü neyleyim,
Neyleyim sensiz ben dünyayı?
Senin tenine değmeden gelen yağmuru istemem,
meltemi istemem.
Seni parlayacaksa parlasın yıldızlar,
Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem.
Bülbüller söyleyecekse seni söylesin,
Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.
Özlemim sen olacaksan yansın yüreğim,
Sılası sen olmayan gurbeti istemem, vatanı istemem.
Bir ateş yakacaksa beni kalbimden,
Senin aşkının ateşi yaksın,
Senden gayrı başka bir aşkla kül olursa kalbim,
Bu kalbi istemem, ateşi istemem, koru istemem.
Seni göremediğim vahalar bedevilerin olsun,
Ben senin çölünü isterim, suyu istemem.
Sana çıkacaksa durmaz yürürüm,
Sonu sen çıkmayan yönü istemem, yolu istemem.
Ben gönüllü bir köleyim, kulağımda küpem.
Kalbini fethedecekse geçerim bin sina'yı birden.
Yoksa neyime?
Bu fethi istemem, Mısır'ı istemem, cihanı istemem.
Ben Sultan Fatihim, önündeyim İstanbul'un.
Yakarım bu şehri yüzünde bir tebessüm için.
Yoksa gül yüzünü güldürmeyen sultanlığı istemem, İstanbul'u istemem.
Ben bir garip yunusum, yazdığım sensin, yandığım sen.
Senden gayrı bir aşka ben kalemi istemem, kağıdı istemem.
Ben senin ümmetinim, sensin benim efendim.
Senden gayrı, senden başka efendi istemem, sevgili istemem, istemem…