Emre Gül/ Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası
Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatı zamanında, İran’dan İstanbul’a gelerek buradaki medreselerden de icazet alan ve ulema arasına katılan “Molla Kabız”, Osmanlı’da fikir ve düşünce özgürlüğünü gösteren bir olayın baş aktörü olarak tarihe geçmiş bir şahsiyetti. Peçevi, Celalzade, Ali, Hammer gibi Osmanlı tarihçilerinin de yazdığı üzere Molla Kabız, başkentte dillendirdiği görüş ve fikirlerle İstanbul halkını olumsuz anlamda etkilemeye başlamıştı. İslam itikadına dokunacak içerikteki iddiasına göre, Peygamberlere iman esasınca Müslümanların da tasdik ve kabul ettiği Hz. İsa (A.S), Hz. Muhammed (A.S) da dâhil olmak üzere bütün peygamberlerden üstündü. Üstelik bu iddiasını, birtakım ayetleri ve hadisleri istediği gibi yorumlayarak, İslamiyet esaslarıyla ispat eder gibi görünüyordu.

O dönemde müntesipleri bulunan “Hurufilik”le de bağdaşan bu görüşleri, halka açık yerlerde ve bazı meyhanelerde adeta propaganda şeklinde anlatan Molla Kabız, Müslümanlığı kabul etmekle birlikte Hıristiyanlığı ondan üstün hale getirmiş oluyordu. Halifeliğin merkezi ve İslamiyet adına Hıristiyan Avrupa ile cihad eden Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentinde asılsız böyle bir kıyasın ortaya atılması tehlikeli bir oyundan başka bir şey değildi. Ülkenin manevi temellerini sarsıcı bu durum, ulemanın şikayeti üzerine Osmanlı İmparatorluğu’nun en yüksek siyasi ve hukuki karar organı Divan-ı Hümayun’a intikal etti. Konunun fikri içeriğinden dolayı Molla Kabız, Avrupa’da imanlarından zerre kadar şüphe edilenlerin Kilise tarafından şiddetle cezalandırıldıkları ve diri diri yakıldıkları bir dönemde, aylarca İslam dininin esaslarını açıkça baltalamasına rağmen, iddiasını izah ve ilmi tartışma için Divan’a davet edildi.

Kanuni Sultan Süleyman devrinin “Nişancı”larından olan bürokrat, yazar ve tarihçi Celalzâde Mustafa Çelebi’nin, Kanuni’nin cülûsundan başlayarak, devrinin savaşları, olayları, Osmanlı toplumu ve devlet teşkilâtı hakkında bilgi verdiği önemli kaynaklardan “Tabakatu’l-Memâlik fî- Derecâti’l-Mesâlik” adlı eserinde, “Bu derece mahrusa-i İstanbul’da tarikiyye-i zındıka ve ilhad ve na-makbule süluk etmeğin seyf ü mes’ulü’l-şer‛ ile maktul olan Kabız kaziyesidir” başlığı altında buraya kadar: “İttifak-ı erbab-ı ilimden Kabız nam şahsın tabi faiz-i zındıka ve ilhad tarikine cari olub itikadına fesad gelmiş dalalet yollarına salik-nukud-ı hüsran ve tuğyana malik olmağla harabati ve gümrah olub meyhanelerde terhad ile meşhur oldu. Daire-i şer ü edebden hurucuna ulemadan bazı sahib-i gayret kimesneler tahammül etmeyüb bi’l-fiil Sürur-u Kainat üzerine sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti İsa’yı tafzil edüb ayat-ı ilhad-ı tafsil eder görün deyü mezkurun Divan-ı Hümayun’a getirdiler.” Şeklinde anlatılan süreç neticesinde Molla Kabız, iki gün üst üste Divan’a çıkarıldı. Hicri 8 Safer 934, Miladi 3 Teşrinisani 1527 günü yapılan ilk celsede, “Sadreyn” denilen Rumeli Kazaskeri Fenarizade Muhyiddin Çelebi ve Anadolu Kazaskeri Kadiri Çelebi ile karşılaştırılan Molla Kabız, Kanuni Sultan Süleyman, Sadrazam Makbul (Pargalı) İbrahim Paşa ve bütün vezirlerin huzurunda iddiasını izah etti ve onları susturdu. Buna karşın Kazaskerler, Molla Kabız’ın fikrini ilmen çürütememiş olmalarına rağmen bilgisizliklerini örtbas etmek için sertlik ve hışımla idamına hükmettiler.

Celalzadenin: “Ol tarihte Rumeli kazayasına Fenarizade Muhyiddin Çelebi ve Anadolu caniblerine Kadiri Çelebi kazasker idiler. Paşalar bu hususu canib-i şer’i şerife havale edüb Kazaskerlere görün dediler. Mülhid-i mezburu meclislerine getirüb itikad-ı fasidi üzere müddeasını takrir ettikde Kazaskerlerin ikisine bile hışm u gazab müstevli olub ale’l-iya katl ü siyaset emr etdiler. Mülhid davasında musırra olub müddeisinin te’yidi ve temhidi için ayat-ı kerime ve ehadis-i şerife nakl ü tevzih eyleyüb delail ve berahin ile kavlini isbat ve terhih ider. Kazaskerler muktezay-ı şer üzere davasına cevabda kasrlar olub hatırlarında mesail-i şer’iyye hazır olmayub gurur-ı izz ü cah ile mağrurlar istilay-ı asakir-i gaflet ile mesturlar idi…
Mezkur-ı mülhidin müddeası babında şer ile iskata kadirler olmayub gazab-amiz evza ile örfi hükümler eylediler. Vezir-i Azam İbrahim Paşa defaatle kazaskerlere hitab-ı itabamiz edüb bu şahsın müddeası şer’i şerife muhalif olub hata ise ol hatayı gösterüb tabiatında makud olan ukde ve şübhatı keşf ü hal itmek size lazımdır şer ile cevabını vererek örf ile hışm u gazab-ı unfla sui-edeb erbab-ı ulum ve akla layık ve ünseb değildir deyü gördüler çare ve imkan olub mülhide tarikinde ilzam müyesser oldu. Mülhid be-hasbe’s-zahir galebe suretin gösterüb zaruri paşalar def’i meclis edüb mülhidi divandan red etdiler.” Şeklinde anlattığı bu sahnede Molla Kabız’ın iddiasını ilmen ve fikren çürütemeyen ve mevzu üzerinde hazırlıksız olan Kazaskerlerin verdikleri idam kararı kabul edilmedi. Hatta Sadrazam Makbul (Pargalı) İbrahim Paşa, Kazaskerlerden, Molla Kabız’ın şer’i şerife aykırı olan görüşlerindeki hataların şüpheye yer kalmayacak şekilde gösterilmesini istedi. Ve fikrin ancak fikirle mağlup edilebileceğini, aksinin akla ve ilim erbabına yakışmayacağını söyledi. Bunun üzerine Molla Kabız serbest bırakıldı.
Kafes arkasından durumu takip eden Kanuni Sultan Süleyman, Sadrazama hayret ve kızgınlıkla: “Bir mülhid divanımıza gelüb peygamber seza-iki cihan fahrine salavatla aleyhi veselleme tafzil-i Hazret-i İsa eyleyüb müddeası isbatında akavil-i batıla eylese şübhesi zail olmayub ve cevabı verilmeyüb niçin hakkından gelinmedi deyü itab-ı hümayun buyurduklarında” yani “Bir dinden çıkmış divanımıza gelip iki cihan fahri Hz. Muhammed (A.S)’a, Hz. İsa (A.S)’ı üstün kılıp, iddiasını isbatta batıl sözler ediyor, şüphesi giderilip, cevabı verilemiyor, niçin hakkından gelinmiyor” diye hitap edince İbrahim Paşa: “Kazaskerlerin mezkuru şer ile def’e kudretleri olmayub hışm u gazab ile cevab verdiler nice idlüm def’i meclis etdik” dedi. Bu görüşe Kanuni Sultan Süleyman’ın da katılınca ertesi gün ikinci bir celse yapılmasını emretti, Molla Kabız ise o gece ihtiyaten gözaltına alındı. Ertesi gün karşısında “İbni Kemal” lakabıyla tanınan Şeyhülislam Kemal Paşazade Şemsüddin Ahmed Efendi ile İstanbul Kadısı Saadüdin Çelebi vardı. Celalzadenin: “Hazret-i hilafet-penah-eazzallahüensarahü erbab-ı ulum kazaskerlere münhasır değil fetva hidmetinde olan Müftiyyü’l-Müslimin ile İstanbul Kadısını divana davet ederek yarın şer ile görülsün deyü ferman etdiler. Paşalar içeriden çıkdıklarında çavuşlar gönderüb mülhid-i mezburu habs edüb müfti ile İstanbul kadısını Divan-ı Hümayuna davet ettiler. Ol tarihde merhum Kemalpaşaoğlu Mevlana Şemseddin Ahmed müfti idiler tegammedallahü bi-gufrane hakkan ki fezail ve kemalat ile ferid-zamane ve fürudaniş ü irfan ile vahid ü yegane idiler…

İstanbul kadısı Mevlana Saadeddin dahi efazıl-ı rüzgardan sahib-i vakar-ı fazl ile kamkar-ı alem ü kemal ile menus-ı zi-namus tarik-i ilmde cüst u cuyu mecalis-i ulemada mübahis-i fünun için geft ü kuy etmiş bülend-mertebe dakikadan ve üslub-ı şinas-ı merd-dana vasıl ü maarif istinas fazıl kimesne idi. Her vecihle emin-i meşhur amal-i salihası mebrur-ı ahlak-ı hasenesi efvahda da mezkur idi bu iki dane-i hoşmend fazıleyn ve ercümed-i kamileyn divan-ı alişan-ı padişah-ı saadetmende taleb olunubyarındası eksibile atabe-i ulyada Divan-ı Hümayuna hazır oldular” şeklinde anlattığı hazırlığın ardından getirilen Molla Kabız aynı iddiaları bir kez daha tekrarladı. Molla Kabız’ın iddialarını sukunetle ve sabırla dinledikten sonra davasının çürüklüğünü ve delil olarak gösterdiği ayet ve hadisleri yanlış yorumladığını isbat etti.

“Tabakatu’l-Memâlik fî- Derecâti’l-Mesâlik”te: “Müfiyyü’l-müslimin hazretleri kemal-i hilm ü edeb üzere müddeasını istifar edüb makalatını semi tahkik ile isga ve istima eylediler ayat-ı saadet-i gayat-ı rabbani ve ehadis-i hazret-i risalet-penahiden irad ettiği berahin ü delaili söyledüb temam-ı itikadını beyan ü ayan edicek kaide-i ilmiyye üzere kendinin su-i fehm ü idrakini gösterüb şübhelerini temam-ı izale eylediler meal-i ayat-ı kadime mezamin-i saadet-karin ehadis-i nebeviyye nice idüğünü iz’an-ı temam ile tağhim etdiler hakk zahir ü bahir oldu.” Şeklinde anlatılan bu hal üzerine Molla Kabız’ın başı önüne eğildi ve söyleyecek bir söz bulamadı. Yine eserde geçen ifadeye göre: “Kabız’a sukut arız olub tekellüm ü nutka mecali kalmayub melzum u mebhut oldu.” Ardından aylarca İstanbul’da iddiası yönünde propaganda yaparak tehlikeli bir oyun oynayan Molla Kabız’a hatasından döndüğü takdirde serbest kalacağı söylendi. Fakat kabul etmediği için idamına hükmedilerek infaz edildi. Bu son sahne Celalzadenin kalemiyle: “İşte hakk ne idiğü zahir olub malum oldu dahi sözün var mıdır? itikad-ı batıldan adul edüb hakkı kabul eder misin? dediler mülhid-i melzum itikad-ı fasidinde mussır-ı mahkum olub kabul-ü hakdan imtina eyledi sui-itikad ile daire-i inadda sabit-i kadem oluncak müfti hakim-i şeria müracaat edüb fetva emri temam oldu şer ile lazım geleni siz hükmedindediler Kadı şeri dahi mülhidden sual edüb mezheb-i ehl-i sünnet ve’l-cemaat üzere itikad-ı pak tarikine salik olub döndün mü? Dediler çare ve imkan olub hakka ikrar etmedi itikadı batılında kemakan ısrar üzere oluncak şer ile katline hükm ettiler divan ahir olub muktezay-ı şeri kavim üzere mülhid-i mezbur seyf-i şeri mansurla makhur oldu.” Şeklinde yazılmıştı.
Kaynaklar:
Celalzâde Mustafa Efendi, Tabakatu’l-Memâlik fî-Derecâti’l-Mesâlik, PetraKappert’s edition(Wiesbade: Franz Steiner VerlagGMBH, 1981) vr. 172b-175b, Berlin Manuscirpt: Staatsbibliothek, Ms. Or. Quart. 1961.
İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 2, İstanbul, 2011.
