Amerika'nın bir ihtiyacı olarak Tahran rejimi

Amerikan politikası, ister demokrat olsun ister cumhuriyetçi, bölge devletleriyle olan ilişkilerini kendi çıkarlarına göre ve Amerikan stratejisi ışığında belirliyor. Bu stratejideki ana faktörler ise, bölge ülkelerinin çevrelerinde nüfuzlarını genişletmek için belirlediği hedeflere ulaşmalarını engelliyor. Buna tabii ki İsrail devleti dâhil değil. Amerikan stratejisi bölgede kendi kurduğu dengeyi alt üst edecek bir rolü üstlenmeyi hedefleyen tüm ülkelerle çeşitli yollarla savaşmaya hazır. Bu anlayış İran'la savaşı bittikten sonra Irak üzerinde uygulandı ve nüfuzunu genişletmek isteyen başkanları tarafından genişletildi. Aynı mantığın bugün İran üzerinde uygulandığını görmek mümkün. Şu an Amerikan siyasetinin İran'a yönelik tutumunda Tahran rejiminin bölgede hak ettiğinden daha fazla bir rolü üstlenmesini ve büyümesini engellemeye odaklandığı açık. Ve bu tutumun İran'ın siyasi çizgilerine veya insan hak ve özgürlüklerindeki ihlallerine muhalif olmasıyla ilgisi yok.

Diğer taraftan, Birleşik Devletler, İran rejimini düşürmek için de net bir stratejik hedef belirlemiyor. Aksine, Amerika'nın istediği, bölge ülkeleri için bir korkuluk olarak kullanmak istediği rejimin bekası. Bu şekilde körfez ülkeleri sürekli Amerikan ordusuna ihtiyaç duyacak, kullanılmasa da ABD'den körfez ülkelerine yüksek teknolojili silah akışı devam edecek. Amerika, İran iktidarını seviyor, ama rejimin Ortadoğu ülkelerinde yayılmacı emellere sahip olmasından ve nükleer arzularından hoşlanmıyor. Her halükarda unutulmaması gereken bir şey var ki o da; Amerika'nın aynı şeyi Irak'ta yaptığı gerçeği. 1991'de Saddam rejimini körfez ülkelerine karşı korkuluk olarak kullanmak isteyen ve bu strateji bağlamında Irak hükümetini koruyan, fakat 11 Eylül saldırılarından sonra politik yönünü değiştiren ve Irak'ın bölgedeki rolünün bittiği mesajını veren de yine aynı strateji.

İsrail tarafına dönüldüğünde ise İran'a saldırma konusunda sürekli gürültü kopardığı açık. Yalnız tüm bu düzmece tehditler, altı karıştırıldığında birçok durumu ortaya çıkıyor.  Geçmişe bakıldığında ve hatta bugün bile İsrail'in, Amerika'nın izni olmadan büyük- küçük hiçbir savaşın öncüsü olmadığını biliyoruz. Nükleer reaktörlere yönelik ise, İsrail'in 1981'de Irak'a daha sonraki yıllar içinde de Suriye'ye saldırdığı ve bu iki saldırının da doğrudan Amerikan iznine bağlı olarak yapıldığı ortada. Aynı şey bugün İran için de geçerli. Fakat henüz Amerika'dan İsrail'e, İran'a saldırı konusunda yeşil ışık yakılmış değil ve görünen o ki bu ışık hiçbir zaman yanmayacak. İsrail böylesine bir kararı tek başına alacak ve uygulayacak kadar güçlü olmadığının farkında. Bu nedenle doğrudan mesaj olarak nitelendirdiği tehditlerini gerekli yardımı almak ve silahlanmasını artırmak için bir de Amerikan yönetimine okumak zorunda. Hatırlanacağı üzere İsrail tarihinde ilk kez 1991'de Irak'tan Tel Aviv'e düşen Scud füzeleriyle sarsıldı ama buna karşılık verecek cesareti bulamadı. Çünkü Amerika'nın bu konudaki kararı sertti ve İsrail buna karşı koyamazdı.

Amerika'dan veya İsrail'den gelen tehditler bağlamında bir İran savaşı değerlendirilecekse önce Amerika'nın İran'a karşı yürüttüğü savaşın şekillerini ayırt etmek gerek. Görünen o ki, İran'a karşı savaş yıllardır açık ve sert bir şekilde devam ediyor. Bu savaş ekonomik, elektronik ve petrol akışını engelleyen ambargolarla kendisini gösteriyor. Bir süredir de bu kuşatıcılık İran üzerinde fazlasıyla hissediliyor. Öyleyse savaş var ve devam ediyor. Kim İran'ın içerdeki durumunu takip ederse, bu savaşın sosyal ve ekonomik çöküşe yol açtığını çok iyi gözlemleyebilir.

Amerika'nın İran rejimini düşürmek için ekonomik savaşı sürdüreceği konusunda bahse girilebilir. Ama askeri savaş söz konusu olduğunda, güç dengesinin İran'ın aleyhine olduğu ortada olmasına rağmen, herkes böylesi bir savaşın hem İran hem Amerika, hem İsrail hem körfez ülkeleri hem de petrol boru hatları için büyük bir yıkıma yol açacağının çok iyi farkında. Çünkü bu füze savaşı ve tüm devletler bir diğerini yok etmek için elindeki tüm imkânları değerlendirecek. Bu durumu Birleşik Devletler çok iyi biliyor ve bu yüzden bölgede kendi çıkar ve stratejisine ters düşebilecek her hangi bir maceraya katılmayı reddediyor.

Bu noktada Amerika'nın İran'a karşı politikasında ambargo ve abluka sistemine devam edeceği öngörülüyor. Bu konuda zaten Avrupa ile de ittifak halinde. Bundan sonrasında ise İsrail'in tehditleri kuru gürültüden ibaret kalacakmış gibi gözüküyor.

Dünya Bülteni için için El Hayat Gazetesi'nden tercüme eden: Tuba Yıldız